RSS
 

BEN DEVLET

13 Tem


Ben kapitalist devlet olsaydım,hüküm sürdüğüm toprak parçasında Müslümanlar yaşıyorlarsa ne yapardım?.
Faiz olmazsa sistem yürümez,sınırsız üretim tüketim ilkesi gereğince insanlar tarafından alınıp satılabilen herşeyin üretilip tüketilmesi esası çerçevesinde, alkollü içecekleri piyasaya sürmesem olmaz, dünya kaptalizminin tamamının övündüğü seks devrimi münasebetiyle genelevler açıp seks işçiliği sektörünü kurmasam hiç olmaz.
Hüküm sürdüğüm toprak parçasında yaşayan müslümanların oruç tuttukları kutsal Ramazan ayında, dörtbuçukda okunan sabah Ezanını üçbuçukda okutturup yatsı namazı vaktinde sabah namazı kıldıramazsan yukarıdakilerin hiçbiri olmaz,
bunları uygulayabilmek için mutlaka bir formül bulmalıyım; İslam dininin yasaklarından beni muaf tutacak din adamları yetiştirip onları maaşa bağlamalıyım;Devletin muaf tutulduğu şeylerden kendilerini muaf tutacak vatandaşlarımda zamanla çoğalacaktır, bu formül uzunca birsüre işe yarar unutmadan noel babayıda kutlasalar hiç fena olmaz.
Mtoker.com

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

BU ÇÜRÜKDEN KURT ÇIKMAZ

22 Nis


Aynı davaya inandığını söyleyen yüzlerce insanın üye olduğu bir derneğin mensuplarının önüne, başka bir kuruluşun yöneticileri tarafından iş yerlerinde zarara uğratılacakları tehdidiyle, bu kuruluş tarafından önceden hazırlanmış, bu insanların üye oldukları dernekten istifa dilekçeleri konulur, derneğin üyelerinin toplamına yakını önlerine konulan istifa dilekçelerine imza atarlar, işin ilginç tarafı istifa edenlerle ettirenler yakın zamana kadar çıkarları çakıştığı için birlikte hareket ediyorlardır, istifa eden insanların istifa etmemeleri halinde zarara uğrayacakları kesin ve net değildir, ancak başkaları tarafından hazırlanmış istifa dilekçelerinin altına attıkları imzalarla inançlarını,onurlarını,maneviyatlarını ayaklar altına aldıkları kesindir.
Memleketimizde insanımızın geldiği bu son nokta endişe vericidir, toplumumuzda; bizim inançlarımız,davamız,ideallerimiz,düşmanlarımız,dostlarımız yoktur sadece ve sadece çıkarlarımız vardır, çıkarlarımız nasıl hareket etmemizi gerektirirse öyle hareket eder öyle inanırız anlayışı hakim olmaktadır.
Mtoker.com

 
1 yorum

Posted in Genel

 

MUHALEFET PARTİLERİ TİRENİ KAÇIRDI

31 Mar


Fethullah hocanın lokomotifine takılarak yoluna devam etmeye çalışan muhalefet partileri, hız keserek motoru rölantiye aldılar.
Yahu sizene Fethullah hocanın oy potansiyelinden,gittiği yoldan, Fethullah hocanın Tayyib-in yol arkadaşı olduğunu hepiniz biliyorsunuz,ayrıldıklarında hocanın adamlarının yarısı AKP de kaldı diğer yarısının oyları da muhalefet partilerine dağıldı, ancak öteden beri Fethullah hocayı onaylamayan muhalefet partilerinin tabanındaki insanların bir kısmı ;
-Benim partime Fethullahçılar oy verecek diye politikalar üretilirse ben partime oy vermem diyorlardı,muhalefet partilerinin salonlarındaki masaların üstünde bulunan zaman gazeteleri de cabası.
Muhalefet partilerinin, Fethullah hocanın adamları daha önce bize de kasetlerle alan dinlemeleriyle şantaj yapmıştı o günlerde AKP nin lideri sayın Tayyip Erdoğan şantajcılar dan yana olmuştu,biz muhalefet partileri olarak Sayın Başbakanın yaptığı yanlışa düşmeyeceğiz,ancak yasal yollardan olmasa bile ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının aydınlatılması için bütün gücümüzle mücadele edeceğiz,şantajcıların,kasetçilerin ortaya çıkarılması için Sayın Başbakana her türlü desteği vermeye hazırız demeleri gerekmez miydi tiren bu kadar ucuz kaçırılırmıydı,lokomotif olmak varken vagon olmayı hangi akla hizmet kabullendiniz anlayamıyorum saygılarımla.
Mtoker.com

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

AKP li FANATİKLERDEN İNCİLER

25 Mar


-Bu devirde hırsızlık yapmayan mı var?Tayyibin paraya ihtiyacı yok o paraları hayır işlerine harcayacaktı, gençler dinlerini öğrensinler diye İmam Hatip Okulu bile yaptıracaktı mübarek adam.
-Defne Sanyeliymiş,Hırsızmış,Ar sızmış beni ilgilendirmez Tayyibe oy vermeyip de kime oy vereceğiz,siyasi arenada oy verilecek başka adam mı var,içlerinde en iyisi Tayyip mübarek adamdır kendisi.
-Tayyip den daha iyi konuşabilen siyasi lider varmı ki ona oy vermeyeyim ne derlerse desinler ben oyumu AKP
ye veririm.
-Vallahi ben hırsıza arsıza bakmam,baş örtüsüyle her yere girip çıkabiliyorum ya Tayyibe oy vermem için bu yeter.
-Tayyip Müslüman adam,Cuma Namazlarına gidiyor,siz memleketin başında Müslüman Başbakan istemediğiniz için ona hırsız diyorsunuz,Müslüman Başbakanımız olmasın mı yani.
-Tayyib’in ailesindeki kadınların başı kapalı,ailesi kapalı giyinen başka parti lideri varmı? Her şey bir tarafa ben sadece bu yüzden Tayyibe oy vereceğim.
-Yıllardır askeri ücretle çalışıyorum,geçinemiyorum,sosyal hayatım hiç yok ama
diğer partiler iktidara gelirse asgari ücretide bulamayız diye korkuyorum bu yüzden oyumu AKP ye vereceğim.

Söylenenleri duyunca;
-Yahu sizin kulağınıza bizim duymadığımız bir yerden AKP ye oy ver! Diyen bir sesmi geliyor demeden edemiyorum
mtoker.com

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

BİZİM DONKİŞOTLAR

23 Mar


Donkişot un düşman askerler zannederek yel değirmenlerine saldırdığını bilmeyeniniz yoktur.
Ülkemizde hakim olan sistemin Dünyadaki ortak adının kapitalizm olduğunda siyasetle ilgilenen herkes bilir,memleketimizde teşkilatlanmış olan Diyanet işleri Başkanlığına bağlı kadroların ve Tarikatların,Cemaatların tamamı kapitalist sistemin devamı ve sürekliliğinden yanadır,bu durumu çeşitli vesilelerle yaptıkları dualarda bu guruplara mensup imamlar acıkça beyen ederler,en basit ifadesiyle Allah Devletimize zeval vermesin duasını yaparlar,kabalist sistemlerin tamamında para karşılığında meşru olarak zina yapılan genelev ve benzeri yerlerin varlığı,alkol üreten fabrikalar ve alkolün meşru tüketimi,sistemin her alanda faiz alıp vermesi, diyanet işlerinin cemaat ve tarikatların umurunda değildir, bu işlerle mücadele etmek gibi tavırda sergilemezler bu durum ayan beyan ortadadır.
Diğertarafdan dini yaşam biçimlerini dışlayan,aşağılayan guruplara mensup, kendilerine aydın diyen insanlarda sanki ülkemizde dini kurallar egemen olacakmış gibi düşünerek bütün güçleriyle tarikat ve cemaatlere karşı savaş açmışlardır,bu guruplar dindarları başörtülerinden,sakallarından,cübbelerin den şeklen tanırlar onlar için tarikatlar,cemaatler bu ülkenin en tehlikeli kuruluşlarıdır.
Her inancın ideolojinin şekillendiği enaz bir tane kaynağı vardır, İslam dininin dolayısıyla Müslümanların birinci dereceden kaynağı kutsal kitabımız Kuranı Kerim dir, ikinci dereceden kaynağı Peygamber efendimiz (sav) sünnetidir daha sonra İcma ve kıyas gelir.
Ülkemizde faaliyet gösteren tarikat ve cemaatlerin mensuplarının büyük çoğunluğu, Kuranı Kerimi okuyup anlamanın sadece derin alimlerin işi olduğunu inandıklarından Kuranı Kerimi okuyup anlamaya çalışmazlar,
okuyanlarda sadece Arapça harfleri okudukları ,Arapça lisan bilmedikleri için okuduklarından hiçbir şey anlamazlar,cemaat liderlerinin,tarikat şeyhlerinin ağzına bakarlar onların her söylediklerini doğru kabul ederler,dolayısıyla bu guruplara mensup insanların İslami kurallara dayalı Devlet kurmaları yönetmeleri çok büyük bir hayaldir.
Materyalist sistemlerinde kaynakları vardır; Marx,Lenin,Adam Simit,Ricardo,Ceynes vs gibi Materyalist sistemleri ortaya koyan bilim adamlarının izinden gittiklerini zannedenlerde, yaşamlarını inandık dedikleri ideolojilere göre tanzim etmiyorlar,sonuçta bütün taraflar yel değirmenleriyle savaşıyor farkında olmadan
mtoker.com

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

KONTROL

10 Mar


Halkı Müslüman olan ülkelerde siyasi arenada, toplum, siyasetçileri kontrol etme mekanizması görevini üstlenir;
İslam Halifesi Hz Ömer (ra)in meşhur kıssasında Halife Hz Ömer (ra)Müslüman ümmetini kadınlı erkekli bir araya toplar, Müslümanlara hitaben kendi döneminde, evlenirken kadınlara verilen mihirin (değerli eşye,mülk)daha önce hiç olmadığı kadar çoğaldığını, bu yüzden kadınlara evlenirken verilen Mihri sınırlandıracağını söyler;Müslüman topluluğun içinden bir kadın söz alır;
Kutsal Kitabımız Kuranı kerimde deve yüküyle bile olsa, Mihri verin ayeti var iken sen ne hakla buna engel oluyorsun der, Halife Hz Ömer (ra)kısa bir şaşkınlık devresi geçirdikten sonra Ayeti kerimeyi hatırlar ve kadın doğru söylüyor, Ömer yanıldı diyerek kararından vazgeçer.
Siyaseti kontrol mekanizması MHP Ülkücü kuruluşların, memleketimizdeki bütün teşkilatlarında en-üst seviyede işlerlik kazanmıştır,Ülkücü camianın inançlı samimi çilekeş dava adamları, kontrol mekanizması görevini yerine getirilerken karşılaşabilecekleri bütün olumsuzlukları göğüslemeyi peşinen kabullenirler.
Hz Ömer (ra) bir başka kıssasında;
Huzurunda hazır olan cemaate sorar:
Bir gün olurda Allah’ın yolundan saparsam ne yaparsınız?
Cemaatten cevap gelir:
Seni kılıçlarımızla düzeltiriz ya Ömer!
Sayın Başbakanın oğlunun ve Bakanlarının oğullarının adlarının karıştığı yolsuzluk iddialarının, soruşturulmasına Başbakanın engel olmasına AKP Liderinin Kutsal Kitabımız Kuranı Kerimin Ayetlerini
sanki kendi sözleriymiş gibi kalabalıkların önünde haykırmasına,
söylediği sözlerin Kuranı Kerimden alınan Ayetler olduğunu gizlemesine, İslam dinini iyi bilen bu konuda duyarlılığı olan AKP liler kontrol mekanizmasını devreye sokarak Tayyip Efendiye;
Konuşmalarında kullandığın Allah’ın kutsal Ayetlerini kendi sözler inmiş gibi kalabalıkların önünde vaaz etmen, seni dinden çıkarır kendine gel çağrısını neden yapamıyorlar???
mtoker.com

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

SİYASETTE PAÇOZLARIN DEVRİ

23 Şub


Sayın Başbakan R Tayyip Erdoğan ın siyesetin eksenine koyduğu söylemlerinde, paralel yapının (Fetullah Hoca Cemaatinin)Siyaseti dizayn etmek için operasyon yaptığını, muhalefet partilerininde paralel yapıya destek verdiğini, dolayısıyla vatandaşlarımızın bu oyunu bozmak için AKP ye oy vererek muhalefet partilerini cezalandırmalarını istiyor; Sayın Başbakan ve ekibinin alt yapısını oluşturduğu, gücüne güç kattığı, şimdilerde paralel yapı dediği Fethollah Hoca Cemaati seçimlere katılan bir parti değildir, Cemaati cezalandırmak için halkımız muhalefet partilerine neden oy vermesinki; Sayın Başbakanın birosuna böcek koyanların yakın korumaları olduğu basında haber olmuşken, Sayın Başbakanın hanımıyla çocuklarıyla konuşmalarını dahi dinlemişlerken bu yapılanları muhalefet partileride onaylamamıştır, Başbakanın odasına böcek konulması üzerinden siyaset yaparak, Başbakanın halkımıza hitaben muhalefet partilerine oy vermeyin, oylarınızı AKPye vererek Memleketimizi Paralel Devlet yapılanmasından kurtarın söylemine karşılık, Halkımız biz zaten AKP ye oy vermiştik Paralel Devlet yapılanmasını AKP nin yanlış politikaları başımıza bela etti demezlermi. Fethullah Hoca Cemaatine karşı AKPli taraftarlarınıza Zaman Gazetesi yerine Türkiye Gazetisini, STV yerine TGRT Televizyonunu tavsiye ederken Fetullah Hoca Cemaatinin yerini doldurmaya çalıştığınız yeni Cemaatin, ileride Paralel yapı haline gelmeyeceğini taraftarlarınıza nasıl izah edeceksiniz.
Mtoker.com

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

İMPARATOR

21 Şub


İmparator Sarayda görev yapan, elemanlara karşı son derece otoriter ve disiplinlidir, taviz kar değildir kendisinden daha güçlü olan İmparatora karşı yalaka, ezik, zavallı durumundadır, hakimiyet kurduğu yerde yaşayan insanların tamamına şirin görünebilmek için, her çeşit inanca mensup, yamalı bohçayı andıran bu topluluğun her kesiminden temsilciler alır sarayına; İmparator bir anlamda, aynı kökenden gelen feodal yapının mimarı köy ağasının şehirli versiyonudur; Şehir Ağası. Onunda kendisine yalakalık yapan marabaları ve çalışanları vardır, marabaların çalışanlara göre hayat standartları daha yüksektir, bunlar çalışmazlar geçimlerini yalakalık yaparak sağlarlarlar, işin bu kısmını anlayabiliyorum.
Ağaların egemenliğine (Feodalizm)karşı çıkarak, çalışana, üretene sahip çıkanlar, emeğe saygı diyenler neredeler?
Mtoker.com

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

HIRSIZLIK MEŞRU OLDU

15 Şub


Caminin önünde AKP li olduğunu bildiğim bir vatandaşla yan yana dururken, yerel seçimlerle ilgili anket yapan biri yanımıza yaklaştı, anket için bazı sorular sorabilir miyim dedi;
-Ben gideyim ondan sonra anket yaparsınız bu adam AKP diyecek biliyorum.
Yarım metre önümüzdeki yaşlı aksakallı tarikat mensubu olduğunu bildiğim amca seslendi;
-Sen AKP yi sevmiyormusun oğlum?
-Ben hırsızları sevmem.
-Oğlum neden o kadar kızıyorsun,bu devirde çalmayan mı var?
Bu cümleyi yaşlı aksakallı tarikat mensubu AKP liden duymak beni adeta çıldırttı
”Bu devirde çalmayan mı var”
Çalmak meşrulaştı mı yani hemde beş vakit namazını kılan zikir ayinlerine katılan aksakallı amcalar tarafından.

Otuz yedi yıldır Ülkücü camianın içindeyim,
Ülkücünün namaz kılmayan, alkol kullananından bile böylebir söz işitmedim,buna Allah şahittir.
Ülkücü camiaya mensup kardeşlerimizin bir kısmıda tarikatlara,cemaatlere katılıyorlar, ancak tarikatlardan, cemaatlerden Ülkücü camiaya hemen hemen katılan yok gibi; aslında bizim onlara mensup olmaya ihtiyacımız yok,İslami eğitimimizi Ülkücü Hocalarımızdan, Ülkü ocaklarında alabilir Dinimizi aslına uygun şekilde öğrenebiliriz;Ülkücü camianın mensupları, yaratılışı gereği her insan gibi günah işleyebilirler, ancak Allah ın ayetlerini inkar etmezler, Allah ın haram kıldığını haram,helal kıldığını helal bilirler.
Mtoker.com

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

HAYDİ YA !….

12 Şub

Belediye Başkanımız Sayın Rafet Vergili, önceki seçim döneminde Karabüklülere dağıttığı proje kitapçığında yer alan tasarımlarının tamamını yapma sözü vermişti. AKP liler tarafından hayali projeler değerlendirmesi yapıldı, proje kitapçığında yayınlananların yüzde onunu Vergili yapsın başarı kabul edeceğiz demişlerdi;Belediye Başkanımız Sayın Rafet Vergili projelerini beş yıl içinde fazlasıyla hayata geçirdi, AKP’li yöneticiler bugünlerde Hükumetin yaptıklarıyla, Belediyenin yaptıklarını birbirine karıştırıyorlar,AKP liler, Vergilinin yaptığı işlere harcadığı paranın tamamı bizim Hastahaneye harcadığımız paranın yarısı etmez, Hastahaneyi biz yaptık dolayısıyla Vergilinin yaptıkları bizim yaptığımızın yanında Devede kulak kalır diyorlar;Karabük’te yaşayan insanlar son beş yılda Belediyenin neler yapabildiğini Sayın Rafet Vergili sayesinde öğrendiler,Belediye Başkanımızı insafsızca eleştirenler o günlerde konuştuklarını unutmuş görünüyorlar, AKP nin açtığı seçim bürolarına asılan pankartlarda, AKP nin Belediye Başkan adaylarının resimlerinin yerine Sayın Başbakan R Tayyip Erdoğan’ın resimleri konulmuş, resmin altında”Oyunu Oyunla Boz” sloganını yazmışlar.
AKP ye oyun oynanmışsa bu oyunu oynayanlar Muhalefet Partilerinin mensupları değildir,daha dün AKP lilerin yolda beraber yürüdükleri Cemaat mensubu olan AKP li kardeşleridir,durumun böyle olduğunu Sayın Başbakanda onaylamaktadır,Başbakanın resminin altına AKP nin Belediye Başkan adaylarının adını yazıp sonrada ”Oyunu Oyunla Boz ” sloganını eklemek resmen Halkımızı cahil yerine koymaktır,AKP nin seçim bürolarına Sayın Başbakan R Tayyip Erdoğan’ın boy boy resimlerini asarak halkı kandıramazsınız Saygılarımla.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

YUSUFİYELİLER

27 Oca

Bengü Türk televizyonunun haber programının alt yazısında (Yusifiyeli) Cengiz Akyıldız Şehit edildi; Türkiye’nin başı sağ olsun.Ülkücü Şehidimize Allah rahmet eylesin ailesine ve yakınlarına Allah (cc) Peygamber (sav)sabrını versin.Cengiz in Şu an durduğu yer,gönlümüzde kapladığı alan MHP nin iktidar olma hevesinden daha değerli ve daha büyüktür.MHP bünyesinde Yusifiyelilere biçilen rol verilen değer nasıldır? 12 EYLÜL 1980 Darbesinden önce savunma öncelikli silahlı mücadele veren ülküdaşlarımızın, ağır işkencelere maruz kalmalarına rağmen birlik de eylem yaptıkları arkadaşlarını satmadıklarını, Devlet tarafından pişmanlık yasası çıkarıldığında bu yasaya baş vurup serbest kalmayı tercih etmeyip ülkücü camianın sırlarını uzun yıllar omuzlarında taşıdıklarını,dolayısıyla adam gibi girdikleri ceza evlerinden,Ülkücülerin adam gibi çıktıklarını o dönemi yaşayan toplumun bütün kesimleri bilirler.12 EYLÜL Darbesinden önce fikri planda ve eylem alanında, birbirlerine kardeşçe kenetlenen üzüntülerini sevinçlerini hep birlikte paylaşan, Ülküdaşlarının başarılarıyla gururlanan her alanda dayanışma içinde bulunan bir kitle hareketiydik; her olayı kendi ortamında değerlendirerek gerçeği anlamış oluruz.Darbe sonrası tutuklananlar ceza evlerinde çile çekerken, dışarıda kalan kendilerine Ülkücü diyen arkadaşlarımızın çoğu ceza evine girme korkusuyla sokakta karşılaştıkları ülküdaşlarına, selam vermiyor ceza evlerinde yatan Yusifiyelilere mektup bile yazmıyorlardı, ceza evlerinde yatan arkadaşlarımızın 9 tanesi idam sehpalarında şehit edildi, geriye kalanlar çeşitli zaman dilimlerinde serbest bırakıldılar, hürriyetlerine kavuştular ama Ülküdaşlarına kavuşamadılar.Dışarıdaki Ülküdaşları dünyalık derdine düşmüş ceza evinden çıkan Ülküdaşlarına karşı samimiyetten, dostluktan, kardeşlikten eser kalmamıştı;ceza evinden çıkanlar bizden bir şeyler ister endişesiyle, onlara uzak duruyorlardı, karşılaştıkları bu tablo ceza evinden çıkanların canını acıtırken MHP nin yetkili insanlarından iş talepleri olduğunda, biz iş bulma kurumu değiliz cevabını alıyorlar bu durumu içlerine sindiremiyorlardı;sahip çıkılmayan yusufiyelilerin bir kısmı ceza evlerinden tanıdıkları mafya denilen insanlarla iş yapmak zorunda kaldılar,aslında Ülküdaşlarımızın hiç birinin tekrar ceza evlerine dönmelerine vesile olabilecek bu işlere bulaşmaya niyetleri yokdu, hukuki durumları da bunu kaldırmazdı hepimiz şartlı bırakılmıştık,hürriyeti bağlayıcı Biray bile ceza aldığımızda enaz onyıl ceza evinde yatacaktık, sahipsizlikten, çaresizlikten dolayı sadece Allaha sığınarak altyapımızda hiç olmayan, Mafya denilen insanlarla iş yapan ülkücü Mafya olacaktı adımız;cezaevlerinde yatan ülküdaşlarına sahip çıkmayan,cezaevlerinde yatan ülküdaşlarımızın fedakarlıkları, sır tutmaları sayesinde dışarıda kalıp mevki makam sahibi olanlar ve yeni yetişen ülkücülerin bir kısmı bu fedakar çile insanlarını aşağılamayı, küçümsemeyi kendi ülkücülüklerini ispat için kullanıyorlardı;Komünistler tarafından Şehit edilen Ülküdaşlarımızın, darbeciler tarafından İdam sehpalarında Şehit edilen Ülkü devlerinin, mahpushanelerde çile çeken gönüldaşlarının gölgesinde, bu hareket bu günlere kadar gelebilmiştir.Ülkücü hareket yediği her darbeden sonra bu değerlere tutunarak yeniden dirilmiştir.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

PROFİL

28 Kas

Çocukluk yıllarımda tanıdığım; otuzlu yaşlardaki birçok insan boş zamanlarında kahvehanelerde oturup, oyun oynayarak ve düğünlerde derneklerde alkol kullanarak yaşamlarını sürdürüyorlardı; Bu insanların çoğunluğu Ramazan aylarının dışındaki zamanlarda, Cumadan Cumaya camiye namaz kılmaya gederlerdi, bu neslin kadınlarının tamamına yakını geleneksel olarak kapalı giyinen insanlardan oluşuyordu. Bu tür sosyal ilişkiler çerçevesinde yaşayan erkekler, mini etek giyen, sigara içen saçı açık hanımları, hafif meşrep kadınlar olarak tanımlıyorlardı, bu erkek vatandaşlarımız şimdilerde yetmişli yaşlara geldiler, artık ölümün kendilerine çok yakın olduğunu hissettikleri için, beş vakit namazlarını kıldıktan sonra, mensup oldukları tarikatların veya cemaatlerin ayinlerine düzenli olarak katılıyorlar, kendileri gibi olmayanların acınası hallerine üzülüyorlar, alkol kullanan, kahvehanelerde oyun oynayan gençleri kıyasıya eleştiriyorlar, bu zatı muhteremler evlerinde barındırdıkları, kendi sorumlulukları altında tuttukları gelinlerinin, torunlarının modern hayata uyum sağlamak için mini etek giyip, bacaklarına çorap gibi yapışan, mahram yerlerini çıplakmış gibi gösteren pantolonları giyen, aile efradının yanlarında gezmelerinden rahatsız olmuyorlar, kendilerine bu durumun anormalliğini hatırlatan insanlara cevaben:
-Yapacak bir şey yok her şeyi olduğu kadar yapıyoruz diyorlar.
Bu insanlar neye inanıyorlar sizce ???.
MUSTAFA

 
1 yorum

Posted in Genel

 

ÇIKIŞ YOLU

11 Haz


Halkı Müslüman’ım desede Kapitalist sistemin öğretileriyle yetişen toplumların bireyleri, paylaşmacı, dayanışmacı olmak yerine, son derece bencil (Egoist) oluyorlar; Bu durum toplumun bütün kesimlerini salgın bir hastalık gibi sarıp sarmalıyor, insanların sosyal ilişkilerinde bencillik hat safhaya ulaşıyor, bu insanların davranış biçimleri zaman zaman tuhaf komik diyaloglara dönüşüyor; Akıldan, mantıktan yoksun anormal davranış biçimlerini -Hayat böyle
-İşler böyle yürüyor tarzında ifadelerle normal göstermeye çalışıyorlar, beyinlerini devreye sokup akıl yürütemediklerinden, kendilerine ekonomik ve sosyal anlamda olumlu katkısı mümkün olmayan, yalakalık, ispiyonculuk, iftira gibi davranış biçimlerini sergilerlerken, kendilerine değer veren insanlara farkında olmadan büyük zararlar verdikleri için zamanla yalnızlaşıyorlar, Kapitalist sistemin geliştirdiği zorunlu eğitimle, toplumun tamamı sınırsız üretim tüketim ilişkilerine bağımlı olarak gelişen, sosyal yaşama edepte ediliyorlar, bu durum Müslüman olduğunu söyleyen topluluğu materyalist insan yığını haline getiriyor, insanlarımızın bu durumdan kurtulabilmelerinin tek çıkış yolu, Peygamber efendimiz Muhammet Mustafa (sav) hayatını ve hadislerini okumaları, Kutsal kitabımız Kuranı Kerimi Arapça Lisan öğrenerek yada Türkçe Mealinden anlayarak, âmâ mutlaka anlayarak tekrar tekrar okumalarıyla mümkün olabilir.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Din

 

İMAMLAR NE YAPSIN?

10 May

Kutsal Kitabımız Kuranı Kerimde Allah(cc) buyuruyor;
*Ey İman edenler! Şarap, kumar, dikilitaşlar,(putlar)fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durunki kurtuluşa eresiniz, şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allahı anmaktan ve Namazdan alıkoymak ister artık (bunlardan) vazgeçtiniz değimli?(Maide Süresi:90-91.Ayetler)*
Allah(cc) böyle buyuruyor, Ülkemizde her türlü alkollü içecek meşru olarak, alınıp satılıp tüketiliyor, meşru olarak kumarda oynatılıyor.
Kutsal kitabımız Kuranı Kerimde;
*Rahman ve rahim olan Allahın adıyla faiz(Riba)yiyenler ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka(bir tarzda)kalkmazlar bu onların, alım satımda ancak faiz gibidir demelerindendir, oysa Allah alışverişi helal faizi haram kılmıştır; Kime Rabbinden bir öğüt gelirde(Faize)bir son verirse artık geçmişi kendisine, işide Allaha aittir, kim (Faize)geri dönerse artık onlar, ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.*(Bakara Suresi:275.Ayet)
*Allah faizi yok ederde Sadakaları arttırır, Allah günahkâr kâfirlerin hiçbirini sevmez.*(Bakara Suresi:276.Ayet)
*Ey İman edenler! Allahtan sakının ve eğer inanıyorsanız, faizden artakalanı bırakın; Şayet böyle yapmazsanız Allaha ve Resulüne karşı Savaş açtığınızı bilin,eğer Tövbe ederseniz artık sermayeleriniz sizindir(Böylece) ne zulmetmiş olursunuz ne zulme uğratılmış olursunuz.*(Bakara Suresi:278-279.Ayet)
*Ey İman edenler! Faizi kat kat arttırılmış olarak yemeyin ve Allahtan sakının umulur ki Kurtulursunuz.*(Aliimran Suresi:130.ayet)
Allah (cc) böyle buyuruyor; Ülkemizde faiz meşru olarak alınıp veriliyor, Faiz Devletin bel kemiği durumunda
Kutsal Kitabımız Kurấnı Kerimde Allah(cc) buyuruyor;
*Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun, Allaha ve Ahiret gününe inanıyorsanız, Allahın Dinini tatbik hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın; Müminlerden bir gurupta onlara uygulanan cezaya Şahit olsun. Zina eden erkek zina eden veya müşrik olan kadından başkası ile evlenemez; Zina eden bir kadında ancak zina eden yada müşrik olan erkek ile evlenebilir, bu Müminlere Haram kılınmıştır.*(Nur Suresi:2-3.Ayetler)
*Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkeklerde temiz kadınlara yaraşır, işte bu temiz olan;(İftiracıların)söylediklerinden çok uzaktırlar, kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.*Nur Suresi:26.Ayet)
Allah(cc)zinayı böylece yasaklıyor, Ülkemizde insanların meşru olarak para karşılığında zina yapabildikleri, Genelev işletmeciliği yapılıyor; Peki İmam Efendiler bu durumlara ne diyor?
Elcevap:ALLAH(cc)DEVLETİMİZİ,DÜZENİMİZİ HERTÜRLÜ KÖTÜLÜKTEN KORUSUN???
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Din

 

BİR KENTİN ANATOMİSİ

05 Mar

Motorlu araçların, şehirlerarası bağlantı yolunun tarlalardan geçtiği, Halkın kara sabanla,tarım yapmaya çalıştığı bölgenin insanlarının; yaşam alanlarına uzak, çalılık bir yere bindokuzyüz otuzlu yıllarda, bu Ülkede eşi benzeri bulunmayan büyüklükte bir Fabrika kurulur.
Yaşamları boyunca hiç Fabrika görmemiş, teknolojiye yabancı insanların, fabrikada çalıştırılmaları çok zordur; çalışmaya gelen işçilerin, her gün üçü beşi meydana gelen iş kazalarında ölüyordur, bu durum, fabrikada çalışacak insan bulmayı zorlaştırır; yıllar geçtikçe çevre kentlerden ve köylerden, ailesiyle geçinemeyen, köyünde, kentinde yüz kızartıcı işler yaptığı için barınamayan insanlar için, bu fabrika Sığınak yeri haline gelir.
Bu insanlar çalışarak kazandıkları paralarla, fabrikaya yakın yerlere gece kondu inşa etmeye başlarlar; zamanla inşa edilen gecekondular çoğaldıkça, fabrikanın yakınında Çarşı denilen alış veriş merkeziyle birlikte,burası kent olmaya başlar; bu arada fabrikanın da, çalışanları için yaptığı konutlar vardır.
Fabrika odaklı kentte sosyal yaşamın kurallarını, kuralsız yaşayan bu insanlar belirler; sürekli birbiriyle yarışan, didişen, kavga eden bir toplum haline gelmişlerdir.
Yetmişli yaşlara gelenlerin çoğunluğu, etraflarındaki insanlara, kendilerini ispat etme gayretiyle, son günlerini geçiriyordur.

Fabrika çalışmak isteyen herkesi kabul ettiği için, tabiri caizse Köyden, Kentten ipini koparan gelip bu Kente yerleşir. Bu insanların oluşturduğu olumsuz sosyal ilişkiler, genetik olarak nesilden nesile devam eder.
Devlet büyükleri bu fabrikayı buraya bindokuzyüz otuzlu yıllarda, savaş halinde en korunaklı yer olduğu için kurmuşlardır. Olayın bölgede geliştireceği sosyal yapıyı hesaba katmamışlardır. Modern hayatın,insan yaşamına hakim kıldığı insan ilişkilerinden yoksun, inandıklarını zannettikleri dinin öngördüğü insanlar arası hukuka yabancı, sadece Allahın var, Peygamberin hak olduğunu kabul etmenin, dine mensubiyet için yeterli olduğuna inanan, insan yığınının kurduğu kentte;yaşam standartlarının ne olabileceğini Sosyologlara soru olarak yöneltsek, Kent hakkında ciltler dolusu kitap yazarlardı herhalde.
Nesiller boyu, sadece çıkar odaklı sosyal ilişkiler geliştiren, aynı olayla ilgili, on ayrı kişiye on ayrı hikâye anlatabilen, karaktersiz, kişiliksiz insanların çoğunlukta olduğu, ikiyüzlülüğün erdem sayıldığı bir Kenttir artık burası.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Genel

 

ODUNUN HİKÂYESİ

20 Şub

Bir kitap beni nasıl değiştirebilir ki diyorsan, elindeki kitaba bak, oda bir zamanlar odundu.

Binlerce insanı yöneten idarecilerin arasına,jet hızıyla siyasi kanaldan torpilli odunun biri getirilip yerleştirilir,adam doğasının gereği uzun bir süre,salla başı al maaşı parolasını,yaşam tarzı haline getirir;yıllar geçtikçe odunun odunluğu herkes tarafından enine boyuna fark edilir,adam artık koltuğunda tutunamaz;hak ettiği yere döner,artık sıradan biridir.Koltuklarını muhafaza eden ağabeylerinin tekrar gözüne girmeyi,koltuğuna geri dönmeyi hayal ederek yaşamaya başlar.
Siyasetten tanıdığı birinden, yardımın her türlüsünü almayı başarır, bu yardımlar işe yarar, öncekinden daha iyi bir yere getirilir; adam bu noktaya kendi becerisiyle geldiğini ispat etmek için,öncelikle siyasetten tanıdığı,her türlü yardımı aldığı arkadaşını harcamayı düşünür;olmayan aklıyla,şeytani planlar yapar uygulamaya koyar,odunun planları tutmaz suya düşer, istediği sonuca ulaşmaz.

Siyasetten tanıdığı arkadaşı, bu yazının başında aktarılan sözün yazarını Alkışlar…
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Genel

 

İMAJ

07 Ara

İlkokulda öğrenim gördüğümüz yıllarda, öğretmenlerimizden Cumhur Başkanına,Başbakana,Valiye,Kaymakama hitap ederken,önce Sayın dememiz gerektiğini öğrenmiştik;Bu onların Saygın insanlar olduğu anlamına geliyordu.
Zamanla Savcıya,Hakime Sayın diye hitap edildiğini öğrendik; Yaşımız ilerledikçe, Sayın kelimesiyle hitap edilecek insanların makamlarının, çok çeşitli olduğuna şahit olduk;Devlet yönetiminin farklı birimlerinin başında makam tutup, koltuk kapan Sayınlarımızın bir kısmı,çok adam öldüren Mafya babasını,Savaşlarda verdiğimiz Şehit sayısından daha fazla Askerimizi Şehit eden, Yasa dışı Örgüt Liderinin adını, önce, Sayın demeden anamaz oldular;Bu davranış biçimlerini sergileyen Sayınlarımız, insanlarımızın kafalarında “Ne kadar çok kan dökerseniz o kadar Saygın olursunuz” Fikrini oluşturmaya başladılar;Mafya babasına,Yasadışı Örgüt Liderine Sayın diye hitap eden Devlet büyüklerimizin,insanlarımızın beynine kazıdığı;çok kan dökenlerin Saygın insanlar haline geldiği İmajı,Halkımızın geleceği açısından çok tehlikeli bir durum arz etmektedir.
Eğitim Kurumlarında Tahsil yaparak,Mevki, Makam sahibi olamamış ancak Sayın olmayı saplantı haline getiren insanların, çok kan dökerek Saygınlık kazanma çabasını tetikleyen, bu durumu hafife alan Devlet büyüklerimiz,bu yüzden ileride oluşacak Felaketlerin sorumlusu olacaklardır…
MUSTAFA TOKER

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

Kendi Şifrelerini Çözüyorlar

03 Kas


Dünya ölçeğinde Ekonomiyi,Siyaseti belirleyen süper güç konumunda bir Ülkesiniz; Teknolojisi dolayısıyla ekonomisi zayıf olan Ülkeleri,çeşitli oporosyonlarla kendi eyaletiniz konumuna getiriyorsunuz; Bu duruma düşürdüğünüz Ülkelerin başına geçecek Liderlerini, uygulaması gereken Ekonomik modelini,dış ilişkilerin nasıl düzenleneceğini siz karar veriyorsunuz;Eyaletiniz gibi kullandığınız Ülkelerin Ordularını,ürettiğiniz silahlarla siz donatıyorsunuz,her yönden kontrol tamamen sizin elinizde. Uzun bir süre kafanıza göre Liderlerin birini indirip,diğerini çıkarıyorsunuz; Eyaletiniz gibi gördüğünüz Ülkede, oynadığınız oyunların farkına varan,bu oyuna karşı durabilmek bu oyunu bozmak için örgütlenmeye çalışan insanları,zaman zaman birbirilerine düşürüyor,sonra onları suçlu ilan edip Cezaevlerine dolduruyorsunuz Halkın aydınlanmasına engel oluyorsunuz; Bir gün geliyor Dünyayı yeniden farklı bir şekilde biçimlendirmek istiyorsunuz,bu iş için Eyaletiniz konumundaki Ülkelerde,yeni Siyasi Aktörler keşfediyorsunuz,onları bu Ülkelerin başına geçiriyorsunuz,kuracağınız yeni dünya düzeninin başarıya ulaşması için,daha önceki düzende Lider olarak kullandığınız insanlarla beraber,o Ülkenin Halkına oynadığınız oyunların Şifrelerini kırıp,yeni Liderinize anlatıyorsunuz,Şifrelerin tamamının kırılması işini zamana yayıyorsunuz; Yeni Lideriniz ne zaman tökezlese, Orduyu yöneten Generallerle eski Liderlere ait Şifrelerin biri kırılıyor,yeni Lidere anlatılıyor,bu şifre yeni Lider tarafından Kamuoyuna aktarılıyor ve bu şekilde, yeni Liderin Ülkenin başında güçlü bir şekilde sürekli kalması sağlanıyor.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Genel

 

ZITLIKLAR

19 Ağu


Bayramlar sosyal ilişkilerin yoğun yaşandığı özel günlerdir,Tarikatlara,Cemaatlere mensup olan insanların evlerine konuk oluyorsunuz,onlarda size konuk oluyorlar, otuzbeş kırk derece sıcak havada bile erkekler bol kumaşlı elbiseler giyerken, kadınların giysileri bağlı bulundukları Cemaatlere, Tarikatlara göre farklılıklar gösteriyor,kadınlar üstlerine çarşaf,pardösü türü elbiseler giyiyorlar,kiminin sadece gözleri görünüyor kimisininse yüzü ve elleri.
Kırk derece sıcaklıkta bu elbiselerle yaşama zahmetine,İnançları ve İmanları için katlanıyorlar siz onlara misafir olsanız da onlar size misafir gelseler de bu ailelerin çocuklarıyla tanışıyorsunuz,genellikle kız çocuklarını başları açık,saçlar koförde yaptırılmış,üstlerinde azçok dekolte kıyafetler,altlarında çorap gibi bacaklarına ve kalçalarına yapışmış kot pantolon,bunlar onların çocukları onlar Cemaat ve Tarikat mensupları,hep bir ağızdan İslam Dininin yaşamasına yayılmasına hizmet ettiklerini söylüyorlar,bu hususta samimi olduklarını haykırıyorlar,bunların çoğunluğu Cemaatlere Tarikatlara mensup olmayan insanlarla kendilerini kıyasladıklarında, Tarikatlara Cemaatlere mensup olanları üstün tutuyorlar.
-Biz onlara kıyasla fazla mesai yapan işçiler gibiyiz, onlar normal çalışan işçiler gibiler benzetmesini yapıyorlar.
Cemaat ve Tarikat mensuplarının çocuklarına,ürettikleri insan tipine bakınca neye hizmet ettiklerini acıda olsa anlıyoruz.
MUSTAFA TOKER

 
4 Comments

Posted in Din

 

İNSANLAR

03 Ağu

İnsanları gözlemliyorum;
Birinin kutsal değerlerine küfür ediliyor ve kendisi aşağılanıyor,hakarete maruz kalan bu insancık,onlardan çekindiği için kutsallarına küfür edenlerle dost kalmaya çabalıyor,bu duruma tepki gösteren insanlara karşı,korkaklığını, ödlekliğini,insanlıktan nasipsizliğini gizlemek için, sadece kendisinin inandığı senaryolar anlatıyor,ve kendisini aşağılayan insanların olmadığı ortamlarda,onların aleyhinde esip gürlüyor.
Bir başkası,önüne gelene yalakalık yapıyor,yalakalık yaptığı insanlara,ikinci şahıslarla büyük darbeler vurmayı hayal ediyor.
Diğeri,inanarak arkadaşlarıyla bir işe kalkışıyor,sonra korkup geri duruyor,birlikte hareket ettiği arkadaşları kendi durumuna düşmediği için kuduruyor.
Biride sadece kendini düşünüyor,kendisine zarar vermeyen her olayı meşru görüyor.
İnsanların bir çoğuda,onun gibi olamadıkları için o insana düşman oluyorlar.
“Ne olacak böyle halimiz”???
MUSTAFA TOKER

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

ÇARPITMAYALIM

18 Tem

Ramazan ayının başlamasına bir hafta kala gıda maddesi satan dükkanlar dolup taşıyor, iğne atsanız yere düşmüyor, sanki memlekette kıtlık varmışçasına Vatandaşlarımız gıda maddelerine hücum ediyorlar, Oruç tutanların tamamının bildiği gibi Oruç İbadeti, Nefislerin terbiyesi ile alakalıdır Biz Müslümanlar Orucu öncelikle Allah(cc)emrettiği için tutarız, bu İbadeti Eda ederken aç,susuz kalmanın zorluğunu ve Nefislerimizi kontrol etmeyi öğreniriz.
Ekonomik anlamda durumu iyi olan Müslümanlar, maddi durumu zayıf olan Din kardeşlerine yardımcı olurlar,onların rahat bir şekilde Oruçlarını tutabilecekleri ortamları sağlarlar,hal böyleyken Ramazan ayında nasıl olsa tüketiyorlar mantığıyla gıda maddelerini yüksek fiyatlarla satmak,Oruç tutan kardeşlerimizin Nefis terbiyesi İbadetini Eda ederken, Ramazan ayının dışında bir ayda tükettikleri gıda maddelerinin en az iki katını, Ramazan ayında tüketerek Oburluk yapmaları İslami açıdan anlaşılabilir bir şey değildir,Gıda maddelerini satan esnaflarımızı ve Oruç tutan Müslüman kardeşlerimizi, Ramazan ayında yaşanan bu çarpık anlayışa son vermeye çağırıyorum.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Din

 

BİLMEDİKLERİ DİNE iMAN EDENLER

28 Haz


Bir toplum düşünün,Allahın varlığına,birliğine,Muhammet (sav)in son Peygamber,Kuranı Kerimin Kutsal Kitapları olduğuna inanıyor,ancak bu toplumun büyük çoğunluğu,Kutsal Kitapları Kuranı Kerimi anlayarak bir defa bile baştan sona okumamış,Peygamberleri Muhammet(sav)in hayatını,Hadis kitaplarını,Fıkıh kitaplarınıda merak edip okumadıkları için sahte Hocaların,Şarlatanların uydurdukları hikayeleri,masalları, bilgi süzgecinden geçirerek doğruyu bulmaları mümkün olmuyor.Bu toplumun insanları,inandıklarını söyledikleri Dinlerini okuyup anlamaya ve insanlara anlatmaya gayret göstermiyorlar.Kuranı Kerimi okuyanların çoğunluğuda Dünyada yaşayan Müslüman toplumların içinde sadece bu toplumda görülen,adına”Yüzünden okuma”denilen, Arapça Lisan bilmedikleri halde,sadece Arapça harfleri okuyarak Kuranı Kerimin mesajlarını anlamadan, sadece harfleri okuyorlar.Bu toplumda insanların çoğunluğu Kuranı Kerimi okumuyor,okuyanların çoğu, yüzünden okuma icadından dolayı okuduğundan hiç birşey anlamıyor.

İnsanların çoğunluğunun Kutsal kitaplarını anlayarak okumadıkları,Peygamberleri Muhammet(sav)in hayatını bilmedikleri sürece,birilerinin uydurdukları sahte Dinlere inanmaya mahkumdurlar.
MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Din

 

NAYLON MÜSLÜMANLAR

16 Şub

 

        Naylon Müslüman,önce Müslüman olduğunu ıspat etmek zorundadır;Kameraların önünde Cuma Namazları kılınır, yetmez Hacca gittiklerine dair Gazetelerde haberler yapılır,mevkilerini Sembolize eden koltuklara oturulur,Alkol üreten fabrikalarda imal edilen içkiler satılır,Tüketicilerden vergiler tahsil edilir,Faizle para satan bankalar titizlikle korunur,Her türlü alışverişte faizin alınıp verilmesi sağlanır,Genelevler işletilir sosyal faaliyet olarak gösterilip vergilendirilir,toplanan bu tür gelirlerin içine diğerleride katılır Cami İmamının,Okuldaki Öğretmenin,Bürokratların tamamının maaşları ödenir.

                  Yatılır kalkılır, beş vakit Namaz kılınır ve Dua edilir, Allahım düzenimizi Koru. ??????

 
2 Comments

Posted in Din

 

HUZURLU BİR TOPLUM İÇİN

25 Oca


HAK:Hukuk düzenin,kişilere tanımış olduğu yetkilerdir,bu yetkilerin bir sınırı vardır,bu sınırlar aşıldığı zaman,sınırları aşan insanlar cezalandırılır.

HUKUK:Toplumu düzenleyen ve Devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür.

ADALET:Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesidir.

Milliyetçi Hareket Partisinin toplumculuk anlayışı, yukarıda açıklanan,anlamları iç içe geçmiş,biri diğerini tamamlayan kavramların tamamını içine alacak şekilde tasarlanmıştır.Kapitalist sistemle yönetilen toplumlarda, dengelenemeyen gelir dağılımındaki adaletsizliğe,Milliyetçi Hareket Partisinin toplumculuk anlayışı,köklü çözüm üreten bir projedir;Türk toplumunun sosyal yapısı itibarıyla altı sosyal dilimden meydana geldiği saptanmıştır,bu sosyal dilimler kendi içlerinde teşkilatlandırılmaları gerekir.
1:KÖYLÜ
2:İŞÇİ
3:ESNAF
4:MEMUR
5:İŞ VEREN
6:SERBEST NESLEK MENSUPLARI
Her sosyal dilim,bir tasarruf sandığına,bir tasarruf teşkilatına sahip olacaktır,altı sosyal dilime ayrı ayrı kurulan tasarruf teşkilatları, kendi dilimleri adına aldıkları hisse senetleri vasıtasıyla, kurulan fabrikalara,tesislere tasarrufları yapan vatandaşlarımızın ortak olmalarını sağlayacaklardır,bu sistem kapitalist sistemde olduğu gibi, mülkiyetin,malların belirli insanların elinde yığılmasına ve mülkiyet hakkının çoğunluğun üzerinde hakimiyet kurma vasıtası olarak kullanılmasına karşıdır,bu şekilde sosyal adalet sağlanmıştır.
Suç ve ceza kapsamına giren adalet anlayışımız, vatandaşlarımızın arasında,Irk,Din,Dil,Sınıf ayrımı yapmadan tümüne adalet önünde eşit muamele yapılmasını sağlamaktır;İşte bu yüzden:
HAK HUKUK ADALET MİLLİYETÇİ HAREKET diyoruz…
MUSTAFA TOKER

 
2 Comments

Posted in Siyaset

 

ANILARIM

29 Haz

  

”  SAYFA  1”

Akrabaları arasında sol görüşlü hiç kimsenin bulunmadığı, istisnasız her seçimde Adalet partisine oy veren bir anne ve babanın ilk erkek çocuğuyum.Yedi kardeşin içinde 3 numarayım;benden önce 2 kız çocuğu olan annem ve babam, erkek çocukları,yani ben doğunca, sanki dünyalar onların olmuş ve beni birazcıkta şımarık büyütmüşler.                                                                                                                                       Daha ilkokul çağlarında yaşıtlarımla girdiğim kavgalarda, rakiplerimin ikisini, üçünü tek başıma dövüyor,kendimden büyüklerle de haklı olduğuma inandığımda, dövüleceği mi anlasam bile kavga eder kavgadan hiç kaçmazdım.

Ortaokul son sınıfta veda partisi düzenlenmiş bende okula müzik seti getirmiştim, sınıf arkadaşlarıma Cem Karacanın tamirci çırağı parçasını dinletmiştim;o yıllarda ortaokul öğrencileri arasında az da olsa Devrimci-Milliyetçi tartışmaları yapılıyordu;bu tartışmalara katılmıyor, hep uzakta kalmayı istiyordum.                                                                                              Oturduğumuz mahallede ülkücü olduğunu söyleyen Erdoğan ile Musa, bana zaman zaman birlikte Ülkü ocaklarına gitmeyi teklif ediyorlardı;bu konu açıldığında babamın söylediği”Bunlar geceleri uluyor onlar köpekçi;biz Kıratçıyız onlara uzak dur!sözünü onlara söylerdim.

Çocukluğumuzu beraber yaşadığımız yaklaşık 15-20 arkadaş, ayakkabılarının yanlarına Dev Genç yazıyorlardı;bana zaman zaman sosyalist felsefeyi anlatıyorlardı.Dini duyarlılığımdan dolayı Marksist, Leninist, Ateist olmam mümkün değildi.

Okuldaki en büyük problemim ise, daha okula başladığım ilk günden itibaren gözlerimdeki rahatsızlıktı;bu konu hakkında sınıf öğretmenim, babamla görüşmek için onu okula davet etti;benim en önde oturmama rağmen tahtaya yazılanları okuyamadığımı anlatıp

-Mustafa yı mutlaka göz doktoruna götürmeniz lazım;bu haliyle sınıf geçmesinin zor olması yanında, ileride daha da sıkıntılı olabilecek bir hale dönüşmemesi için, doktora gitmesi gerekiyor dedi.

Bu görüşmenin akabinde, babamın samimi olduğu göz doktoruna gittik,muayene sonunda “çocuğun gözlerinde bir sorun yok”aptallığından bir görüyorum bir görmüyorum diyor, gözleri sağlam dedi.Babam muayenehaneden eve dönene kadar, boşuna para harcattığım gerekçesiyle bana bağırıp çağırdı,yol boyunca sürekli benle kavga etti.Babamın bu yaptıkları çok zoruma gitmişti,bir daha onunla asla doktora yada hastaneye gitmeme kararı aldım.Bu sorunum ortaokulda da devam etti, ortaokul öğretmenlerimde babamla bu konu hakkında görüşmek istiyorlardı.

*******************************************************************************************

SAYFA .2

Snıf öğretmenim :

-Mustafa nın gözleriyle   problemi var,bu halde sınıfı geçmesi mümkün değil,biran önce çocuğunuzun tedavisini yaptırın;deyince babam istemeye istemeye beni başka doktora götürmeye ikna oldu.

Göz doktoruna gittik ,doktor gözümdeki rahatsızlığa bir teşhis koyamadı.Ankara daki Vehbi Koç göz bankasına gitmemizi tavsiye etti.Doktorun tavsiyesine uyarak Ankara nın yolunu tuttuk.Doktor teşhisin Optik Atrofi olduğunu hastalığın tedavisinin ancak 7 yaşına kadar mümkün olduğunu,artık geç kalındığı için yapılacak bir şeyin olmadığını anlattığında, babamda bende şoke olduk;artık okula gitmek istemiyordum, babamın öğretmenlerime ve bana inanmaması, göz hastalıklarından anlamayan,samimi olduğu doktorun yanlış teşhisine inanmasının cezasını ömür boyu çekeceğimi anlayıp bir kez daha kahroldum.

Babamın zorlamasıyla Endüstri Meslek Lisesi sınavlarına katıldım;testleri bulmaca çözer gibi çözdüm.

Birinci sırada Elektirik, ikinci sırada Torna Tesviye,üçüncü sırada Döküm,dördüncü sırada İzabe ve Makine ressamlığı bölümlerini tercih edecektim;ancak hiç bir tercihte bulunmadım.Sınav sonuçları açıklandığında Torna Tesviye bölümünü kazandığımı öğrendim.Bu arada ortaokulda kalmış olduğum 3 dersin sınavları vardı,bunlardan birinin sınav günü geçmişti.

Ortaokulun müdürü ve idarecileri solcuydu,veda partisinde dinlettiğim Cem Karaca nın Tamirci çırağı parçasından dolayı, benim solcu olduğumu zannediyorlardı.Müdürün bulunduğu odaya girip selam verdim.

-Bakın ben Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye bölümünü kazandım,kaldığım üç dersten birinin sınav gününü geçirdim, diğer ikisinden de sınavlarda başarılı olacağımdan emin değilim.

Müdürler:-Mustafa bir dersten kalman problem olmaz, diğerlerinin sınavlarına gir,gerisini sen düşünme, biz hallederiz dediler.

Müdürler sözünü tutmuş ve ben Liseye kayıt yaptırma hakkını elde etmiştim.

Erdoğan da Endüstri Meslek Lisesinde okuyordu;Musa ortaokuldan sonra tırlarda muavin olarak çalışmaya başlamıştı,bu ikisi birbirlerin kardeş kadar yakındılar,aralarına beni de almak istiyorlardı.Aynı mahallede büyümüş kişiler olmanın yakınlığıyla beni tanıyor ve seviyorlardı.

Musa tırla yaptığı her yolculuktan sonra Erdoğan la beni bulur 3 arkadaş mevsim yaz ise pikniğe;kış ise bekar olan kiracılarının evine gider,yiyecek içecek bir şeyler alıp saatlerce sohbet eder hoş vakit geçirirdik.

Çalışıp para kazandığı için harcamaların büyük bölümünü Musa kardeşimiz yapardı.Çoğu zaman ikisi bir olup beni Ülkü Ocaklarına götürme konusunda ısrarcı olurlardı.

*******************************************************************************************

SAYFA.3

Yılbaşı gecesinde Musa yine yoldan gelmişti;-Musa:Toker sinemasına tombala oynayalım üçümüz,bak bu kumar sayılmaz,

her kes oynuyor hangimiz diğerine teklif etse sinema parasını lafı olmaz biliyorsun.Erdoğan bu konuda uyumlu bir arkadaştı bende tamam deyince tombala oynadık, tombala bende kaldı.Üç arkadaş sinemaya gittik,sinemadan çıktıktan sonra çarşıda dolaşıyorduk.

-Musa:Toker şu binanın ikinci katında bizim az bir işimiz var,beraber çıkalım sonra mahalleye beraber döneriz.

Binaya girip ikinci kata çıktığımızda ziline basılan kapını üzerinde Ülkü Ocakları yazıyordu.Kapı açılıp selam verdiğimizde salondaki kalabalık istisnasız ayağa kalktı,hepsiyle tek tek tokalaştık.Tokalaşmadan sonra elim acımıştı,Ülkücülerin sert tokalaştığını Erdoğan’dan ve Musa dan dolayı biliyordum,ama sayı çok olunca bu tokalaşmadan rahatsız olmuştum.Ortamı gözlüyordum, salondakiler kendilerinden büyük küçük ayrımı yapmadan, içeriye giren herkes için ayağa kalkıyor, yer gösteriyor ona ikramda bulunuyordu.

Kısa bir süre sonra müsaade istedik.

-Biraz daha kalsaydınız yeni geldiniz dediler.

-Erdoğan:Arkadaş ilk defa geliyor sıkılsın istemiyorum.

Kalktık, dışarıya çıkarken Musa ile Erdoğan gülüşüyordu.

Nasıl getirdik ama seni buraya?

Musa ciddi bir tavırla bana dönüyor.

Nasıl buldun?

-Neyi nasıl buldum?

-Bizimkileri?

-Güzeldi.

-Beğeneceğini biliyordum,bizimkiler iyidir.ortalıkta dolaşan yalanlara inanma.Ocağa gideni hemen kayıt ediyorlarmış, ondan sonra bir daha ayrılamıyormuşsun,yok ayrılırsan vuruyorlarmış gibi saçmalıklara inanma,bunların hepsi palavra, bak seni hiç kimse kayıt etmedi.

-Doğru söylüyorsun

-Haydi akşam oldu,artık evlere dönelim.

Endüstri Meslek Lisesinde aynı sınıfı paylaştığım arkadaşlarla tanışıyorum.İçlerinden Ahmet.

-Okul çıkışında mahalleye yürüyerek gidelim,ben Esen tepe de oturuyorum,sen oradan Kurtuluşa geçersin bu arada biraz sohbet ederiz.

-Tamam olur.

Çıkışta beraber yürümeye başladık, biraz havadan sudan konuştuktan sonra,Ahmet:

-Bana senin Ülkücü olduğunu söylediler,bende Ülkücüyüm.Okuldaki Ülkücüleri tespit edip haftanın belli günlerinde Ocakta yapılacak eğitim seminerlerine götürmemiz gerekiyor.Bu okulda okuyan Ülkücüler, tanıdıkları Ülkücüleri birbirleriyle tanıştırırsa hem buradaki sayımız ortaya çıkar hemde siyasal faaliyetlere düzenli olarak katılmanın zemini oluşur.

*******************************************************************************************

SAYFA:4

-Ben Erdoğan la ocağa gittim, ama siyasi konularda bilgili biri sayılmam,Siyaset adına bildiklerim, tartışmalarda dinlediklerimden ibaret,ben bu işlerden anlamam.

Ahmet:-Ben de her şeyi bilmiyorum,bu yüzden Ocakta verilen eğitim seminerlerine herkesin katılması lazım;seminerlere bizim okuldan öğretmenlerde katılıyormuş;anlayacağın, seminerlere katılmamız  her yönden bizim için iyi olur.Toker;seminerlere gelirmisin?

-Gelirim.

Seminer günü geldiğinde, okul çıkışında bir kısmını henüz tanımadığım insanlarla Ocağa gidiyoruz;ben ilk defa bir seminere katılıyordum.

Mahallede,Erdoğan la Musa, Erdoğan ın komşusu Hayati den bahsediyorlar. Onun gençler üzerinde etkili bir solcu olduğunu, mahallenin dışındaki solcularla bağlantıyı onun kurduğunu söylüyor,Hayatiye diş biliyorlar.Mahallede Erdoğan ve Musa ile dolaşırken, karşıdan Hayati nin geldiğini görüyoruz.Musa ile Erdoğan Hayati ye yönelerek hakaret ediyorlar,kavga başlıyor;Hayati tek başına ikisine karşı koyuyor,bir süre sonra, Hayati koşarak kaçmak zorunda kalıyor,ben olayı şaşkınlıkla izliyorum;Erdoğan la Musa iki kişi, bir kişiye saldırıyor;ben şimdiye kadar yaptığım kavgalarda, hep Hayatinin rolündeydim,bu işte bir terslik vardı,olay yerinden Hayati uzaklaşır uzaklaşmaz Musa bana dönüyor.

-Bunu senden beklemezdim,bizi sattın.

-Satmak mı?benim lugatımda böyle bir kelime yok,  Musa, siz iki kişi bir adamı dövmeye utanmıyor musunuz?o kavgaya bir de benim katılmamı bekliyorsunuz?ben şimdiye kadar hiç iki kişiyle bir kişiyi dövmedim.

Ocakta verilen seminerler,insan ilişkileri bana çekici geliyordu,sokakta yaşadığım olay kafamda tereddüt oluşturmuştu,acaba Ülkücülerle ilgili yanılıyor muydum?

Bu olaydan sonra Musa ile uzun süre görüşmedim

Bir gün Erdoğan:

-Toker, burada iki kişiyiz Esen tepe de sağlam Ülkücüler var, seni onlarla tanıştırayım,onlarla beraber hareket edersek daha güçlü oluruz,bizim mahallenin gençlerinin neredeyse hepsi solcu.

Olur.

Esen tepe camisinin alt tarafında merdivenli kahvede, Hüseyin,İsmet ve ihsanla tanışıyorum.Erdoğan:

-Hüseyin buradakilerin en iyisi,buradakilerin başını o çekiyor, çok sağlam bir arkadaştır.Bu arada, Kurtuluş taki solcuların sayısı sürekli artıyor,bazen otuz kırk kişilik gurup oluşturup hep birlikte dolaşıyorlar.Bir akşam solcular, caddede kalabalık bir şekilde yürürken sokak arasından yere doğru bir kaç el ateş ediliyor;solcuların hepsi çok korkmuş.Bu mahalle de ilk defa böyle bir olay oluyordu.

*******************************************************************************************

SAYFA:5

Solcu gençler,biraz anne babalarının baskısıyla, birazda olayın korkusuyla artık eskisi gibi gurup oluşturarak sokaklarda dolaşmıyorlar,Siyasi tartışmalardan uzak duruyorlardı.

Kurtuluşta, zaman zaman siyasetin yoğun bir şekilde konuşulduğu,tartışıldığı,ancak son olaylardan sonra hemen hemen hiç siyaset konuşulmayan bakkalın önündeki boş alanda oturuyordum.

Esen tepeden Hakkıyla Erdoğan geldiler,selam verdikten sonra yanıma oturdular.Erdoğan:

-Toker, artık Esen tepeye gelmez oldun,hayırdır ayran içtik ayrımı düştük?

-Hayır ben burayı seviyorum.

Karşıdan dondurmacı geliyor.Erdoğan:

-Toker sana dondurma ısmarlayalım.

-Sağ olun siz alın ben almayacağım.

Dondurmaları alıp adama parasını vermiyorlar,adamı korkutmak amacıyla, nahoş hareketler yapıyorlar.

Onlara, yaptıkları hareketin çok yanlış olduğunu, Dava adamına yakışmadığını söylüyorum.Hakkı:

-Ya Toker, o adam günde kim bilir kaç kişiyi kazıklıyordur, ona dokunmaz deyip sırıtıyorlar

Bu olay bardağı taşıran son damla oluyor;kendi kendime karar alıyorum,bir daha Ocağa da, Esen tepeye de, Ülkücülerle buluşmaya gitmeyeceğim. Babama:

Bana Ülkücülerle takıldığım için kızıyordun ya,artık onlarla görüşmek istemiyorum,onlar sokak serserisi gibi hareket ediyorlar.

Siyasete soğumuştum,Erdoğanları gördüğümde selamlaşıyorum,Kurtuluştaki solcu gençlerle de bir arada oturuyor, sohbet ediyorum,siyaset konuşmamaya gayret ediyordum,siyaset bana göre değil diye düşünüyorum.

Mahallede beraber büyüdüğümüz çocukluk arkadaşlarımla,aramızda para toplayarak futbol topu alıp doyasıya futbol oynadığımız,yazları, aramızda topladığımız paralarla minibüs tutup, Amasra’ya denize gittiğimiz günleri hatırlayıp, şimdiki halimizle kıyaslıyorum.

Babam Bakırköy ruh ver sinir hastalıkları hastanesinde zaman zaman tedavi görüyordu,bu hastalığından dolayı evdeki herkese ezici davranıyor,evin içinde bir türlü huzur bulamıyorduk;en huzurlu olduğum ortam, arkadaşlarımla birlikte olduğum zamanlardı.

Büyük ablam Selma evlenmiş birde erkek çocuğu olmuştu,Ahmet altı yedi aylık şirin bir bebekti.

Bir gün babam sinirli bir ifadeyle.

-Mustafa kalk ablanı almaya gidiyoruz, ben kızımı kimseye ezdirmem.

Babamın söylediklerinden berşey anlamamıştım.

*******************************************************************************************SAYFA 6

Tuncay:

-Toker sen faşist misin?

-Ben faşist değilim.

İçlerinden biri kemik faşist diye bağırarak aniden yüzüme bir yumruk darbesi indirdi,birkaç saniye içinde hep beraber rastgele bana vuruyorlardı, bende onlara karşılık vermeye çalışıyordum,bir ara elime bir demir parçası geçti,onlara demirle vurmaya başlayınca hep beraber kaçmaya başladılar.Kavga bittiğinde burnum kanıyordu,onu görüyordum yüzümün muhtelif bölgeleride acıyordu,ama ben sızlanmıyordum,nede olsa 6 kişiyi elimdeki demir çubukla kovalamayı başarmıştım.

*******************************************************************************************

SAYFA:7

Eniştem yanıma geldiğinde her tarafıma kan bulaşmıştı.Eniştem:

Ne oldu sana böyle?

Solcularla kavga ettim,babamlar evde seni bekliyorlar,ben o yüzden geldim, hadi gidelim.Eniştem:

-Sizin eve giderken solcular önümüze çıkarlarsa kötü olur.

-BU demir çubuktan bir tanede sen eline al onlarla baş ederiz.

-Tamam gidelim.

Geriye dönüşte Ulus mahallesinden geçerken gözlerim solcuları arıyor, ama ortalıkta kimsecikler yok,ikinci bir olay yaşamadan

eve dönüyoruz;eve girdiğimde annem:

-Elleri kırılasıcalar bunu sana kim yaptı oğlum

-Solcular yaptı anne!

-Keşke seni göndermeseydik,baban gitseydi.

Babam hiç bir işini kendisi yapmazdı, geciktirdiği borçların ödemesini bile benim aracılığımla yerine getirirdi.

Aynaya baktığımda yüzüm korkunç görünüyordu,kaşım patlamış,elmacık kemiğimin üstü açılmıştı;bu halimle sokağa çıkamazdım,1 hafta eve kapandım,yüzümün tedavisiyle ilgilendim.

Gözlerimin önündeki morluklar düzelmiyordu, kamuflaj olarak güneş gözlüğü kullanmayı düşünüyordum;öylede yaptım,dayak yediğimi hiç kimse bilsin istemiyordum,kafamda Musa’nın şu sözleri canlandı:

Patronumda 2 tane tabanca var,biri büyük diğeri küçük,küçük olanı satmak istiyor, diye ballandıra ballandıra anlattığı o silahlar beynimde dönüyordu.

Babamla konuşmaya karar verdim.

- Baba biliyorsun siyasete uzak duruyordum.

-Doğru söylüyorsun oğlum.

-Beni bu hale getirmeleri için ben onlara ne yaptım?

-Hiç bir şey yapmadın.

-Ben bu yapılanların hesabını o altı tane şerefsizden kendim sormak istiyorum;bana para lazım.

-Ne kadar?

-Bir tane tabanca alacak kadar.

-Sen haklısın önümüzdeki ikramiyenin tümünü sana vereceğim,bundan sonra döv dövülme,vur vurulma,ceza evine düşersen ben bakarım.

Tabancamı belime koyup, dayak yediğim solcuları her yerde arıyordum.

Yeni mahalledeki dayımlar ziyaretimize gelmişlerdi.

*******************************************************************************************

SAYFA 8:

Dayım:

-Hava kararmadan biz dönelim,biliyorsunuz ortalık kötü.Babam:

-Haklısınız, Mustafa kalk oğlum,dayınları minibüs durağına kadar bırakalım.

- Tamam baba.

Yanımızda dayımlar olduğu için,tabancamı yanıma alamamıştım;ama montumun cebinde bir tornavida vardı,minibüs durağına kadar yürüyeceğimiz yolun yarısına geldiğimizde, solculara rastladık,yirmi otuz kişi kadar varlardı;gündüz vakti duvarlara slogan yazıyorlardı.Onları görmezden gelerek minibüs durağına kadar yürüdük,dayımlar minibüse binince aynı yoldan eve dönüyorduk;solcularla yolumuz tekrar kesişti,kalabalığın içinden 2 kişi babama yaklaştı.

-Amca oğlun bizim yazılarımızı siliyormuş, oğluna tembih et bir daha yapmasın! Babam:

-Oğlumun terbiyesini sizden mi öğreneceğim,orospu çocukları!

Babamın tepkisi solcuları kızdırmıştı.

Babamı ikaz eden 2 kişi bellerinden silahlarını çıkarıp namlularını bize çevirdiler,ikisininde elleri titriyordu,elleri o kadar çok titriyordu ki, tabancalarının namluları yön değiştiriyordu.

Karşımdakine, tabancayı çekmek önemli değil erkeksen tetiğe bassana!

Bizi vurmaya niyetleri yok, elimdeki torna vidayla üzerilerine yürüyorum,hep beraber geri çekilip bize taş atmaya başlıyorlar,babamla bende onlara taş atıyoruz;onların attığı taşlar bize değmiyor,solcular kalabalık olduğu için bizim attığımız taşlar mutlaka birine isabet ediyordu,solcuların sabrı taşmıştı,içlerinden biri duvarın dibini siper alarak bizden tarafa doğru 3 el ateş etti,sonrada hep beraber olay yerinden uzaklaştılar. Babamla eve döndük.

Eve geleli bir saat kadar olmuştu ki zil çaldı,kapıda polisler vardı;babamı fabrikadan tanıyan bir arkadaşı olayı evinin penceresinden görmüş, polise ihbarda bulunmuş.Polisler ile birlikte karakola gittik. Komiser babama:

-Olayı bize neden haber vermediniz?

Babam:

-Biz kendi işimizi kendimiz hallederiz.

Babamın veriği cevaba komiser çok sinirlendi ve babamı azarladı.İfadelerimiz alındıktan kısa bir süre sonra bizim verdiğimiz üç isim tutuklandı.

Eve döndüğümüzde hava kararmış akşam olmuştu,kapının zili çalıyordu,kapıyı açtım bu defa kapının önünde Erdoğan’la esen tepeden bir kaç ülkücü vardı,onları içeriye davet ettim,hepsi aynı şeyi söylüyordu.

-Geçmiş olsun Toker.

-Sağ olun,önemli bir şey olmadı, gördüğünüz gibi vurulmadım, büyütülecek bir durum yok.

Erdoğan:

-Toker 50 tane sol fraksiyon var,hepsiyle tek başına baş edemezsin, beraber olursak daha kolay mücadele ederiz,bu akşam solcuların mahallesine gidip onlardan hesap soralım,çok dolusun biraz rahatlarsın.

*******************************************************************************************SAYFA:9

-Bu benim şahsi meselem.Babam:

-Oğlum madem arkadaşların bu kadar ısrar ediyor onlarla çık biraz dolaş,rahatlarsın,kendine gelirsin.

-Tamam baba çıkıyorum.

Erdoğanlarla sokağa çıkıyoruz,Ulus mahallesinde dolaşıyor,solcuların takıldığı kahvehanelerin camlarını kırıyoruz,evlere dağılırken:

-Yarın Esen tepede kahvehanede buluşuruz.

Esen tepe deki buluşmalarımızda, mahallelerde OBA teşkilatlarının oluşturulması gerektiğini konuşuyoruz,bu iş için 1 günlüğüne kahvehane yada boş bir salon kiralan malıydı,esen tepe ve civarındaki Ülkücülerin tamamının katılabileceği gün ve saat ayarlanmalıydı.

Ocak başkanımız Apo reis de konuşmacı olmalıydı;ancak, böyle bir toplantı sonrasında sağlıklı bir OBA teşkilatlanması oluşturulabilirdi.Obanın başkanı,ikinci başkanı,sekreteri,muhasibi de olacaktı;artık sistemli olarak faaliyet gösterebilecektik.

Yaklaşık bir hafta bunları konuştuk,hazırlıklarımızı tamamlamaya çalıştık.

Hazırlıklar bitmiş,daha önce kahvehane olarak kullanılan boş bir solon tutmuş,evlerden getirdiğimiz masa ve sandalyelerle, salonu doldurmuştuk.Bu işi büyük bir coşkuyla yapıyorduk,Kurtuluştan Esen tepeye masa, sandalye, yiyecek, içecek taşıma işini bile büyük bir zevkle yapıyorduk.

Akşam olduğunda salon ful doluydu,arkadaşlarımızın bir kısmı, Apo reisin konuşmasını ayakta dinliyordu,Apo reisi inanılmaz bir sessizlikle ve hayranlıkla dinliyorduk.

O zamanlar tek kanal olan TRT de dinlediğimiz konuşmacılardan, daha iyi konuşuyordu,toplantıya katılanların sempatisini kazanıyordu.

Apo reis toplantı sonunda Obanın çalışma sistemini açıklıyor.

Esen tepe Obasının kuruluşunun hepimize hayırlı olmasını diliyordu.

Obanın kuruluşundan sonraki günlerde,haftada bir gün merkez ocak seminerlerine,bir gün okul seminerlerine,bir gün oba seminerlerine katılarak kendimi geliştirmeye çalışıyordum.

Zaman zaman aramızda topladığımız paralarla beş on tane kitap alıyor,kitapları dönüşümlü olarak okuyorduk, herkes okuduğu kitaptan anladıklarını, sırayla arkadaş ortamında anlatıyordu,kültürel çalışmalarımızda önceliği, Dokuz Işık doktrinine veriyorduk.Verilen seminerler sonrasında dinleyenlere, seminerin konusuyla ilgili sorular sorulurdu,genelde ek olarak mutlaka Dokuz Işıkla ilgili soru sormak da ihmal edilmezdi.

Kalabalığın içinde cevap veremeyip mahcup duruma düşmemek için verilen semineri can kulağıyla dinler Dokuz Işığın madde madde ne anlama geldiğini anlatabilecek kadar öğrenmeye çalışırdık.

*******************************************************************************************

SAYFA:10 

Soru sorulduğunda çoğu zaman heyecandan bildiğimiz konuları anlatmakta zorlanırdık.

Ocaktaki ortamla okuldaki ortam birbirine benziyordu,okulda tahtaya kalktığında rahat anlatamayanlar, ocakta da anlatım güçlüğü çekiyorlardı,her seminer bitiminde hep beraber ayağa kalkar, yüksek sesle “Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin”der, sonra dağılırdık.

Bekçi İbrahim abinin oğlu Hasan’la iyi arkadaştık,İbrahim abi çiftesiyle ava gider,bazen bizi tavşan eti yemeye çağırırdı,onlarda ailece adalet partililerdi,solcuları sevmezlerdi. Bir gün Hasan’a:

-Babanın çiftesini gece dışarı çıkarabilir misin? Hasan:

-Babam gece vardiyasında çalıştığı zamanlar çıkarabilirim,hayırdır çifteyi ne yapacaksın.

-Ya olayda kullanmayı düşünmüyorum,Ulus mahallesinin yakınına gidip havaya ateş edip solcuları korkutmak istiyorum. Hasan:

-Tamam olur ama yanında bende bulunayım,sen tüfek kullanmayı bilmiyorsun,Tüfek teper başımıza iş açarsın

-Tamam öyle olsun

Hasan Ülkücü değildi ama, babasının tüfeğiyle ateş ettiğimizde, tüfeğin ulus mahallesinde yankılanan sesi çok hoşumuza gidiyordu.dönüşte Hasan’a,hani beni solcular feci şekilde dövmüşlerdi ya;

Hasan:

-Sen hala orada mısın?

-Sen Ülkücü değilsin Hasan, Tuncayı ilkokuldan tanıyorsun, onlara samimi gibi görünüp bu olayı araştırsan diyorum.

Hasan:

-Nasıl yani.

-Onlarla Toker’i bende sevmiyordum ona iyi dayak atmışsınız, elinize sağlık diye konuşmaya başlarsan, onlar sana gerisini anlatır,Bu olayın iç yüzünü öğrenmeyi çok istiyorum,bunu yapabilirsin.

Hasan:

-Bu çok tehlikeli bir iş,ama senin için yaparım,bana söz ver bu yüzden başım belaya girerse bana sahip çıkacaksın.

-Tamam söz veriyorum.

Kısa süre sonra Hasan, dayak yediğim gün beni solculara sarı Muharremin gösterdiğini, kemik faşist yakıştırmasını da onun yaptığını öğrenmişti,olay günü Muharrem, beni döven 6 kişinin içinde yoktu, onları benim üzerime o göndermişti,ilk okul da okuduğumuz yıllarda Muharrem bana ısrarla sataşır, her defasında benden dayak yerdi, o yılların intikamını benden bu şekilde almıştı;onu yakalayıp bunun hesabını mutlaka sormalıydım.

Babamla birlikte çarşıdan eve dönüyorduk,artık tabanca taşıyordum, solcuların bize ateş ettikleri yere geldiğimizde gözlerime inanamıyordum,Sarı Muharrem orada duvarın dibinde tek başına dikiliyordu.Babama:

-Sen biraz hızlı git benden ayrı!

Babam:

-Ne oldu oğlum?

-Beni solculara gösteren şerefsiz orada dikiliyor, ona bunun hesabını soracağım.

Babam:

Tamam ben eve gidiyorum.

*******************************************************************************************

SAYFA:11

  Babam biraz uzaklaşınca ben Sarı Muharremin yanına yaklaştım;Tabancamı çıkarttım ağzına mermi sürdüm.

-Muharrem ellerini kaldır.

Belini aradım silahı yoktu.

-Sen komünist misin?

-Toker ne oluyor?Ben komünist değilim.

-Tuncaylara benim için “Kemik Faşist” demişsin,biz seninle bir defa bile siyaset konuşmadık, bak senin yüzünden

gırtlağıma kadar olayların içine girdim,belki bu sana ders olur,bir daha hiç kimseye böyle bir yanlış yapmazsın.

Bu konuşmaları yaparken bir taraftan da tabancanın namlusuyla Muharremin suratına, sağlı sollu vuruyordum;Muharrem tir tir titriyordu,her söylediğime “tamam, tamam abi” diyordu.

Muharreme vurmayı bıraktığımda Muharremin yüzünde kandan teninin rengi görünmüyordu.

Birkaç gün sonra Hasan la buluşuyoruz.

-Toker başım belaya girecek;ne yapacağımı bilemiyorum

-Hayırdır ne oldu?

-Tuncaylar benden, sizinle ilgili bilgi taşımamı istiyorlar.

Bu duruma gülmeden duramıyorum.

-Bak Hasan solcular Balıklar kayasına yüzmeye gittiklerinde onlarla sende git,onlardan biriyle sudan bir bahaneyle kavga et, ondan sonra Ulus Mahallesine gidip gelmezsin olur biter;ben başka bir çare düşünemiyorum.

Anlaşıyoruz, Hasan’ın durumu problem olmaktan çıkıyor.

Okullarda ve sokaklarda olaylar hızlı gelişiyor.

Bizim sınıftan Çetin ve bir kaç solcu arkadaşı, Ülkücülerden dayak yiyor,bir daha okula gelmez oluyorlar.

Aydınlık Gazetesi, Karabük Endüstri meslek Lisesinde, Ülkücülerin Devrimci öğrencileri okula sokmadığını yazıyor,okulu hedef gösteriyordu.

Karabük ün hemen hemen bütün Mahallelerinde, sağ, sol çatışmalarında insanlar vuruluyor,bu çatışmalarda ölenler de oluyordu,Türkiye genelinde de durum Karabük ten farklı değildi.

Lise de birinci yılımı bitirmiş ikinci sınıfa geçmiştim;okulda ülkücülerin tamamı birbirini tanıyordu.Mahallelerde Oba teşkilatları da iyice şekillenmişti;Yaz tatilin de, hem kültürel anlamda, hem de fiili anlamda siyasi çalışmalar yoğunlaşıyor;Erdoğan la ben Esen tepe Obasının en etkili iki insanı haline geliyorduk.

Erdoğan:

-Toker artık buranın başını ikimiz çekiyoruz

Bu durum Esen tepe nin ülkücüleri ne biraz ağır geliyordu,zaman zaman bana,iyisiniz hoşsunuz da Kurtuluşta hala 3 kişi olamadınız,iki kişi geldiniz hala iki kişisiniz diyorlar.Buna bir çözüm bulmamız lazım;Musa tırda çalışıyor olmasını bahane ederek aktif siyasete uzak duruyordu.

*******************************************************************************************

SAYFA:12

Erdoğan’la bizim Mahallede üçüncümüz olma olasılığı kapsamına giren, az sayıdaki insanın içinden bize en uygun olanı arıyorduk.Erdoğan:

- İçlerinde en uygun olanı bayram görünüyor ne dersin Toker

- Olabilir ama o garip büyümüş bir insan, babası öldükten sonra annesi bir kaç kere evlenmiş, üvey baba yanında büyümüş, talihsiz bir trafik kazasında tek erkek kardeşini kaybetmiş, kardeşinin ölümünden dolayı hakkettikleri kan bedeli parasıyla buraya ev yaptırdılar.Bayram ikimiz dende iki yaş küçük, zaman zaman kardeşlerim Adem le Ali bile onu dövüyor, böyle bir insan doğru seçim olurmu?Bunu bir daha düşün Erdoğan.

Bir daha ki görüşmemizde, Bayram da karar kılıyoruz.Bayram la ilk görüşmemizde, net sonuç alamadık ama Bayramın mimiklerinden, yaptığımız teklifin onun hoşuna gittiğini anlamıştık.Bayrama:

-Tekrar görüşürüz deyip ayrıldık.

Bir sonraki görüşmemizde, üçüncümüz olarak esen tepede aramızdaydı.

Bizim mahalleye, Bayır mahalleden ülkücü bir ailenin taşındığını öğrendik,bu Endüstri Meslek Lisesinde okuyan, Salih Kosavalı arkadaşımızın ailesiydi.

Kurtuluş da dört kişi olmuştuk, Salih in ailesi Yugoslavya’nın Kosova bölgesinden Türkiye ye göç eden ailelerdendi,Salih, sohbetlerinde Var şova Paktı nın işlevlerinden, Pakta üye ülkelerin, Pak içindeki güç dengelerine kadar bir çok konuda bizi bilgilendiriyordu,zaman zaman eylemlere kendisininde katılmak istediğini söylüyordu, ben her seferinde olumsuz cevaplar veriyordum, onun eylemci olmasını istemiyordum.

Mahalleye bir solcu aile taşınmıştı.Necdet ailece İGD ‘ liymiş içimizden onu tanıyanlar vardı ; ben tanımıyordum.

Bir gün mahallede dolaşırken, önünden geçtiğimiz apartmanın üçüncü katının balkonundan üzerimize, odun parçaları atıldı, ben tabancamı çıkardım, havaya iki el ateş ettim, balkondakiler, evin camını kırarak kendilerini evin içine attılar, kulaklarımızda, kırılan camların sesleri çınlıyordu, bu, Necdet’in ailesiydi.

-Haydi Bayram biraz hızlı yürüyelim, bunlar şimdi bizi polise şikayet ederler , ana caddeye paralel toprak yoldan gidelim, böyle daha güvenli olur.

-Tamam toker haklısın.Tahminimde yanılmamıştım, Necdet ve ailesi bizi polise şikayet etmişti, polisler ana caddede bizi ararlarken, iki caddeyi birbirine bağlayan sokaktan bizi görmüşler.

Bayram la birlikte toprak yoldan her zaman toplandığımız kahvehane yönüne doğru ilerliyorduk.Bayram:

-Toker bak üç dört tane insan bize doğru geliyor, ellerinde tabanca var.

Bayram doğru söylüyordu, gelenler silahlı ve sivil giyimliydi.

-Bunlar solcu olabilir Bayram,şu duvarın arkasına siper alıp bunların silahlarını ellerinden alalım.

-Tamam öyle yapalım.

*******************************************************************************************SAYFA:13 

İlk gelen üç kişiye silahımı doğrultup, ellerindeki tabancaları yere atmalarını söyledim,öyle yaptılar.

Bir kaç saniye içinde 1 kişi daha geldi,onun elinde silah yoktu,bu, ocağa gidip gelen, ülkücü olduğunu söyleyen Polis Necati’ydi,Polis olduklarını o an anlamıştım,Polislerle problemim yoktu, olay yerinden hızla kaçmaya başladım,polislerden yeterince uzaklaşınca yavaşladım, Polislerin olduğu taraftan silah sesleri geliyordu.Polisler havaya ateş ederek,beni arıyorlarmış,bu arada Bayramı yakalamışlar,Polisler kendi yazdıkları ifadeyi Bayrama zorla imzalatmışlar,Bayramı serbest bırakmışlar,ifadede, uzaklaşınca, benim de ateş ettiğim yazılıymış;Polis tarafından aranıyordum,bu yüzden anne babamın evin de seyrek kalıyorum,bu arada Esen tepede, Hür gençliler le Akıncı gençler de teşkilatlanmaya çalışıyorlar,ama Esen tepede ülkücüler güçlü ve hakim durumdalar, arkadaşlar Hür gençli Erol’u göstererek onların içinde en tehlikelisi bu, silah taşıyormuş ona dikkat et diyorlar.

Aydınlık gazetesi,Karabük Endüstri Meslek Lisesini bir kaç kez haber yapınca, okul komünistlerin hedefi oluyor. Okulun yaklaşık yüz metre üst tarafında, siyasi parti liderlerinin konuşma yaptığı alana anıt deniliyordu, solcular okul çıkışında anıtın orada, okuldan çıkan öğrencilerin üzerine ateş açmış yoldan geçen bir vatandaş yaralanmıştı.

Bir başka gün, akşam bölümünde okuyan Nuri arkadaşımız,okulun önünde solcular tarafından bacağından vurulmuştu,bu olaylardan sonra, ülkücüler de okula tabancayla gelmek zorunda kalıyorlardı.Ben polis tarafından arandığım için okula düzenli olarak gidemiyordum,gitmediğim günler için rapor alıyor, okulu o şekilde idare ediyordum.

Kahvehanenin de, kapalı bölümünde oturmuyor, açık alandaki masalara oturuyordum.Polislerin geldiğini görünce oradan kalkıp uzaklaşıyordum.

Bir gün kahvehanenin bahçesin de otururken, Erol, selam verip karşımdaki sandalyeye oturdu.

-Toker,seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum.

-Buyurun, tabi konuşabiliriz.

-Ben Ülkücü olmak istiyorum.

-Hayırdır,ne oldu böyle birden bire?

-Ülkücü olmamı istemiyor musun?

-Yanlış anladın Erol,tabii ki Ülkücü olmanı isterim,ama bu işler öyle birden bire alelacele olmaz ki,konuşmamız lazım,ben bu meseleyi arkadaşlarla da görüşeyim, yarın tekrar görüşürüz Erol.

Erol ayrıldıktan kısa süre sonra, Erdoğan la Esen tepede oturan ülkücülerden bir kaçı yanıma geliyorlar.

-Size inanmayacağınız bir şey söylemek istiyorum.

-Anlatsana Toker, ne oldu?

*******************************************************************************************

SAYFA:14

-Şu sizin tehlikeli Erol Ülkücü olmak istiyormuş.

-Nasıl yani.

-Erol la 5-6 Hür gençli arkadaşı Postane caddesinde dolaşırken, CHP İlçe binasının penceresinden, üzerilerine kezzap atmışlar, kezzap içlerinden birine değmiş,çocuğun kör olma tehlikesi varmış,Erol arkadaşlarına bu olayın intikamını almayı teklif etmiş,hiç biri kabul etmemiş. Erol bana:

-Solcularla sadece Ülkücüler mücadele ediyor,bende mücadele etmek istiyorum.Ülkücü olmak istiyorum;dedi.

-Erol un Ülkücü olması iyi olur,o gözü kara bir insandır,yarın ona olumlu cevap ver,onu sana bırakıyoruz, ona her şeyi sen öğretirsin.

-Tamam yarın Erol la görüşürüm.

Erol la buluşuyoruz.

-Senin Ülkücü olman, Esen tepe deki bütün Ülkücüleri memnun eder,başlangıçta beraber takılırız, sonra zaman içerisinde anlaşabildiğin insanlarla beraber hareket edersin.

-Tamam Toker bana uyar.

Belli bir süre sonra arkadaşlar Erolla ikimize “Ayrılmaz ikili”diyerek şakalaşıyorlar,

Zaman ilerledikçe,Polisteki,arandığım dosya sayısı ikiye, üçe,beşe,altıya çıktı.Apo reisle görüşürken:

-Benim kaçak gezdiğim süre uzadıkça, suç dosyam kabarıyor,Esen tepe,Dökecek,Yeşil Mahalle,Kurtuluş,Ulus Mahallesindeki bütün olaylarda solcular, ezbere benim adımı Polise veriyorlar,bu işe bir çare bulmak lazım.

-Toker biz Yaşar abi ile bu işin alt yapısını hazırlayalım,sonra teslim olursun,bir kaç ay yatar bu işlerden kurtulursun.

Her şey tamamdı,ben okula gidecektim,nasıl olsa öğretmenlerden biri beni Polise ihbar ederdi, çünkü okuldaki öğretmenlerin tamamı Polisin beni aradığını biliyordu.

Okulun atölyesindeki kollu testerede demir kesiyordum, atölyenin pencereleri açıldı, pencereden içeriye eli silahlı polisler girdi,kendilerince beni etkisiz hale getirdiler,atölyedeki dolabımın çekmecelerini aradılar,suç unsuru olabilecek herhengi bir şey bulamadılar,Polis şaşkınlıkla:

-Toker nasıl olmaz,buralarda bir yerlerde mutlaka senin tabancan olmalı,sivil ceketlerinizi nereye asıyorsunuz?

-Vestiyere işte şurası.

Vestiyerde de aradıklarını bulamıyorlar.

-Toker evine gidelim,orada tabanca bulacağımızdan eminim.

Eve gidiyoruz,evde de aradıklarını bulamayınca beni karakola götürüp hakkımdaki gıyabi tutuklamayı vicahi ye çeviriyorlar.

Bir ara Apo reis bulunduğum nezarethanenin önüne geliyor.

-Toker,sana yanlış bir şey yapıyorlar mı?

-Beni azarlıyorlar.

-Tamam ben konuşurum,seni fazla bekletmeden ceza evine gönderirler.

*******************************************************************************************SAYFA:15

Apo reisin gelmesi, bozulan moralimin biraz düzelmesini sağlıyor,ceza evinin nasıl bir yer olduğunu bilmiyorum,zaman zaman,ceza evinde yatan arkadaşlarımın ziyaretine gidiyordum,ceza evi ile ilgili bildiklerim bununla sınırlıydı;Polis otosuyla ceza evine doğru giderken, polisler teker teker,geçmiş olsun, Allah kurtarsın diyorlardı,amma tuhaf adamlardı,hem ceza evine gönderiyorlar,hemde,geçmiş olsun, Allah kurtarsın diyorlardı,ceza evine geldiğimizde Müdürün odasına girdik,resmi işlemler yapıldı,beni bir gardiyanın yanına verdiler,açılan bir kapıdan içeriye girdik, gardiyan, koğuşa kadar git dedi kapıyı kapattı, bir kaç adım ileride, Ocaktan tanıdığım bir kaç Ülkücü bana bakıyordu,içlerinden biri.

-Geçmiş olsun Toker seni bekliyorduk.

-Yahu! Gardiyan bana koğuşa kadar git dedi,ben koğuşa gidecekmişim.

Hep beraber gülüştüler.

-Koguştasın ya Toker, işte burası koğuş

-Ya ilk defa geldiğim için ben bilmiyorum.

Arkadaşlar beni bir ranzanın üzerine oturtuyorlar,bahçede aynı çizgide gidip gelen insanlar gözüme takılıyor.

-Sabri bunlar kafayı mı yemiş, aynı çizgide gidip gelip duruyorlar. Sabri:

-Hayır onlar volta atıyor Toker,bende her gün volta atıyorum.

-Nasıl yani.

-Onlar gibi.

-Ya saçmalamayın.

-Zamanla sende alışırsın.

-Ben volta atmam,daha kafayı yemedim.

-Atarsın,atarsın ben sana öğretirim,volta atmanın kuralları var,volta atanların,önünden geçmeyeceksin illada geçmen gerekiyorsa, volta atanların arkasından geçeceksin, volta atanın önünden geçmek ona hakaret sayılır, kavga çıkar.

-Yok daha neler.

-Ben son derece ciddiyim,iki kişi volta atarken dönüşlerde her iki side, birbirlerinden tarafa dönerek dönüş yaparlar,şayet 3 kişi volta atıyorlarsa, dönüşlerde ikisi ortada kinden yana dönüş yapar, ortadaki bir uca geldiklerinde sağında kinden yana dönüş yaparsa, diğer uca geldiklerinde solunda kinden yana dönüş yapar.

-Ben volta atmayı düşünmüyorum.

-Altı tane tevkif müzekker en var, sen kolay kolay buradan çıkamazsın,volta atmazsan vakit geçiremezsin.

-Ben çok yatmam,en fazla 2 ay sonra çıkarım,burada 1 yıl kalsam kafayı yerim.

-Zamanla alışırsın, ilk geldiğimiz de biz de senin gibiydik.

On beş yirmi gün volta atmaya çıkmıyorum,ranzamın üzerinde oturup volta atanları izliyorum,volta atma işi bana çok mantıksız geliyor.

*******************************************************************************************

SAYFA:16

Koğuşta her gün sabah akşam sayım yapılıyor,gardiyanlar bizi sayıyor,her sayım sonrasında gardiyan, arkadaşlar, Allah kurtarsın dedikten sonra kapıyı kilitleyip gidiyorlar.Ceza evinde aklı başında hareket eden hiç kimse yok, gardiyanlar hem bizim üzerimize kapıları kilitliyorlar, hemde Allah kurtarsın diyorlar, bu ne biçim çelişki diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Sabri:

-Toker onlar bunu usu len söylüyorlar,seni uyarıyım,burada ceza evi şakaları yaparlar,yeni gelenler ortamı bilmedikleri için onlara sinemaya götüreceklerini söyleyip, para toplarlar,lazım olduğunu söyleyip gardiyanlardan, çekiç, bıçak istetirler,sakın böyle şeylere inanıp komik durumu düşme,bir de gece uyuyanlara bilet keserler.

-Nasıl yani

-Ben sana gösteririm,gece yarısı uyuyan bir arkadaşın üzerindeki battaniyenin, ayak ucuna gelen tarafı yukarıya kaldırılıyor,açıkta kalan ayak parmaklarının arasına, şerit gibi bir kağıt kıstırılıyor, sonra bu kağıdın ucunu yakıyorlar uykuda iken ayak parmakları yanan arkadaş, ayaklarını sallayarak uyanıyor ayağına doğru üflüyor,parmak arasındaki kağıdı atıp küfür ettikten sonra tekrar uyumaya çalışıyor, bu onlar için sıradan bir şaka, bu işi yapanlar ayağı yanan arkadaşı seyrederken gülmemek için çok zorlanıyorlar.

Bilet böyle kesiliyormuş.

-Bana bak Sabri, benim buradaki insanlarla samimiyetim yok, bana böyle bir şaka yapmaya cesaret edebileceklerini sanmıyorum.

-Zamanla samimiyet oluşur sanada o zaman yaparlar Toker.

Hırsızlık suçundan tutuklanan Bahri çok konuşan, koğuştaki insanlarla dalga geçmekten hoşlanan, bazılarını da küçük düşürmeyi seven bir kişi,bir de cinayetten tutuklu Mehmet amca var, Mehmet amca 5 vakit namazını kılan, efendi, ağır başlı bir kişi,yaşı da bizden büyük olduğu için,istisnasız koğuştaki insanların hepsi ona saygı gösteriyorlar.

Bir gün Mehmet amca Bahriye sesleniyor:

-Bahri gel buraya,sen uyanık adamsın, ben bu on lirayı dilimle ıslatıp sonra böyle alnıma yapıştıracağım, gözlerin kapalı iken dilinle alnımdan parayı alabilirsen para senin olacak,koğuştaki her kes buna şahit olsun.Bahri:

-Önce gözüm açıkken bir deneyeyim.

Bahri, Mehmet amcanın alnında yapışık duran on lirayı diliyle almayı başarıyor.Bahri koğuşa dönerek:

-Hepiniz şahitsiniz, gözüm kapalıyken de dilimle parayı alabilirsem para benim olacak.

Her kes tamam diyor anlaşma sağlanıyor.

*******************************************************************************************

SAYFA:17 

Mehmet amca:

- Bahrinin gözlerini bir bezle sıkıca bağlayın.

Bahrinin gözünü bağlıyorlar.

-Olmaz bir tane daha bağlayın.

Bahri:

-Ben zaten bakmam bu iş benim çin çocuk oyuncağı.

Göz bağlama işi tamamlanıyor;Mehmet amca ayağa kalkıyor,pantolonunun düğmelerini çözmeye başlıyor,bu arada herkes büyük bir şaşkınlıkla onu izliyor,sonra kalçasını çıkarıp”Bahri tamam parayı al bakalım alabilirsen” diyor.

Bahri, Mehmet amcanın alnındaki parayı alma ümidiyle Mehmet amcanın kalçasına dilini sürüyor;koğuştakiler hep beraber kahkaha atınca,Bahri yüzündeki bezleri çıkarıp doğru mutfağa koşup eline geçen tüm deterjanlarla ağzını yıkamaya başlıyor;koğuşa döndüğünde;

-Mehmet amca sen beş vakit namazını kılıyorsun diye sana inandım,sana saygım sonsuzdu, yoksa ben bu tezgahı yemezdim,bundan sonra sana saygı filan duymuyorum;yaşlı olmasaydın sana bunun hesabını başka türlü sorardım.

Koğuştakiler hep bir ağızdan”Bahri sen bunu hak ettin,insanlarla çok alay ediyordun bu sana ders olsun.”

Koğuştaki siyasiler olarak toplanıyoruz,Mehmet amcanın yaptığı şakanın bir benzerinin bir daha olmaması için koğuşu uyarmayı uygun buluyoruz;öylede yapıyoruz.

Koğuşa Karabük ün Yenice beldesinden, cinayetten tutuklu Turgut Amca geliyor.

-Geçmiş olsun dayı.

-Sağ ol oğlum.

-Adamı neden öldürdün?

-Yer davasından tartıştık,tarlaya tüfeği getirdiydim;çok sinirlendim tüfeği patlattım,Adam 1 metre ileriye düştü öldü.

-Sen neden yatıyorsun oğlum?

-Ben siyasiyim.

-Oğlum, ben Adamı vurduğum zaman,tırmık,kazma,kürek tarlada kaldı,sen ceza evi müdürüne söyleyiver de onlar kaybolmadan ben gidip onları samanlığa saklayıp geleyim.

-Amca sen Adam öldürdüğünü unutuyorsun galiba,seni en az on yıl dışarıya bırakmazlar.

Remziyi yaptığı olaydan dolayı isim olarak biliyordum,Polis yaralamaktan yatıyordu,bizim Erol un dayısının oğluydu, çabuk sinirlenen bir tipti,zaten olayı da bir anlık sinirle yapmıştı;o da Ülkücüydü.

Akşam mahkemeye çıkacaklar listesinde benim de adım okunmuştu,o akşam tıraş olup Mahkemede giyeceğim takım elbiseyi,

gömleği ve takacağım gıra vatı hazırladım;Mahkemeye böyle gidersem hakimin ve savcının, hakkım da olumlu düşüneceğini umuyordum.

*******************************************************************************************

SAYFA:18

-

Beni savcılığa ifade vermeye çağırmışlar,ifademi verdim ve geri döndüm,koğuştaki arkadaşlar:

-Toker hemen çıkacağını sanıyorsun ama, senin dosyan bir hayli kabarık,bak biz 1 tane suç dosyasıyla bir iki yıldır yatıyoruz,senin durumundaki insanlar, buradan kolay kolay çıkamazlar,buna kendini alıştırsan iyi edersin.

-Ben en fazla, ikinci mahkemede çıkarım bak görürsünüz

-Toker seni görende Camiden geldiğini sanır,buraya girerken kapı han kapısı gibidir, çıkarken de iğne deliği gibidir,sonra çıkamazsan hayal kırıklığına uğrarsın,her şeye hazırlıklı olursan senin için iyi olur.

Dışarıda olaylar olanca hızıyla devam ediyor,bu durum ceza evi nede yansıyor;dışarıda sol siyasiden ölenler,yada yaralananlar olunca,solcuların kaldığı koğuştan bizim koğuşa,solcular ellerine ne geçerse fırlatıyorlardı;”Analar doğurur,faşistler öldürür”diye slogan atıyorlardı.Biz de karşılık olarak Ordu-Millet el ele Milliyetçi Türkiye, ne Amerika ne de Rusya,ne Çin her şey Milliyetçi Türkiye için,sloganlarını tekrarlıyorduk.Bizden vurulanlar olunca da Ülkücüler, “kanımız aksa da zafer İslamın”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez”, “Yaşasın Devlet,yıkılsın düzen,kahrolsun komünistler, emperyalistler” sloganlarını atıyorduk,Şehit olan arkadaşlarımız için Kuran okuyor,Dualar ediyorduk.Bütün bunlar yapılırken tüylerimiz diken diken oluyor,intikam yeminleri ediyorduk.

Bir gün ırza geçme suçundan 2 tane tutuklu geldi,bizimkiler onları önce sorguya çektiler;sonra ölesiye dövdüler,dayak yiyen tutukluları,sayımda yataklarında saydırdık,Gardiyanlara onların hasta oldukları için sayıma kalkamadıklarını söyledik.

Esen tepe obasından Asım,sigarasının tütününü yarısına kadar boşaltıyor:

-Asım, ne yapıyorsun böyle?

-Toker,biraz sonra görürsün.

Kibritlerin başlarını yontarak, bir kağıdın üzerinde topluyor,sigarasının ortasına gelen yere yerleştiriyor,boşalttığı tütünleri, tekrar geri dolduruyor,ve o sigarayı arkadaşına ikram ediyor;Sigara yakılıyor; kibrit bulunan yere kadar ateş gelince sigara patlıyor,sigaranın patlamasıyla irkilen arkadaşın haline hep beraber gülüyoruz.

Arap yaşar yemek işleriyle uğraşıyor;O da solcu olan teyzesinin oğlunu, omuzundan yaralamaktan tutuklanmış,içimizden birine sinirlenince “Tukaş yapma lan”diyor;bu haliyle içimizde en sakin o görünüyor.Bu arada Sabri’nin zorlamasıyla ara sıra volta atmaya bahçeye çıkıyorum,volta işi beni hiç açmıyor.

Mahkeme günü geldiğinde yine takım elbisemi giyiyor gıravatımı takıyorum,kapı altına iniyoruz,burada ikişer ikişer bileklerimizden birbirimize bağlanıyoruz,ceza evi Ringine biniyoruz,kısa süre sonra adliye deyiz.

********************************************************************************************************

SAYFA:19

Mahkemenin yapılacağı salonun kapısının önünde sıramızı beklerken Avukat Yaşar abi yanıma geliyor,kulağıma doğru eğilerek:

-Toker savcı hakim ne sorarsa sorsun bilmiyorum,ben yapmadım de,gerisini bana bırak.

Mahkeme salonuna girince, Yaşar abinin söylediği gibi yapıyorum;beni karar için dışarıya çıkarıyorlar,tekrar salona girdiğimizde karar açıklanıyor;Darp,Polis tarama,ev tarama,meskun mahalde ateş etme suçlarından berat ediyorum.

Polisler tarafından bir inşaatta kum yığının içinde bulunan tabancayı, ruhsatsız kullanmaktan 10 ay ceza alıyorum;ilk cezam olduğu için cezam tecil ediliyor,tahliye oluyorum.Ceza evinin kapısından çıktığımda kısa süreli bir şaşkınlık yaşıyorum,beni almaya gelen arkadaşlarla birlikte eve dönüyoruz .Akşam olunca Esen tepe den İbrahim,İsmet,Hakkı,İhsan,Erdoğan,Salih Kosavalı ziyaretime geliyorlar.

Salih bizden bir iki yaş küçük,sempatik bir arkadaş,zaman zaman esprileriyle bizi güldürüyor;ceza evinden cıkmış olmanın sevinci de eklenince güzel bir gün geçiriyorum.Sabah olunca okula gidiyorum,okul Müdürüne okula devam etmek istediğimi söylüyorum,okul müdürü Savcılıktan durumunu bildiren bir belge getirmem gerektiğini belirtiyor.

“Biz o belgeyi gördükten sonra okula devamınla ilgili kararımızı vereceğiz”

-Tamam anladım müdür bey, ben belgeyi alır öyle gelirim

Biraz moralim bozuluyor, okuldan Adliyeye gidiyorum,Savcı:

-Bu yıl okula devam edemezsin, önümüzdeki yıl kaldığın yerden, yani ikinci sınıftan devam edersin.

Okula geri dönmüyorum,eve gitmeye karar veriyorum,Kurtuluşa giden belediye otobüsüne biniyorum,Mahalleden tanıdığım bir kaç kişi dikkatli dikkatli bana bakıyor,otobüs okulun yanından geçerken içlerinden biri, okulda bu gün Salih vurulmuş?Avukat Yaşarın da arabasına bomba koymuşlar,Avukat ağır yaralıymış diyor.

Duyduklarıma inanamıyorum, önümüzdeki ilk durakta otobüsten iniyorum,karşıdan gelen minibüsle Ocağa gidiyorum,Ocağın önünde daha önce hiç olmadığı kadar insan kalabalığı var,bir şeyler olduğunu anlıyorum,kalabalığa yaklaşınca,ne olduğunu anlamaya çalışıyorum,konuştuğum insanlar otobüste anlatılanları doğruluyor,zaman ilerledikçe, Ocağın önünde toplanan insan sayısı artıyor,etrafımdaki ülkücü arkadaşlardan olaylarla ilgili bilgi alıyorum.

********************************************************************************************************

SAYFA20

Yaşar abi, bürosuna gitmek için bindiği Wolksvagen taksisinin kontağını çevirince, bomba patlamış,arabasının tekerlekleri apartmanın çatısına kadar çıkmış,Yaşar abinin ayakları kopmuş,hastahanede ağır yaralı yatıyormuş.

Salih,okulun inşaat halindeki atölye bölümünde arkadaşlarıyla sohbet ederken, yoldan geçen kırmızı bir taksiden ateş edilmiş,plakayı okuyamamışlar, Salih’e karın bölgesinden bir tane kurşun isabet etmiş, Salih’in durumu ağır değilmiş;Yaşar abi ile Salih aynı hastanede kalıyorlarmış.

Ocağın önündeki kalabalık ocaktan gelecek talimatı bekliyor;Ocak başkanımız konuşuyor:

-Arkadaşlar,taşkınlık yapmadan düzenli bir şekilde yürüyerek, hastanenin önüne gidiyoruz.

Hep beraber hastane yönüne doğru yürüyoruz,arada sloganlar atıyoruz,Hastanenin önüne geldiğimizde Polis barikatlarıyla karşılaşıyoruz;Polisler buradan ileriye geçmek yasak deyince, Ülkücüler de tansiyon yükseliyor,Ocak başkanı megafonla:

-Arkadaşlar sakin olun,taşkınlık yapmayın,Polisler görevlerini yapıyorlar.

Kalabalık sakinleşiyor,içimizden birkaç kişi:

-Başkan madem bizi hastaneye bırakmıyorlar,belli aralıklarla arkadaşlarımızın sağlık durumlarını, bize bildirmesi için bir tane sağlık görevlisi ayarlasınlar,burada beklerken bizi bilgilendirsinler.

Bu teklif kabul görüyor,ilk bir kaç haber iyi geliyor,Yaşar abi de Salih de yaşıyor;zaman zaman kalabalık geriliyor,sloganlar atıyor;her seferinde Ocak başkanı kalabalığı yatıştırıyor.Bir kaç saat sonra acı haber hepimizin yüzüne tokat gibi iniyor.Başkan konuşuyor:

-Arkadaşlar,Salih kardeşimizi kaybettik,sakin olun,taşkınlık istemiyorum.

Başkan bu sefer kalabalığı durduramıyor kalabalık slogan atarak hastaneye doğru yürümeye başlıyor,Polisler otomatik silahları kalabalığın üzerine çeviriyor, geriye çekilmemizi istiyorlar;Polisleri dinlemiyoruz,polislerden biri bizi korkutmak amacıyla yere doğru ateş ediyor,yerden seken mermiyle Ertuğrul kardeşimiz bacağından yaralanıyor;Başkan kalabalığı kontrol etmekte zorlanıyor.Başkan konuşuyor:

-Arkadaşlar,kasıtlı yapılmış bir şey yok, Ertuğrul kardeşimiz seken mermiyle yaralandı;Ertuğrul kardeşimizin bacağını mermi sıyırmış geçmiş, acilde tedavi ediliyor;Ocak başkanınız olarak burada bulunan herkesin, parti binasının önünde pasajda buluşmasını emrediyorum.

Kalabalık başkanın talimatına uyarak hastanenin önünü boşaltıyor,partinin bulunduğu pasajda toplanıyoruz.

İlhami reis bu kadar büyük bir kalabalığı partinin bulunduğu pasajda toplamayı başarmış,olayların daha fazla büyümesini önlemişti.

********************************************************************************************************

SAYFA:21

İlhami reis te Apo reis gibi iyi bir konuşmacıydı;parti binasının önünde toplanan kalabalığa, Salih kardeşimizin nasıl Şehit edildiğini anlatıyordu, o anlatırken, ben dahil Salih kardeşimizi tanıyanlar göz yaşlarını tutamıyor,ağlıyorduk.

Karabük genelinde, çatışmalarda bir kaç tane solcu ölmüştü, ama ilk defa bir Ülkücü arkadaşımız Şehit ediliyordu.Endüstri Meslek Lisesinde okulu boykot ediyoruz,hastaneden Yaşar abinin durumuyla ilgili bilgi alıyoruz;Yaşar abi ölüm tehlikesini atlatmış,durumu iyiye gidiyormuş.

Salih kardeşimizin ailesine baş sağlığı diliyoruz,babası soğukkanlı bir ifadeyle;

-Allah hepimize Şehit olmayı nasip etsin,Vatan sağ olsun diyor.

Salih’in cenazesine binlerce insan katılıyor,en öndekiler Öğle beli Mezarlığına ulaştığında en sondakiler bütün caddeyi enine boyuna doldurmuş,en az bir kilometre uzaktan mezarlığa doğru,tekbir sesleriyle yavaş yavaş yürüyorlardı.Olayların aydınlatılması için Güvenlik güçleri olağan üstü çaba sarf ediyorlardı.Cevizli deredeki TİKKO cuların hücre evlerine polisler baskın düzenliyor;Polisin teslim ol çağrısına Tikkocular ateş açarak karşılık veriyorlar,çatışmada bir tikkocu ölüyor,biri de yakalanıyordu, diğerleri olay yerinden kaçmayı başarmıştı.

Tikkocular Karabük ve civarında en üst düzeyde Ülkücü,Yaşar abiyi gördükleri için onun arabasına bomba koymuşlar.

Annem:

-Oğlum, sen ceza evinde yatarken sizinkiler hemen hemen hiç buraya gelmediler,sadece bir defa Erol geldi,her şey sen dışarıda kaldığın zamanmış.

-Anne cidden hiç gelmediler mi?

-Bana inanmıyorsan? o çok sevdiğin arkadaşlarına sorabilirsin.

Kısa süre sonra zil çalıyor,kapıyı açtığımda, Erdoğan Esen tepeden dört beş arkadaşla karşımda duruyordu,içeriye davet ediyorum.

Genelde Ülkücü arkadaşlarımızla evlerdeki buluşmalarımızda, evin bir odasına geçer kapıyı kapatır, ailenin diğer fertlerinin bu odaya girip çıkmasına müsaade etmezdik;Erdoğanla girdiğimiz odada son gelişmeleri değerlendirirken.

-Erdoğan baksana ben ceza evindeyken Kurtuluşta hiç takılmamışsınız,annem öyle söylüyor bu doğrumu?

-Toker,sen ceza evine girdikten 15 gün sonra ben tahliye oldum ,zaten sende toplam 45 gün ceza evinde kaldın.

-Saadete gel Erdoğan.

-Toker,bizde seninle önemli bir meseleyi görüşmeye gelmiştik,mevzuyu senin açman iyi oldu,biliyorsun sen içeriye girdiğinde Fahri Oba başkanıydı,ikimiz aynı anda ceza evinde olduğumuz sıralar Fahri Kemal reise;

-Ben Esen tepede hiç kimseye iş yaptıramıyorum deyip, Obaya ait ne varsa hepsini teslim etmiş,solcular, Esen tepenin girişinde kızıl Bayrak asacak kadar ileri gitmişler.

********************************************************************************************************SAYFA:22

-

-Benim ne yapmamı istiyorsunuz Erdoğan?

-Esen tepe Obasının, Karabük genelinde önemli bir yeri var;Kapullu köyü de olmasa, dört tarafımızdaki mahallelerin hepsi, solcuların hakimiyetindeki mahalleler;Allah tan Kapullu da solcular yok,bir tarafta Dökecek,ikiyüzevler,öbür tarafta Yeşil mahalle, bir tarafta Kurtuluş Ulus mahallesi,işimiz çok zor;Esen tepeyi eskisi gibi canlı tutmamız lazım.

-Bak Erdoğan, ben ceza evindeyken Esen tepe ve civarında,hiç olay olmamış,ben çıktıktan sonra olaylar tekrar başlarsa bütün şimşekleri üzerime çekerim,bu yüzden teklifinizi doğru bulmuyorum.

Arkadaş ortamında tartışırken ses tonlarımız iyice yükseliyor,babam içeriye girip soruyor:

-Ne oldu?Neden bağırarak konuşuyorsunuz?

Babama, bana teklif edilen sorumluluğun yanlışlığını anlatıyorum.

Babam:

-Oğlum,arkadaşlarının hepsi bu kadar ısrar ediyorlarsa, onları kırma kabul et,bir şey olmaz.

-Tamam arkadaşlar sizin istediğiniz gibi olsun.

Anlaşmış olmanın rehavetiyle,adam yetiştirmek amacıyla, içimize yeni katılan arkadaşları, nasıl Oba başkanı yaptığımızı,bunların içinden İdris’i Oba başkanı yaptığımız dönemde, İdris in bu işi ciddiye almasını sağlamak için, onun her söylediğini nasıl yaptığımızı anlatırken, ben Erdoğan’a:

-İdris işi iyice cıvıtmıştı, akşam sokakta yürürken her araba farı gördüğünde “Arkadaşlar Polis geliyor yere yatın”deyince söylediğini usu len yapıyorduk, az daha görevden almasaydık,yerde sürünmekten kurtulamayacaktık;Hep beraber gülüşüyoruz.

Erdoğanlar, Kemal in, yarasa kemiğinden Muska yaptırdığını, o Muska sayesinde cesur bir şekilde Solcuların üzerine üzerine gittiğini,ancak hiç vurulmadığını anlatıyorlar;Ben saçmalamayın, öyle bir şey olmaz,eğer öyle olsaydı,Peygamber Efendimiz (sav) hem kendine hem de ashabına zarar gelmesin diye Muska yapardı,Uhut Savaşında da Peygamber Efendimizin (sav) dişi kırılmazdı.Babam devreye giriyor:

-Çocuklar bende öyle bir Muska var,bu Muska beni her türlü tehlikeden koruyor.

Arkadaşlar:

-Hasan amca,bu gerçekse çatışmalarda o Muskayı boynumuza takar, Solcuların canına okuruz. Babam:

-İşte Muska bu,isterseniz bir tavuğun ayaklarını bağlayıp deneyin,tavuğa mermi geçmez.

-Baba saçmalama,zaten hiçbirimizde şu an tabanca yok,ben bu işe inanmıyorum.

Erdoğan:

-Bende var.

Babam:

-Bizim kümeste horuz da var,tavukta var, bir tanesini yakalayıp deneyebilirsiniz.

-Yine saçmaladınız olmaz diyorum.

-Ya Toker, baban tavuğa kıyıyor,sen kıyamıyorsun,baban kadar olamadın.

-Tamam tamam, ama tavuğa siz ateş edersiniz.

Erol:

-Ben ateş ederim.

Yerleşim alanının dışına çıkıyoruz, tavuğun ayaklarına Muskayı bağlıyoruz,hedef olarak karşıya bırakıyoruz,daha ilk atışta tavuk vuruluyor,yanımızda hazır bulundurduğumuz bıçakla tavuğu kesip, afiyetle yiyoruz;Bu olaydan kısa süre sonra, Kemal reis te Solcular tarafından bacağından yaralanıyor,her iki olayda benim haklılığımın ispatı oluyor.

*******************************************************************************************************

SAYFA:23

Okul çıkışı okuldaki Ülkücü arkadaşlardan, Mustafa’ya rastlıyorum.Mustafa:

-Ne haber adaş,uzun süredir görüşemiyoruz?

-Bilmiyor musun,ben bu yıl okula ara verdim.

-Doğru söylüyorsun, Toker seninle biraz yürüyelim,bir derdim var seni o yüzden arıyorum.

-Çözeriz adaş,sen derdini söyle.

-Beni solcular çok sıkıştırıyor.

-Nasıl yani?

-Biliyorsun ben Kapullu da oturuyorum,Kapullu ya dışarıdan solcular yerleşmiş,beni sıkıştırıyorlar,eve rahat girip çıkamıyorum.

-Kapullu da solcu olmaz, arkadaşım bu işte bir yanlışlık olmasın.

-Bana inanmıyor musun Toker?

-Tamam,ben doluyum seni evine bırakırım.

Mustafa’yla aşağı Kapullu ya gelmiştik yanımızda bir minibüs durdu,Mustafa eliyle işaret ederek “o solculardan biri” dedi.

Adam arabanın camını açıp selam verdi.Ben:

-Sen solcu musun?

-Kardeş ben Milliyetçiyim,Adalet Partiliyim.

Mustafa’nın yüzüne baktım.Mustafa:

-Yalan söylüyor.

-Seni tanımıyorum,Milliyetçi isen problem yok,ama solcuysan burada barınamaz sın.

Adam minibüsle uzaklaştı, Mustafa’yla Yukarı Kapullu ya gelmiştik,bizden önce minibüsle Kapullu ya gelen adam,”beni öldürmeye geliyorlar” diye köylüleri kışkırtmış,Köy meydanında otuz-kırk kadar insan toplanmış;Köylülere bizi göstererek.

-Beni bunlar öldürmek istiyor deyip,belindeki tabancasını çıkarıyor,oradaki kalabalıkla problemim olmadığı için,havaya 2 el ateş ediyorum;üzerimize doğru yürüyen kalabalığa “Geri çekilin” diyorum.Bir an Mustafa’nın yanımda olmadığını anlıyorum,Mustafa beni orada bırakıp evine kaçmış,yakındaki bir çeşmenin arkasına geçip,çeşmeyi kendime siper ediyorum;bu arada düşünüyorum,geldiğim yönden geri dönmeyi denersem kalabalık Köylü ile yüz yüze gelip yok yere onlardan bir kaçını vurmak zorunda kalabilirim,doğru olan ters yönden aşağıya Dökecek Mahallesine inip oradan Esen tepeye çıkmak;Dökecek Mahallesine iniş dik ve çalılık bir alan, inene kadar elimde yüzümde çalıların yırtamadığı yer kalmıyor;tam çalılıktan kurtuldum derken, silah seslerini duyunca meraktan ne olduğunu anlamaya çalışan Dökecek Mahallesinin solcularına rastlıyorum,Solculardan biri bana doğru elini uzatarak,dur lan faşist diyor,benim elim parkamın cebinde, parmağımda tabancamın tetiğinde, elimi cebimden çıkarıyorum solculardan tarafa yere doğru 1 el ateş ediyorum,hepsi hepsi 2 şarjör mermim var, idareli kullanmalıyım silah seslerini duyan ikiyüz evlerin solcuları da dökecek Mahallesinin solcularına katılıyor, koşarak bana yetişmeye çalışıyorlar,bu arada onlarda ateş ediyorlar,bana çok yaklaştıklarında geriye dönüp 1 el ateş ediyorum, solcular yere yatıyorlar tekrar koşarak onlarla arayı açıyorum,bu şekilde hiç yara almadan Esen tepeye çıktığımda Jarjörlerde hiç mermi kalmamıştı,Esen tepedeki Ülkücüler de silah seslerini duymuşlar ne olduğunu anlamak için dökecek Mahallesine doğru bakıyorlar, Ülkücüler elimde tabancayla beni görünce:

-Ooo Cüneyt sen miydin tek başına ne işin var oralarda.

-Dalga geçmeyin her tarafımı çalılar yırttı.

-Tamam Toker kusura bakma,gel sana pansuman yapalım,merak etme iz kalmaz,çabuk iyileşir.

Ellerimde ve yüzümde kısa süre de olsa izlerini taşıyacağım çizikleri pansuman ediyorlar.

********************************************************************************************************SAYFA:24

Minibüsteki adam Şan-ŞAN Adildi,gerçekten Adalet Partiliydi o bu olaydan sonra, Ülkücülerden çekindiği için Kapullu Çarşı arasında yolcu taşıyan minibüsüyle çalışamadı.Bir akşam Erdoğan geliyor.

-Toker, Zonguldak’taki kongreye Başbuğ gelecekmiş,yarın sabah bütün Mahallelerden Ülkücüler istasyonda buluşup Zonguldağa gidecekler,sabah hangimiz erken kalkarsa diğerini evden alsın,biz de kongreye gidelim.

-Tamam Erdoğan öyle yapalım.

Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra Erdoğanın gelmesini bekliyorum,Erdoğan gelmeyince ben gidiyorum,zile basıyorum,Erdoğan çıkıyor, birlikte istasyona gidiyoruz.Yüzlerce Ülkücü istasyona gelmiş,Zonguldak treninin hareket saatini bekliyor hep beraber tirene biniyoruz;Aramızda Zonguldak terini hareket halindeyken,solcular tarafından tirenden atılıp ta bacağı kırılan Rızada vardı.Rıza endüstri Meslek Lisesinde okuyor.

Tiren Çaycuma’dan yolcu aldığında binenlerin arasında solcularında olduğu konuşuluyor,sonra solcular tespit edilip Ülkücüler tarafından dövülüyorlar,ölesiye dayak yiyen solcular,tirenin bir sonraki durağa yaklaşmasıyla yavaşlamasını fırsat bilip tirenden atlıyorlar.

Zonguldak’ta tirenden inince toplu olarak caddelerde dolaşıyoruz,Başbuğun kongredeki yapacağı konuşmanın gerçekleşmeyeceğini öğreniyoruz,bu habere moralimiz bozuluyor;Başkanın talimatıyla toplu olarak Karabük’e giden tirene biniyoruz.Biz Zonguldak’tayken terinde dayak yiyen solcular arkadaşlarına haber vermişler,onlarda bize karşılık vermek için hazırlık yapmışlar,solcular tiren yolunun paralelindeki kara yolundan arabalarla terini takip ediyorlar,tiren her durduğunda arabalardan inip terini taş yağmuruna tutuyorlar; Kompartımanlarda oturan sıradan insanların muhtelif yerlerine taşlar isabet ediyor,canı yanan insanların çığlığı her yeri kaplıyor,biz atılan taşlardan kendimizi koruyoruz,zaman zaman yere inip solculara taş atarak karşılık veriyoruz.Zonguldak Karabük arasında yirmiden fazla durak var, durak sayısı fazla olunca atılan taşlardan tirenin pencerelerinde sağlam cam kalmıyor,bir ara tirenden solcuların bulunduğu yere ateş ediliyor, solcular geriye çekilip kaçmaya başlıyorlar.Tiren hareket etmek üzereydi,bu iş bitti diye düşünüyorduk. Başkan:

Arkadaşlar herkes tirene binsin hareket etmek üzereyiz,Kürt İhsan tirene binmiyor kaçan solcuların arkasından taş atıyor.

-İhsan İlhami reisin talimatı var tirene bin artık.

Kürt İhsan dinlemiyor, solculara taş atmaya devam ederken tiren hareket ediyor,İhsan olay yerinde tek başına kalıyor.Aramızda,İhsan orada tek başına kaldı solcular yakalarsa onu öldürürler diyoruz,tirenin imdat firenini çekiyoruz,tiren durunca İhsan koşarak gelip tirene biniyor,bu sefer tiren hareket etmiyor;Aradan biraz zaman geçince Askerler geliyor trendeki insanları aşağıya indiriyorlar.

******************************************************************************************************** SAYFA:25

Askerler,insanların ellerine bakıyorlar,ellerinde siyahlık olanları bir tarafa topluyorlar,bunu görenler solculara taş atarken taşlardan ellerine sürülen kirleri suyla, yada ellerini bir yerlere sürterek çıkarmaya çalışıyorlar;Askerler elleri kirli olanları gurup halinde bir araya topluyor,trende dayak yiyen solcuları da oraya getirmişler,ikisi de ayakta zor duruyor bizi teker teker solcuların önünden geçirdiler,onların işaret ettiklerini hemen guruptan ayırarak tutukluyorlar,ben tutuklananlar arasında değildim,arkadaşlarımızdan 26 sı tutuklandı, trendeki Ülkücüler istisnasız bu durumdan Kürt İhsanı sorumlu tutuyor;Askerler bizi trene bindiriyorlar her vogonada birkaç silahlı Asker biniyor, bu şekilde Karabük’e kadar geliyoruz.

Erdoğan’ın ailesi olayı duyuyor beni suçluyor; Erdoğan’ı Zonguldağa Mustafa götürdü,yoksa bizim oğlumuz öyle işlere bulaşmazdı,bu konuşmaları ciddiye almıyorum.

Aradan 15 gün geçiyor Esen tepeden Hakkı Çaycuma’da tutuklanan Kürt İhsandan bir mektup alıyor, Kürt İhsan mektupta solcu olduğunu bildiğim komşumuz kara Hüseyin’in, tren olayında solculara liderlik yaptığını, bu yüzden onun cezalandırması gerektiğini yazmış, Hakkı, Toker Hüseyin’e bunun hesabını soralım.

-Kürt İhsan benzetmiştir kara Hüseyin solcudur ama eylemci değildir, onun Lider olması da mümkün değil, Erdoğan’da bende onu çok iyi tanıyoruz.Hakkı:

-Siz Mahallenizin çocuğunu koruyorsunuz, geçen gün bakkal Mehmet’i de dövdürme diniz mahallenizin solcularını kolluyorsunuz.

-Saçmalıyorsun, eylemlere katılmayan solculara darbe vurursak, onlarında eylemci olmasına vesile oluruz, onları kazanmak için uğraşmalıyız.

Bir akşam Hakkı,Erdoğan, beş altı kişi geziyorduk kara Hüseyin’de işten çıkmış eve dönüyordu,Hakkı, bakın kara Hüseyin kendi ayağıyla tıpış tıpış bize doğru geliyor, ona Kürt İhsanın hesabını bugün soracağım.

-Sizinle bu meseleyi daha önce konuşmuştuk.Hakkı:

-Kürt İhsanın yazdıkları yalan mı.

-Sana benzetmiştir diyorum, kara Hüseyin’le konuşalım ama ona kötü bir şey yapmanıza müsaade etmem.Hakkı:

-Tamam yerleşim alanından biraz uzaklaşalım.

Bize yaklaşınca Hüseyin selam veriyor.

-Hüseyin seninle biraz konuşmak istiyoruz.

-Olur konuşalım.

Issız bir yere gidiyoruz,Hakkı Kürt İhsanın mektupta yazdıklarını anlatıyor, Hüseyin suçlamaları kabul etmiyor.Hakkı:

-Sen korkudan yalan söylüyorsun. Erdoğan:

-Biz Hüseyin’i çocukluğumuzdan buyana tanıyoruz, Hüseyin solcudur ama eylemlere karışmaz.Hakkı:

Biz kararlıyız dördümüz de Hüseyin’i vurmaktan yanayız.

Ben silahımı çıkarıyorum yere doğru 2 el ateş ediyorum, ve ekliyorum, Hüseyin’e bir şey yapmaya kalkarsanız üçüncü mermiyi size sıkarım, Hüseyin’e dönüyorum,haydi şimdi sen evine git çabuk ol. Hüseyin:

-Tamam abi tamam tamam gidiyorum. Hakkı:

-Toker bunu senden beklemezdim neredeyse bir solcu için bizi vuracaksın.

-Siz yanlış yaptınız her şeyi daha önce konuşmuştuk Kara Hüseyin’e dokunmayacak tınız. Hakkı:

-Biz Esen tepeye gidiyoruz.

-Tamam Erdoğan’la bizde evlere gideriz.

********************************************************************************************************

SAYFA:26

Eve geleli bir iki saat olmuştu,zil çaldı, Müyesser yenge kapıdaydı,oğlunu kurtardığım için bana dualar ediyordu.

Esen tepeden Arif bizi Sarı Kemal le tanıştırıyor…

-Kemal yeni Ülkücü oldu,kendi tabancası da var,hazır eleman yani anlayacağın.

Sarı Kemalle birkaç kez görüştükten sonra samimiyetimiz artıyor;Sarı Kemal,Recep,Erdoğan,Hakkı hep beraber Kurtuluşa iniyoruz;etrafı kontrol amacıyla, aramızdan 2 kişinin Ulus Mahallesi tarafını dolaşıp gelmesi hususunda anlaşıyoruz, Hakkı’ya dönerek.

-Sendeki tabancaların birini Recebe ver,bozuk olan sende kalsın,gittikleri yer tehlikeli anladın mı Hakkı?

-Tamam Toker.

Sarı Kemalle Recep uzaklaşıyor,kısa süre sonra Recep koşarak yanımıza geliyor.

-Hayırdır ne oldu?

-Ya bu tabanca bozuk,tetiğe basınca patlamıyor.

-Kemal nerede?

-Ulus mahallesine yaklaşmıştık,solcuların tuzağına düştük,solcular etrafımızı sarıp silahlarını çektiler,acemi olduğu için Kemal dondu kaldı,ben silahımı çektim ama ateş almadı,kaçmaktan başka çarem yoktu,çok zor oldu çaresiz kaldım.

-Hakkı seni bozuk tabanca konusunda uyarmıştım,bunu nasıl yaparsın?Bu yaptığın onları bile bile ölüme göndermekle aynı şey,böyle devam edersen Komünistlerden önce ben vururum seni adi herif!

-Karanlıkta karıştırmışım,böyle bir şeyi bilerek yapmam için solcu olmam lazım,ben solcu değilim yanlışlıkla oldu yemin ederim.

-Arkadaşlar,tartışmayı bırakalım,Kemal Komünistlerin elinde onu nasıl kurtaracağımızı konuşalım.

-Burası güvenli değil Esen tepeye doğru yürüyelim.

Esen tepeye girişteki düzlüğe geldiğimizde Kemali kurtarmak için çözüm üretmeye çalışıyoruz.

Kurtuluş tarafından yürüyerek bir adam bize doğru geliyor,Hakkı gelenin solcu olduğunu söylüyor,bence gelenin komünist olması mümkün değil,çünkü Esen tepenin, Ülkücülerin hakimiyetinde olduğunu bilmeyen Solcu yok,adam bize doğru rahat rahat geliyor diyorum.Adam yanımıza geliyor.

-Bu saatte nereden geliyorsun

-Fabrikada çalışıyorum işten çıktım eve gidiyorum. Hakkı:

-Ben bu adamı tanıyorum kızıl komünisttir bu.

- Sen Komünist misin?

-Arkadaşlar beni birine benzettiniz galiba, beni buralarda bilirler ben Adalet partiliyim. Hakkı:

-Yalan söyleme ben seni iyi tanıyorum sen Komünistsin.

Tabancanın namlusuyla adamın yüzüne vuruyor,ben yanlış yaptıklarını ısrarla söylüyorum,Sarı Kemalin Hala komünistlerin elinde olması nedeniyle gergin olan arkadaşlar, benim konuşmalarımı dinlemiyor.Adama vurmayı bıraktıklarında adamın yerden kalkacak hali kalmıyor.

Zaman ilerledikçe Komünistlerin sarı Kemali bıraktıklarını ancak tabancasını aldıklarını öğreniyoruz,konuşturmak içinde feci şekilde dövmüşler,yüzü benim dayak yediğim halime benziyordu.

Kemalin bu işlerde yeni olduğunu anlayan Komünistler ona dayak atarak cezalandırmayı yeterli görmüşlerdi, sarı Kemali öldürmedikleri için şanslı sayılırdık.

Ocak başkanına olayı anlattım,dayak yiyen adamın Komünist olduğuna inanmadığımı söyledim;Ocak başkanımız gerçeği öğrenmişti,adam Adalet partiliydi olaydan sonra hastaneye kaldırılmıştı.

Atıf kahveye geliyor,selam verip Erol’la ikimizin yanına oturuyor.

-Dere Caminin oraya solcular gelmiş,on kişi kadarlarmış,ne yapmayı düşünüyorsunuz?

-Bizimkileri toplayıp oraya gitmeyi,solcuları oradan kovalamayı düşünüyorum,ben orada oturuyorum.

-Kaç tane tabanca var?

-Bende bir tane var.

-Erol la ben boşuz oraya boş gitmek aptallık olur.

-Bendeki yeter,bizim kalabalık olduğumuzu görünce solcular zaten kaçarlar.

-Biz gelmiyoruz.

-Kendiniz bilirsiniz,sonra bize neden haber vermediniz demeyin.

Atıf kahvenin etrafında oturan ondan fazla ülkücüyü toplayıp Dere Cami tarafına doğru yürümeye başlıyor. Erol:

-Bak Toker, bu Atıf bizim için korktular gelmediler diye yaygara yapar o tarafa yavaş yavaş bizde gidelim.

-Haklısın Erol haydi kalkalım.

Atıfları takip ediyoruz,Dere Caminin yakınına geldiğimizde yukarı tarafdan solcular bize doğru ateş ediyor, sadece Atıfta tabanca var,boş olanlar ne yapacaklarını şaşırıyorlar panik oluyorlar Erolla ben soğukkanlılığımızı koruyoruz,guruptaki panik havasını dağıtmaya çalışıyoruz.Ben:

-Arkadaşlar kurtuluşa doğru koşun.

Onları bu şekilde kurşun yağmurundan kurtarmaya çalışıyorum,bir ara Atıfa bağırıyorum.

-Tabancanı çıkarıp ateş etsene oğlum bak kadın gibi oldun.

Atıf tabancasını çıkarıyor ama ateş edemiyor.Ben:

-Haydi Atıf tetiğe bas artık,bana ver şunu ben sıkarım.

Tabancayı Atıf’ın elinden alıyorum solculardan tarafa ateş ederek bizimkilerin uzaklaşmasını sağlıyorum;ortalık sakinleştiğinde ülkücülerden vurulan olmadığını anlıyorum, bu durum hepimizi inanılmaz rahatlatıyor,olaydan sonra Atıf bize yalvarıyor.

-Ne olursunuz bu olaydan Ocak başkanının haberi olmasın,bu olayı aramızda kapatalım.

Bir süre sonra; bizim evin kapısı çalıyor,kapının önünde Atıf var,belinden bir tabanca çıkarıyor.

-Toker bu tabanca bozuk,bunu tamir ettirmeyi düşünüyorum,sende bir kaç gün kalsın,sonra gelir alırım.

-Ağzında mermi varmı?

-Yok sen bunu al ben gidiyorum.

Evin salonuna gelince:

-Anne Atıf bir tane tabanca bıraktı,eve polis gelirse sen üzerine alırsın, polisler ev aramalarında kadınların üzerini aramıyor.

Tamam oğlum şimdi işim var,şimdilik karyolanın üzerinde dursun.

-Tamam karyolanın üzerine bırakıyorum.

Tabanca durduğu yerde patlıyor,annem panikliyor benim vücudumu kontrol ediyor.

-Anne benim bir şeyim yok,tabanca durduğu yerde patladı, Allah dan senin üzerinde değildi.

Atıf tabancanın ağzında mermi yok demişti,bu nasıl işti anlamadım.

********************************************************************************************************SAYFA:27

Ben yine muhtelif suçlardan aranıyordum,umuma açık yerlerde dururken,tabancamı genelde o mekanların zulalarına koyuyordum,giderkende alıyordum.-Sağ olun Hakkıları gördünüz mü?

Kahvede otururken Hakkı geliyor.

-Ormancı Mustafa uzun zamandır aramıza gelmiyor,haydi gidip onu evden alalım.

-Ya o, ormanda babasıyla çalışıyor belki evde yoktur,hem onların evi Yeşil Mahallede sınır yerde,orada solcularla karşılaşabiliriz.

-Toker,kolay kolay gündüzleri bir şey olmaz,beş-altı kişi gideriz,bizde bir tane tabanca var.

-Kimde?

-Ali Osmanda

-Tamam hadi gidelim.

Ormancı Mustafanın evine kadar geliyoruz,zile basıyoruz evde yoklar;geriye dönerken Yeşil Mahallenin solcuları,kalabalık bir şekilde bize doğru geliyor.Ben:

-Tabanca kimdeyse ateş etsin.

-Ali Osman da.

-Bende yok ben gelirken Hakkıya verdim.

Solcular yaklaşıyorlar,bizimkilerden hiçbiri tabancasını çıkarıp ateş etmiyor,Ülkücüler hep beraber kaçmaya başlıyor.Solcular da kaçanların arkasından ateş ediyorlar.Ben kaçmadığım için solcuların üç dört metre yakınındayım,beni farketmiyorlar,hızlı adımlarla karşıdaki okulun bahçesine giriyorum,bahçe duvarının üzerinde tel örgüler var,tırmanıyorum;bu sırada solcular beni farkediyorlar,benden tarafa ateş etmeye başlıyorlar,telörgülerden aşağıya atlamaya çalışırken montum takılıyor,bu arada solcuların namlularından çıkan mermi çekirdeği, kafamın üzerindeki teli kırıp geçiyor,montumun kollarını çıkarıp kendimi aşağıya bırakıyorum,yere indiğimde biraz canım yanıyor,biraz uzaklaşınca vurulup vurulmadığımı kontrol etmek için duruyorum,vurulmadığımı anlıyorum;karşıdan Erol,Erdoğan,Kadir koşarak yanıma geliyorlar.

-Geçmiş olsun Toker.

-Kahve deler,Hakkı karı gibi ağlıyor bize senin vurulduğunu söylediler,biz o yüzden geldik,Toker sıcaklığıyla hissetmezsin soyun birde biz bakalım vurulmuş olabilirsin,sana elli kere söyledik çoluk çocukla takılma diye,bunların yüzünden bir gün boş yere vurulacaksın.

-Tamam siz haklısınız,bundan sonra sizden biri olmadan riskli ortamlara girmem,haydi kahveye gidelim.

Hakkı kafasını masanın üzerine koymuş gerçekten ağlıyor,benim geldiğimin farkında değil,elimle Hakkıyı dürtüyorum,Hakkı beni görünce hortlak görmüş gibi oluyor,daha şaşkınlığı geçmeden;Ben:

-Karı gibi ne ağlıyorsunuz,hepiniz beni sattınız,arkanıza bile bakmadan kaçıyordunuz,tabanca kimdeyse o havaya ateş etseydi bu durumu yaşamazdık,korkak tavuklar. Hakkı:

-Toker seni tellerin üzerinden düşerken gördük,vurulduğunu sandık,ne yaparsan yap umurumda değil,vurulmamışsınya önemli olan bu benim için.

-Farzedinki vuruldum,cesedimi orada mı bırakacaktınız,siz ne biçim insanlarsınız böyle? Allah dan Erdoğan gibi sağlam arkadaşlarda var.

********************************************************************************************************SAYFA:28

.

Bir süre sonra olaylar çok yoğunlaştığı için,Esen tepeye sınırı olan,Solcuların hakimiyetinde olan Mahallelerin etrafında üçer- beşer kişilik guruplar halinde gece sabaha kadar nöbet tutuyoruz.:

Vurulduğum gün Erol,Hakkı ve ben Esen tepenin Yeşil Mahalle sınırında nöbet tutuyoruz,bir apartmanı kendimize siper ediyoruz,nöbet tutarken sigara içmek yasak,aramızda fısıltı halinde konuşuyoruz,gün ağarırken sıkılıyorum. Erol’a

-Haydi yeşil Mahalleye inelim.

-Toker az önce Yeşil Mahallenin içinden ıslık sesleri geliyordu,sen de duydun,şimdi Yeşil Mahalleye gitmemiz tehlikeli olur.

-Sizler korktuğunuz için gelmek istemiyorsunuz,ben gidiyorum,siz gelmesenizde olur.

Erolların yanından ayrılıp açık alandan Yeşil Mahalleye doğru yürüyorum,Erol ile Hakkıda çaresiz biraz geriden beni takip ediyorlar yüz metre kadar yürüyünce önümdeki duvarın arkasından 2 solcu çıkıyor,silahlarını bana doğrultup;Dur lan Faşist!

Benimde elimde tabancam var ama namlu yere dönük,ani bir refleksle elimi yukarı kaldırıyorum,tetiğe basamadan, sol göğsümden, kalbimin 2 parmak üstünden vuruluyorum,çaprazımdaki inşaattan da solcular ateş ediyor,vurulmuş olmak beni biraz sarsıyor ama ateş ederek olay yerinden adım adım uzaklaşıyorum;Erolun yanına geldiğimde:

-Ben vuruldum

-Toker sana ikimizde gitmeyelim dedik bizi dinlemedin,az kalsın bizde vuruluyorduk.

-Haklısınız

Vücüdumdan kan akan yerleri elimle kontrol ediyorum,kaç tane mermi yediğimi anlamaya çalışıyorum,sol göğsümden ve koltuk altımdan kanlar akıyor;Erolla Hakkıya dönüp:

-İkinizde soğukkanlı olun paniklemeyin,ben heran bayılabilirim,bir araba bulup beni hastaneye götürün.

-Tamam Toker merak etme.

Haydi yavaş yavaş kahvenin önüne doğru yüriyelim,ikiniz birerterafıma geçip beni tutun,çok kan kaybediyorum o yüzden her an bayılabilirim.

Bu arada hafif bir ses tonuyla kelime-i şehaded getiriyorum;Ramazan ayında olduğumuz için bütün kahvehaneler sabaha kadar açık,kahvenin önünde 2 tane taksi var, kahveye giriyoruz,kahvedekiler yanımıza geliyorlar.

-Ben vuruldum,şu arabalardan biriyle beni Hastaneye götürün.Erola:

-Belimdeki tabancayı cebimdeki mermileri alın;Hastaneye polis gelir,ne biçim adamsınız, ben söylemesem beni böyle hastaneye götüreceksiniz.Erol:

-Tamam Toker ben alıp zula edeyim,sen Hakkı ile Hastaneye git.

Bu arada mermi yarası sanki bıçakla kesilmiş gibi ağrı yapmaya başlıyor,biraz nefesim daralıyor,arabanın arka koltuğuna oturuyorum,hemen hareket ediyoruz,

-Beni sigorta Hastanesine götürün,

Hakkıyla şöför şaşkınlıktan,Devlet Hastanesi daha yakın oraya gidelim.Şöför benim ölebileceğimi düşünerek hem arabayı sürüyor hem de kısa aralıklarla arka koltuğa bana bakıyor,Şöför bir ara bana bakarken az kalsın Fabrikanın servis aracına çarpıyordu.Şöföre:

Kardeşim sen önüne bak,benim pek önemli birşeyimyok,bana bakarken kaza yapacaksın.

Kazasız belasız Hastaneye geliyoruz;Doktara:

- Vücudumda kaç tane mermi var.

-Bilemiyorum.

Koltuk altımda mermi yarası olduğu için sol kolumu kaldıramıyorum,bir anlık refleksle kollarımı kaldırıp tişörtümü çıkarıyorum.Doktara:

-Şimdi bak, kaçtane mermi yemişim.

-Anladığım kadarıyla 1 tane mermi girmiş çıkmış,2 tane mermi deliği var.

Gülmeye başlıyorum,Doktor hayretle yüzüme bakıyor,bir kaç tane mermi yediğimi düşünüyordum,bir tane olduğunu anlayınca rahatladım.Doktor:

- Devlet Hastanesinde Mikro filim yok,kesin sonuç için Sigorta Hastanesine gitmen lazım.

Bu arada Polisler geliyor;”Seni kim vurdu?”

-Mehmet,Muzaffer ve Hoca bana ateş ettiler.

Yaralarıma pansuman yapılıyor,Sigorta Hastanesine geçiyoruz,Mikrofilm çekiliyor.Doktor:

-Bir tane mermi göğüs kafesindeki 2 kemiğin arasından girmiş,koltukaltındaki kasları zedeleyerek çıkmış,Oruç tutuyormusun?

-Tutuyordum ama bu mermi yüzünden orucum bozuldu.

-Seni Allah korumuş, bu mermiyi parmağınla oraya sokmaya,başka yerlere değdirmemeye çalışsan, mümkünü yok başaramazsın,Allah seni anne babana bağışlamış,sen ya çok çekecesin yada ereceksin,korkma 1 haftada ayakta tedaviyle iyleşirsin,sonra yaralar iyice iyişene kadar pansuman yaptırman lazım,geçmiş olsun.

-Sağolun Doktor bey,çok teşekkür ederim.

********************************************************************************************************SAYFA:29

Bu arada arkadaşlarım benim vurulduğumu,anne babama nasıl söyleyeceklerini düşünüyorlar, çareyi de buluyorlar; Hüsameddin abi babamla aynı yerde çalışıyor,vurulduğumu anlatma görevi ona düşüyor, Hüsameddin abi annemle re:

-Mustafa bacağından vuruldu,Hastanede yatıyor önemli bir şeyi yok.

-Hangi Hastanede yatıyorsa hemen yanına gidip bakalım.

Annemin Hastaneye geldiği sıra üzerim açık yatakta uzanıyordum,annem göğsümdeki yarayı görünce.

-Hani bacağından vurulmuştun?

-Anne önemli berşey değil,gördüğün gibi ayaktayım,buradan bir hava deliği açtırdık,korkacak bir şey yok.

Annem bu espriye çok kızıyor;Hastanede kaldığım odaya ilkokuldan arkadaşım Hasan geliyor.

-Geçmiş olsun Toker.

-Sağ ol hayırdır senin ne işin var Hastanede?

-Abimin başında refakatçi olarak kalıyorum.

-Abine ne oldu?

-Kurtuluşta vurmuşlar.

- Adı ne?

-Recep.

-Geçmiş olsun.

- Ben abimin yanına ineyim belki bir şey lazım olur.

-Tamam görüşürüz.

Ülkücü arkadaşlar yanıma geliyor,içlerinden biri:

-Toker senin gıyabi tutuklanman var,taburcu gününü beklemeden Hastaneden ayrılsan iyi olur,pansumanlarını dışarıda yaptırırız.

-Tamam bu gün Hastaneden ayrılırım.

Vurulduğum gün,kahveden ayrılmadan önce ayağındaki sakatlığından dolayı aksak yüriyen Behzad abiye çatışma çıkarsa kaçamazsın senin gelmen doğru olmaz demiştim,Hastaneden çıktıktan sonra Behzad abiyle karşılaşıyoruz.

******************************************************************************************************** 

SAYFA:30

Behzad abi:

-Toker çatışma çıkarsa kaçamazsın diyordun bak mermi seni de yakalamış.

-Eh haklı söze ne denir?

Yaramı düzenli olarak pansuman yaptırıyorum,henüz tamamen iyiyeşemedim,Dere Cami yolundan eve dönerken İsmetin abisi İrfan,solcular tarafından ayağından vuruluyor,İrfanın ziyaretine gidiyorum.

Benim sol kolum yukarıya kalkmıyor, kolum vücuduma bitişik gibi yürüyorum.Bir akşam Erdoğan Esen tepeden bir gurup arkadaşla bizim eve geliyor biraz havadan sudan konuştuktan sonra:

-Toker seninle önemli bir şey konuşmaya geldik,sen vurulduktan sonra,İrfanda vurulunca bizim arkadaşların psikolojisi bozuldu,hiç kimseyi bir yere götüremiyoruz,herkes anlaşmış gibi Toker gelirse gideriz diyor.

-Görmüyor musunuz? Daha iyileşmedim halen sol kolumu kaldıramıyorum.

-Toker istihbarat aldık,solcular Kurtuluşa gelip eylem yapacaklarmış,bu gece mutlaka nöbet tutmamız lazım,sen gelmezsen hiç kimse gelmiyor.

-İnsaf yani siz benim durumumda olsanız nöbete çıkar mıydınız?Çatışma çıkar tekrar vurulursam herkese alay konusu olurum;bu işin mantığı yok Erdoğan.Babam devreye giriyor:

-Arkadaşların bu kadar ısrar ediyor onları kırma oğlum.

-Tamam geliyorum.

Bu arada Aydınlık gazetesi “Evinin balkonunda otururken Mustafa Toker adındaki genç kalbinden vuruldu”Diye haber yapıyor,solcular benim öldüğümü zannediyor,aralarında bunu kutluyorlar.

Beş-altı arkadaş solcuların eylem yapma olasılığına göre en uygun yer olan duvarın arkasında nöbet tutmaya başladık,bekleyiş uzun sürünce içimizden biri sigara yakıp içmeyi teklif etti,sırayla 1 kişi sigara içecekti,zaman baya ilerlemişti,Solcular gurup halinde karşıdaki yoldan bize doğru yürüyorlardı.

Solcular içtiğimiz sigaranın ateşinden bizi fark ediyor,uzaktan ateş edip patlayıcı atıyorlar,aramızdan yaralanan olmadan olay yerinden uzaklaşıyoruz. Esen tepe ve civarında yazılama yapmaya kara veriyoruz,bir kişi boya kutusunu taşıyor diğeri yazı yazıyor, bir kişi de yazıların olup olmadığını kontrol ediyor,geriye kalanlarda bu 3 kişiyi korumak için etrafta dolaşıyor;Yazı işi bitip geriye dönerken gördüğümüze inanamıyoruz MHP ler MSP olmuş,S lere elimizi sürüyoruz elimize boya çıkıyor,bu işi yapanların yakınımızda biryerlerde olduğunu anlıyoruz,S leri takip ederek onları arıyoruz,onları bulduğumuzda,başlarında Cami hocası, beş kişiler ellerinde boya tenekesi ve fırça var,bizimle karşılaşmak onları korkutuyor.Hoca:

-Bakın bizi vurursanız,Ülkücü ler Cami hocasını vurdular diye aleyhinizde propaganda yapılır,böyle bir şeyin olmasını istemezsiniz değilmi?

-Siz neden Sol cuların hakim olduğu bölgelerde mücadele etmiyorsunuz?Her zaman bizim hakim olduğumuz bölgelerde ortaya çıkıyorsunuz?Üstelik hep te hazıra konuyorsunuz?sizin kafirlerle silahlı mücadele ettiğinizi hiç görmedik.Cihat farz değilmi hoca?

Şimdi bizim boyaları da alacaksınız,yazıya devam edeceksiniz önce şu S leri tekrar H yapacaksınız sonra bizim söylediğimiz sloganları yazıp altına Ülkücü gençlik MHP yazacaksınız.

Akıncılar çaresiz kabul ediyorlar,Akıncı lara sabah vaktine kadar yazılama yaptırıyoruz.Bir süre sonra Akıncı lardan Recep le karşılaşıyoruz:

-Toker siz Cihat yaptığınızı söylüyorsunuz.

-Bizim Cihat yaptığımızı Süleymancılarda söylüyor.

-Ülkücüler Ramazan ayında beş vakit Namazı kılıyor ama, diğer zamanlarda çok azı Cumadan Cumaya Namaza gidiyor,bir kısmıda Oruç tutmuyor,Ramazan ayında sokakta sigara içen insanlara müdahale ediyor,sizin işlere nefis karışıyor.

-Sözünü kesmek istiyorum.

-Toker biraz sabırlı ol sana Hazreti Ali(ra)in bir kıssasını anlatmak istiyorum buna itiraz etmezsin herhalde.

-Anlat dinliyorum.

-Savaşta Hazreti Ali(ra) düşmanı yere yatırmış kılıçla boynunu vuracakmış,

-Seni az önce öldürseydim Allah rızası için öldürecektim, şimdi öldürürsem nefsim için öldürmüş olurum demiş,adamı öldürmekten vazgeçmiş,yerde yatan adam kelimei şehadet getirip Müslüman olmuş,bu işler sizin yaptığınız gibi düz değil incelikleri var.

-Biz eksikliklerimizin olduğunu kabul ediyoruz, silahlı mücadele yaparken söylediğin sorumlulukları yerine getirecek fırsatları bulamıyoruz.

Bir kaç gün sonra Akıncı Receple yolda tekrar karşılaşıyoruz yanındaki arkadaşıyla hızlı adımlarla bize doğru yürüyor.

-Hayırdır Recep acelen ne, nereye gidiyorsun böyle.

-Çarşıya gidiyoruz.

Yanımıza iyice yaklaşıyorlar,ağızları leş gibi alkol kokuyor.

-Müslüman kardeşlere alkol kullanmak yakışıyor mu? Recep:

-Ben ara sıra alkol kullanıyorum.

-Siz davanızda samimi değilsiniz,bu yüzden sizinkileri sevmiyorum,haydi siz yolunuza gidin,Recep seni bir daha alkollü yakalarsam benden dayak yersin ona göre.

-Haklısın abi iyi akşamlar.

Recep ayrılırken işte bunlar bu kadar,çok sahtekar insanlar diyorum.

********************************************************************************************************SAYFA:31

Ocağın yönetiminden bir arkadaş,Toker senin işleri hallettik artık aranmıyor sun.

-Sağ olun Allah razı olsun bu çok iyi oldu.

Bir gün kahvenin önünde arkadaşlarla otururken Hüsameddin abi yanıma geldi,Toker yanında tabanca varmı?

-Var abi.

-Bana lazım verir misin.

-Hayırdır?

-Sen sorma ver.

-Abi al, yalnız tabancanın namlusunda mermi yok.

Hüsameddin abi tabancayı alıp uzaklaştı,;aradan yarım saat geçmeden, Hüsameddin abinin gittiği yönden silah sesleri gelmeye başladı,neler olduğunu merak edip silah seslerinin geldiği yöne bakıyoruz; Hüsameddin abi havaya ateş ederek bizden tarafa doğru geliyor;Olaylar şöyle gelişmiş:

Hüsameddin abi kahvede otururken onu tanımayan 4-5 tane solcu kahveye gelip karşısındaki masaya oturmuşlar,solcuların oraya gelmesini hazmedemeyen Hüsameddin abi, bizim takıldığımız kahveye gelip benden tabancayı istemişti,solcuların oturduğu kahveye geri dönünce tabancanın namlusunu solculara çevirip tetiğe basmış, tabancanın namlusunda mermi olmadığını unutmuş,tabanca patlamayınca durumun farkına varan solcular tabancalarını çıkarıp Hüsameddin abiye doğrultmuşlar, Hüsameddin abi çaresiz kaçmaya başlamış,kaçarken tabancanın namlusuna mermi sürmediğini hatırlayıp, tabancanın namlusuna mermiyi sürmüş havaya ateş etmeye başlamış;Yolun kenarında karpuz sergisi açan bir vatandaş, solcuların Hüsameddin abiyi vurmak için sıktığı mermilerden biriyle kafasından vurulup ölmüştü; Hüsameddin abi ölüme sebebiyet vermekten tutuklandı.Ceza evine girdikten 2 ay sonra hanımı doğum yaptı, Hüsameddin abi ilk çocuğunun doğumunda ceza evinde olmanın ezikliğini yaşıyordu.

Kambur ufak tefek gerçekten kamburu olan, popiler bir solcuydu, bizimkiler onu namaz kılarken annesini tekmeleyerek, ibadetinden alıkoyacak kadar ileri giden dinsiz bir insan olarak tanıyordu;Kambur postane caddesinde arkadaşları ile dolaşırken Ülkücülerle karşılaşıyor,Kambur tabancasını çıkarıp ateş ediyor,ülkücü arkadaşlardan biri ayağından yaralanıyor,olay esnasında,oradan geçen ilkokul öğrencisi bir kız çocuğu, Kamburun tabancasından çıkan bir mermi ile kafasından vurulup ölüyor;ölen çocuğun babasının Solcu olduğu anlaşılıyor.

Türkiye genelinde sokaklarda çoğunlukla amatörce eylemler gerçekleştiriliyor; Profesyonelce yapılan eylemlerin sayısı çok az;Terör,Türkiye genelinde ortalama 20 can almaya devam ediyor.

********************************************************************************************************SAYFA:32

Solcular Öğle beli mezarlığında nöbet tutarlarken, önlerindeki yoldan resmi elbiseli bir adam geçiyor,geçen insanın Polis olduğunu sanıyorlar, Yiğit ve 3 arkadaşı adama doğru ateş ediyorlar, adam kafasından vurulup ölüyor;olay sabahı ölen adamın, ateş eden gurubun içindeki solculardan birinin öz dayısı olduğu anlaşılıyor,ölen adam adliyede gece bekçisi olarak çalışıyormuş;Bu olay solcuların büyük Şehirlerde duvarlara,Rus Askerine selam dur Türk Askerini alnından vur sloganını yazdıkları döneme rastlıyor.Siyasi anlamda fişlenen insanların evlerine, Karabük genelinde Operasyon düzenleniyor, Operasyonun yapılacağından önceden haberimiz oluyor,güvenlik birimleri bizim eve geldiklerinde Operasyonun başındaki komisere soruyorum.

-Benim gıyabi tutuklanmam varmı, aranıyor muyum.

-Aranmıyor sun,temizsin.

Kahvede arkadaşlarla otururken,konuşma güçlüğü çeken Ramazan yanımıza geliyor,Siyaset adına bir şeyler anlatmaya çalışıyor,konuştuklarını anlayamadığım için onu ciddiye almıyorum;Türkiye genelinde olaylar bütün hızı ile devam ederken Parlamento Cumhurbaşkanı seçme konusunda sonuca ulaşamıyor, Ordunun üst düzey Subayları tek kanallı Devlet Televizyonu aracılığıyla Demokratik, Laik sistemin işlerliğini yitirdiğini, Ülkenin Kaosa sürüklendiğini defalarca tekrarlıyorlar;Darbe geliyorum diyor,ama yaşları 16 ile 19 u geçmeyen bizler bunu algılayamıyoruz.

Tarih:12/09/1980

Sabah evden çıkıp Esen tepedeki kahveye doğru yürüyorum,yollarda Askeri araçlar dolaşıyor,kahvehaneye geldiğimde, ayakkabı boyacısı Ramazan:

-Abi İhtilal oldu.

-Olsun benim için fark etmez biz Ülkücü yüz, kanımızın son damlasına kadar mücadele ederiz,sen kafanı yorma Ramazan.

Son operasyonda Komiserden, aranmadığımı ,temiz olduğumu öğrendiğim için rahat davranıyordum,solcuların hakim olduğu bölgelerde vurma, vurulma tedirginliği yaşamadan dolaşıyordum, 13 Eylül günü çarşıda Adliyenin önünden geçerken, Polislerden biri omzuma dokundu, sen gel bakalım aranıyorsun.

-Hayır,ben aranmıyorum.

-Şimdi anlarız,sen şurada Karakol bekçisinin yanında biraz bekle bakalım.

-Tamam ben aranmadığından eminim.

-Aranmıyormuş, bunlar ne?seninle ilgili çok dosya olduğunu biliyordum,dosyalarını en alta koymuşlar o yüzden bulmam uzun sürdü.

Bekçi bu adamı nezarete atın.Bekçi:

-Tamam efendim.

********************************************************************************************************

SAYFA:33

Komiser geliyor:

-Suçlamaları kabul ediyor musun?İfadeni alıp ceza evine gönderelim.

-Hayır,o olaylarla benim alakam yok.

-Seni tabura gönderelim,oraya örnek Karakolu kurduk,seni orada konuşturmayı bilirler.

Polis Otosuyla Öğle beli Mahallesinin girişindeki Jandarma Taburuna, Askerin daha önce yemekhane olarak kullandığı yere beni bırakıyorlar,odanın ortasında betondan masalar ve oturaklar var,duvar boyuncada lavabolar musluklar var,burada kalanları betonun üzerinde yatırıyorlardı;Siyasi tutukluları gündüz konuşturmak için Örnek Karakoluna işkenceye götürüyorlar,geceleri Askerler her istediklerinde bulaşıkhaneye giriyor, siyasi tutukluları sıraya geçiriyorlar bu savunmasız insanlara, Askerlerin içinde Karate, Tekvando,Boks bilen Askerler, bildikleri tekniklerle rastgele vuruyorlar,sonra çıkıp gidiyorlar;Polisler konuşturmak için işkence yapıyor,onların yaptıklarını anlayabiliyoruz;Askerler geceleri dayak atma işinden sonra soru sormuyor, ifade almıyorlar.

Bu işkenceleri yapan Askerler;en fazla 18 ay sonra bizim gibi hayatlarını sivil olarak yaşayacaklar, başlangıçta Askerlerin bize bu eziyeti neden yaptığını anlayamıyoruz,meğer Askerlerin derdi, Memleketlerine döndüklerinde azılı Teröristleri nasıl dövdüklerini etraflarındaki insanlara anlatıp hava atmakmış.

Askerler beni bulaşıkhaneden Örnek Karakoluna götürüyorlar,rütbeli birkaç Subayla Komiserin bulunduğu odaya giriyorum.Komiser:

-12 Eylüle rağmen kanının son damlasına kadar mücadele edeceğini söylemişsin,küçük silahlarla Karabük’ün altını üstüne getirdiniz,sizde bu bizdeki otomatik silahlardan olsaydı belki bizide vurur dunuz.

-Hayır bizim Askerle Polisle işimiz olmaz.

-Burada öyle yazıyor,son damla kanına kadar bizimle mücadele edecekmişsin.

Subaylardan biri:

-Ben seni tanıyorum,bende Kurtuluşta oturuyorum,senin yaptığın olayların bir kısmını kendi gözlerimle gördüm,olayları anlatmazsan seni Tahliye oldun diye bırakır, arkandan da ateş edip öldürürüm,kaçıyordu, o yüzden vurdum derim,senin suç işlediğini kesinlikle biliyorum.

-Hayır yanılıyorsunuz,ben sizin sandığınız kadar aktif değilim,siz nasıl isterseniz öyle yapın.

Falakaya yatırıyorlar,sonra ellerime jopla vuruyorlar, jop darbeleri ile şişen ellerimi üst üste koyup üstteki elimede jopla vuruyorlar,altta kalan elim şiş olduğu için canım 2 kat fazla yanıyordu;Konuşmuyorum, bulaşıkhaneye geri götürüyorlar.

********************************************************************************************************SAYFA:34

Safranbolu gurubundan,tutuklanan Ülkücüler,gördüğümüz bütün işkencelere eziyetlere rağmen, zaman zaman fıkra anlatıp gülüşüyorlar içlerinden birine:

-Her dakika her saniye işkence görme korkusuyla yaşarken, siz nasıl oluyor da fıkra anlatıp gülüyorsunuz?

-Böyle yapmazsak bu ortama hiç katlanamayız,moralimizi yüksek tutmamız lazım;Arkadaşlara söyliyelim, solcularda dahil kim ne fıkra biliyorsa anlatsın,yoksa arkadaşlarımızın bir kısmı akıl sağlığını yitirecek.

Çoğumuz böyle bir ortamla ilk defa karşılaşıyoruz,bu arada Erdoğan,Erol,Bayram da tabura geliyor;Erdoğan bir ara:

-Ben falakaya dayanamıyorum bütün bildiklerimi söyleyeceğim.

-Seni ne ile suçluyorlar?

-Ev taramak şu Necdet in evi.

-Tamam,sen o olayı kabul et o zaman seni ceza evine gönderirler.

-Haklısın öyle yaparım.

Erol la Bayramda Üzerlerine atılan suçları kabul edip ceza evine gidiyorlar.Sokağa çıkma yasağını ihlalden, 3 kişi geliyor,bunlar esrar çekip geç vakitlere kadar cadde kenarında sızıp kalan 3 kafadar arkadaş.Bulaşıkhaneye geldiklerinde esrarın etkisiyle yerdeki bir avuç su birikintisini göl zannedip boğulacaklarını sanıyorlar, lavaboları duş sanıyorlar,burada duş yapabilir miyiz?diyorlar;Bizi Subay sanıp karşımızda hazır ola geçip Komutanım diye hitap ediyorlar.Onların bu hali, gördüğümüz işkencenin acısını unutturuyor hepimizi güldürüyordu.

Kapıda nöbet tutan askerin yanına bir başka asker geliyor, esrarcıları göstererek:

-Bunlar bizim subayın akrabalarıymış,bu gece içeriye girip tutuklulara dayak atmak yasak.

-Tamam anladım.

Gece iki gibi, dayak atmak için içeriye girmek isteyen bir Asker:

-Kapıyı aç.

-Bu gece içeriye girmek yasak.

-Ne olur beni içeriye bırak,sadece şu ayı gibi olanı dövüp çıkacağım başka kimseye dokunmam.

-Hayır Subayın kesin emri var içeriye giremesin.

Bu arada ayı Muzaffer dayak yeme korkusuyla, o gece hiç uyuyamıyor,zaten normalde buz gibi betonun üzerinde uyumakta kolay berşey değil.

Göz altında geçen 2 hafta süre sonunda, serbest bırakılıyorum.Serbest kaldığımı öğrenen Nihat, ziyaretime geliyor ben arabayla geldim Esen tepeye gidelim diyor.

-Tamam olur.

-Bak Toker seni tekrar göz altına alabilirler,beraber Karabük’ün dışına çıkalım,ortalık yatışınca döneriz.

-Tamam sen haklısın eve gidip eşyalarımı alayım.

-Tamam anlaştık.

Evde babamla karşılaşıyorum.

-Oğlum az önce polisler buradaydı onlara seni teslim edeceğime söz verdim,hadi karakola gidelim.

-Ben Nihat’la Karabük’ün dışına çıkacağım.

-Benden seni teslim edeceğime dair imzalı kağıt aldılar,sen kaçarsan beni alırlar,sana yaptıkları gibi banada işkence yaparlar.

-Tamam tamam baba, sana benim yüzümden bir tane tokat vuracaklarına, bana idam versinler daha iyi,teslim olmaya seninle geliyorum.

Bu arada duvarda asılı resmime gözüm ilişiyor fotoğrafı ters çeviriyorum,artık duvarda asılı karton gibi duruyor,babamla birlikte örnek karakoluna gidiyoruz.Babam Polislere verdiği sözü tutmanın rahatlığı ile eve dönüyor.

Vurulduğum zaman ziyaretime gelen ilkokul arkadaşım Hasan’ın abisi Receple karşılaşıyorum,beni işaret ederek:

-Beni bu vurdu.

-Bak kardeşim beni biri ile karıştırıyorsun seni ben vurmadım.

Recep Polislere dönüyor ağlayarak:

-Bu bana Kelime i Şehadet getirtti, sonra dua ettirdi,sonrada gülerek ateş etti yanında 3 kişi daha vardı.

-Hayır beni biriyle karıştırıyor,beni birine benzetiyor onu ben vurmadım.

-Ben daha önceden bu adamı hiç tanımıyordum,çok eksantirik bir tipi var,onu hiç unutmadım beni vuran adam buydu.

Polisler Recebin ifadesini alıp gönderiyorlar.Bu sefer beni bulaşıkhaneye götürmüyorlar,merkez Karakoluyla Örnek Karakolunda tutuyorlar,sürekli falaka yapıp telefon manyotosuyla elektrik veriyorlar,bir defasında ayaklarımdan yukarıya asıyorlar, kafam yere yarım metre yükseklikte sallanıyorum, bir Polis sandalyenin üzerine çıkıp ayaklarımın altına jopla vuruyor, Polislerden biride kafamı tekmeliyor kısa süre sonra bayılmışım;Ayıldığımda beraber falakaya yattığım Asım abi:

-Toker ne yapıyorsun,bunun adı İhtilal ,böyle yaparsan seni burada ya öldürürler yada konuşturmadan bırakmazlar.

-Nedenmiş o?

-İşkence görürken hem küfür ediyorsun hemde her şeyi biliyorum hiç bir şey söylemeyeceğim diyorsun.

-Ben hatırlamıyorum,bayıldıktan sonra olmalı.

Yere tuzlu su atıyorlar suyun üzerinde yürütüyorlar.Bir ara Ülkücü olarak tanıdığım Polis Necati yanıma geliyor:

********************************************************************************************************SAYFA:35

-Toker, Polis arkadaşlar sana solcuymuşsun gibi davranıyorlar, sen kısa süre önce kalbinin üzerinden vuruldun, komisere bunu hatırlatırsan belki sana yapılan işkenceyi hafifletirler, seni onların yanına götüreyim,onların sana neden böyle davrandıklarını biliyorum.

Necati Polisle beraber on kadar Polisin bulunduğu odaya giriyoruz.Polis Necati:

-Toker, o gün tabancanı bize dayadın neden ateş etmedin.

-Ben sizi solcu zannettiğim için silah çektim,Polis olduğunuzu anlayınca olay yerinden kaçtım,ben o gün hiç ateş etmedim. Polis Necati:

-Arkadaşlar o gün bende oradaydım, Toker istese hepimizi vurabilirdi ama tetiğe basmadı,Ülkücülerin polislerle problemi yok.

Bu konuşmasından sonra Polis Necatiyi Örnek Karakolundan uzaklaştırdılar;Ben Komisere:

- Kısa süre önce vuruldum,yara kalbime çok yakın yerde,Polisler rastgele mermi yarasınada vuruyorlar. Komiser:

-Haa öylemi!aç bakalım şu yaranı.

-İşte burada hemen kalbimin üstünde.

Polisler kollarımdan bacaklarımdan tutup beni hareketsiz hale getiriyorlar, mermi yarasının üzerine jopla vurmaya başlıyorlar,kısa süre sonra bayılıyorum,ayıldığımda Karabük’teki bütün faili meçhul olayları ben yaptım, siz yazın ben imzalayayım.Komiser:

-Olmaz bize doküman lazım,sadece ben yaptım demen bir şey ifade etmez, bu şekilde hiç bir şeyi ispat edemeyiz.

-Hem olayları kabul etmem için işkence yapıyorsunuz,kabul edince de olmaz diyorsunuz,ikimiz teke tek görüşebilir miyiz.

-Tamam görüşelim.

İkimiz boş bir odaya giriyoruz.Ben:

-Hatırlıyor musun,bir kaç polisle Esen tepeye gelmiştiniz Erdoğan la bana, biz Yeşil mahalleye giremiyoruz, Solcular Polis aracını görür görmez ateş ediyorlar, siz bir hafta içinde Yeşil Mahallede istediğiniz her olayı yapın baskına gelmeyeceğiz, soruşturma yapmayacağız,isterseniz size Silahta temin ederiz demiştiniz.Komiser:

-O o zamandı, şimdi Kenan Paşa, sağcıyı da Solcuyu da konuşturun diyor.

-Madem kabul etmiyorsunuz,bende hiçbir olayı kabul etmiyorum.Komiser:

-Toker bak,Recebin ifadesinden sonra bu işten kurtulamazsın,biz Esen Tepedeki Ülkücülerin tamamını tanıyoruz,biz isimleri söyleyelim sen olaylara karışanları söyle.

Bu arada benimle birlikte sorgulanan,sonrada serbest bırakılan Bizim Mahallede oturan Solculardan biri,anneme oğlunuzun yarası işkencede kanama yaptı,oğlunuzu öldürecekler Tabura gidip oğlunuza sahip çıkın diyor;Bu sözleri duyan annem baygınlık geçiriyor.

Polisler işkenceye devam ediyorlar,isim ve doküman vermem konusunda ısrarcılar, işkenceyle geçen 17 gün sonunda Recebi öldürmeye teşebbüs etmekten tutuklanıp ceza evine gönderiliyorum,bu arada Salih Kosavalı arkadaşımın öldürülmesi olayı da aydınlanıyor; Salih vurulduğu gün Okula tabanca getirmiş,belki Solcular okula baskın yapar endişesi ile, Okulun inşaat halindeki atölye bölümünde ayı Muzaffer ve Abdurrahman’la tabancaları kontrol ederken, Salih’in tabancasında namluda mermi sıkışmış, arkadaşları, Salih sen tabancadan anlamıyorsun ver onu biz düzeltiriz deyip Salih’in elinden tabancayı almışlar, tabancanın namlusu Salih den yana çevriliyken mermiyi çıkartmaya çalışmışlar, mermi patlayıp Salih’in karın bölgesine isabet etmiş, Salih kardeşimiz kaza kurşunu ile ölmüş,olayın gerçek yüzünü öğrendiğimde sarsılmıştım.

İkinci kez ceza evine geldiğimde Ceza evinin tecrit bölümüne bırakılıyorum,Erol,Bayram,Nevzatta buradalar, tutukluları buradan Koğuşlara dağıtıyorlar tecritte kalırken günde bir kaç kez baygınlık geçiriyorum,her seferinde Erol,Bayram,Nevzat yüzüme kolonya sürerek beni ayıltmaya çalışıyorlar, ölürüm endişesi ile başımda nöbet tutuyorlar;Gördüğüm işkencelerin etkisi ile ayılıp bayılırken gardiyan mazgala geliyor içeriye sesleniyor.

-Mustafa Toker.

-Benim.

-Dışarıya çık müdüriyete gideceksin.

-Geliyorum.

Ceza evi Müdürünün odasına giriyorum odada komiserle 2 tane Polis var. Komiser:

-Mustafa otur bakalım,sende 1 çuval tabanca varmış, bir tanesini bile teslim etmedin

-Bende tabanca yok,olsaydı Taburda gördüğüm işkencelerden sonra teslim ederdim. Komiser:

-Nihat sende 1 çuval dolusu tabanca olduğunu söylüyor.

-Bende tabanca yok. Komiser:

-Nihat’ı getirin.

Nihat’ı getirip karşımdaki koltuğa oturtuyorlar. Nihat:

-Toker hani bir sabah bizim eve gelmiştin, silahları koymak için benim arabanın anahtarını istemiştin bende arabanın bagajı açık, git silahları arabaya koy demiştim,sonra onları bagajdan sen almışsın, polislere işde o silahları söyledim.

-Saçmalama Nihat benim böyle bir şeyden haberim yok.

Cevabı beğenmeyen komiser saç tellerimi teker teker çekmeye başlıyor,seni tekrar Jandarma Taburuna götürürüm çabuk şu silahların yerini söyle,1 çuvala kim bilir kaç tane tabanca sığar.

-Bende tabanca yok,1 çuval dolusu tabanca hayatımda hiç görmedim.

-Sen doküman vermiyorsun sana 36 sene ceza aldırtmayan emniyet Amirinin anasını avradını…………………………….

- Bak komiser,ben günde iki üç defa ayılıp bayılıyorum, her an ölebilirim ama ölmezde bir gün ceza evinden çıkarsam o gün sen 70 yaşında bile olsan seni öldürmeyen Mustafa Toker inde ben anasını avradını………………………………………………………………

Komiser

-Götürün bunu Koğuşuna!

Tecride geri dönüyorum.

********************************************************************************************************SAYFA:36

1 Hafta sonra tecritte kalanları koğuşlara dağıtıyorlar,beni üçüncü koğuşa veriyorlar, darbeyi yapan Kenan Evren ceza evlerinde, karıştır barıştır diye adlandırdığı sistemi uygulamaya koyuyor;koğuşlarda Sağcılarla Solcular karışık bir arada kalıyorlar, koğuşa girdiğimde Kemal Reis boynuma sarılıyor.

-Geçmiş olsun Toker biz bu dava uğruna kanımıza verdik, seve seve canımızı da veririz,kafanı takıp moralini bozma.

-Neye kafamı takacakmışım.

-Senin idamlık suçları kabul ettiğini söylediler.

-Kim söylemişse yalan söylemiş,bir tane adamı öldürmeye teşebbüs suçundan tutuklandım.

Kemal reis tekrar bana sarılıyor. Kemal Reis:

-Toker buna inanamıyorum çok sevindim.

Kemal Reis bana tekrar tekrar sarılıyor.Sağ sol bir arada karışık olunca, 2 tarafta kendi aralarında yaşadıkları insan ilişkilerinde dikkatli ve kontrollü davranış biçimleri sergiliyorlar;Ulus Mahallesinden tutuklanan Solcular bana seslenerek:

-Toker seni zorla biz Faşist yaptık.

-Onu o zaman düşünecektiniz,şimdi söylemenizin bir anlamı yok, bakın iddianamede benim için 60 yıla kadar ceza istiyorlar.

Gördüğüm işkencelerden sonra Koğuşun bahçesinde yürümekte zorlanıyorum,ayak uçlarımdan dizlerimin üstüne kadar günde 2 defa bengay merhem sürüyorum, bengay ın nahoş bir kokusu var;Solcular yemek masasının üzerini, yaptıkları bir kaç çeşit yemekle donatıyorlar,biraz sonra yemek yiyecekler,yemek masasını karşısındaki ranzaya geçiyorum, eşofmanının paçasını dizimin üstüne kadar kıvırıyorum, bacaklarıma bengay sürmeye başlıyorum,yemek masasına oturup yemeklerini yemeye başlayan solcular, etrafa yayılan kötü kokudan rahatsız oluyorlar içlerinde midesi bulananlar oluyor, yemekten vazgeçip masanın üzerindeki yiyecekleri kaldırıyorlar;Bu yaptığım çocukça bir şey ama bunu kasıtlı yapıyorum.

Darbe ortamının ceza evinde yatan insanların üzerinde yaptığı baskılar,beklenmedik bir şekilde Sağ ve Sol Örgütlerin bir anda tükenişi, 4 duvar arasında yatan arkadaşlarımızda, gevşeklik,Teşkilat Otoritesini tanımama gibi haller meydana getirdi.Ülkücü Ahlaka aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle, Kara Asımla Temel, Kemal reis tarafından hamamda falakaya yatırılarak cezalandırılıyor;Darbe sonrasında oluşan karmaşık ortamdan hepimiz rahatsız oluyoruz;Siyasi tutukluların Gölcük Donanma Komutanlığına bağlı Askeri ceza evine götürüleceğini Gardiyanlardan duyuyoruz.;Bütün olumsuzluklara rağmen, arkadaşlar kendi aralarında zaman zaman ceza evi şakaları yapmayı ihmal etmiyorlar,uyurken azı açık kalan arkadaşların ağzına kesme şeker atıyorlar, uyuyan kişi sanki uyanıkken yemişcesine uykuda şekerleri bir güzel yiyor, uykudan kalkar kalkmaz,çok fena boğazım yanıyor su içmek istiyorum diyor.Bayramı ağzı açık uyurken gören Nihat,içinde gıda maddesi olduğunu zannettiği saçkıran ilacını Bayramın ağzına boşaltıyor,Bayramın ağzı deterjan yutmuş gibi köpürüyor, ters bir şeyler olduğunu anlıyoruz Bayramı uyandırıyoruz,Bayram gözlerini açar açmaz kusmaya başlıyor;Sonra ilacın zehirli olduğunu yapılan şakanın eşek şakasına dönüştüğünü anlıyoruz,Bayram bir kaç gün sonra normale dönüyor.

Ceza evine geleli 2 ay olmuştu,ceza evi Müdürlüğünden anons yapılıyor,ben,Erdoğan,Bayram,Nevzat,Nihat,Erol,Niş Recep,Adnan,Nizamettin,Orhan bir kaç tanede Solcunun isimleri okunduktan sonrada sabah, Gölcük Konca Askeri Ceza evine gideceğimiz için hazırlık yapmamızı istiyorlardı,akşam Sevk için hazırlık yapıyoruz,sabah olunca kapı altında bileklerimizden zincirlerle, ikişer ikişer bağlanıyoruz, Demir çelik Fabrikalarının,Personel servisi olarak kullandığı otobüse bindiriliyoruz,boş olan bileğimizden otobüsün koltuğuna zincirleniyoruz,otobüs Sakarya’ya geldiğinde bizi götüren rütbeli Subay otobüsü durduruyor,o sırada cadde kenarında sallanarak yürüyen bir adamı durduruyor,Subay adama:

-Sen kabadayı mısın lan nasıl yürüyorsun öyle.

Adam şaşkın şaşkın Subayın yüzüne bakıyor.Subay adamı tokatlıyor,otobüsteki bütün tutuklular bu olayı, Subayın şımarıklığı ile ifade ediyorlar;Bu arada zincirlerin sıkıştırdığı bileklerimiz şişiyor, ellerimiz uyuşuyor,işkencelerde yaşadıklarımızdan sonra bunlar hepimize sinek vızıltısı gibi geliyor,birkaç saat sonra Gölcük Konca Askeri Cezaevinin önüne geliyoruz;Cezaevi deniz kıyısında,uzun bir baraka gibi görünüyor,otobüsten indiriliyoruz zincirler çözülüyor, Cezaevi Müdürünün odasında kayıtlarımız yapılıyor,kayıt işlemi biten tutukluyu hücre olarak kullanılan ön tarafı tel örgülü odalara koyuyorlar, Karabük den tanıdığımız bizden önce bu Ceza evine sevk edilen Ülkücülerden Abdurrahman’ı görüyoruz ona sesleniyoruz,yanımıza gelmiyor uzaktan el işareti yapıyor,kısa süre sonra tanımadığımız tutuklular kaldığımız odanın önüne geliyorlar.İçlerinden biri:

-Burası Ülkücülerin hakimiyetinde,hoş geldiniz arkadaşlar,Koğuşlara dağıtıldığınızda görüşürüz.

Hiçbirimiz olanlara bir anlam veremiyoruz,Karabüklü Ülkücüler bizimle ilgilenmiyor,tanımadığımız insanlar Ülkücü olduklarını söyleyip, bizimle ilgileniyor bu işde bir gariplik olduğunu anlıyoruz,kısa süre sonra Karabük ten tanıdığımız Solcularda, Kaldığımız odanın önüne geliyorlar.Bize soruyorlar.

- Devrimcilerden gelen varmı?Burada sizinkiler çok kalabalık.

Akşam olunca koğuşlara üçer dörder dağıtılıyoruz,Adnan,Bayram,Nihat üçüncü Koğuşa,Niş,Nevzat,Erdoğan dördüncü Koğuşa,Orhan,Nizamettin,Erol,ben birinci Koğuşa veriliyoruz,Koğuşlar karşılıklı, üç ve dördüncü Koğuşlar karşı karşıya, aralarında bir salon var salonun sağ tarafında tuvalet lavabo ve duşlara açılan kapı var,salonun her iki tarafında hücre olarak kullanılan, önü tel örgülü odalar var, birinci ve ikinci Koğuşlarda aynı düzenle yapılmış,birinci ve ikinci Koğuşla üçüncü ve dördüncü Koğuşların arası bir duvarla bölünüp kapatılmış,iki tarafada ayrı ayrı kapılardan giriliyor, ikinci Koğuş boş tutuluyor,uzun baraka gibi olan bu bina boyunca arka tarafta tel örgülerle çevrili, büyük bir havalandırma bahçesi var,Konca Askeri Ceza evinde kalan tutuklular dönüşümlü olarak belli saatlerde bu bahçeye çıkarılıyor.

Açılan Koğuş kapısından,Erol,Nizameddin ve Orhan’la birlikte içeriye giriyoruz,Karabük Cezaevinden tanıdığımız Ülkücü Seferi görüyoruz,birinci Koğuşta kalan Ülkücülerle bizi tanıştıracağını umuyoruz,Sefer yanında tanımadığımız, Ülkücü olduğunu zannettiğimiz beş altı kişi ile bize yaklaşıp bana yöneliyor,Yanındakilere;Bu kemik Faşist deyip bana bir yumruk darbesi vuruyor,ben sen nesin ulan diyorum,bir yumruk da ben ona vuruyorum,yaşadığımız bu olay dördümüzü de şok ediyor,uzun yoldan geldiğimiz için Cezaevi idaresi bize yemek getiriyor,moralimiz bozuk olduğu için gelen yemekleri yiyemiyoruz,yemekleri yemediğimizi gören Solcular ve Cezaevi idaresi bizim açlık grevine başladığımızı zannediyor yemekleri yememiz konusunda ısrar ediyorlar,durum anlaşılınca ısrarlarından vaz geçiyorlar,Solcular Koğuşta yatacağımız ranzaları gösteriyorlar, Erol’la ranzalarımız yan yana Orhan’la Nizameddin üst taraftalar.Ben:

-Bak Erol moralimizi yüksek tutmamız lazım, bu Koğuş tamamen Solcuların hakimiyetinde görünüyor,baksana sefer bile Komünist olmuş,haydi Erol ikimizinde ortak bildiği şarkı türkü ne varsa söyleyelim;Yüksek sesle bildiğimiz Şarkıları okuyoruz,son olarak İstiklal Marşını okuyoruz,biz bunları yaparken arka ranzada ki Solcular şaşkınlıkla bizi dinliyorlar,Solculardan biri, biz size şarkı türkü söylemek, İstiklal Marşı okumak nasıl oluyormuş öğretiriz, şimdilik dokunmuyoruz,onların konuşmalarını duymazdan geliyoruz, moralimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz;Değişik fraksiyonlardan bir gurup Solcu yanımıza geliyor,bize soruyorlar:

-Sizin babalarınız ne iş yapıyor?

Dördümüz de işçi cevabını veriyoruz.Solcular:

-Bakın siz işçi çocuklarısınız sınıfınıza ihanet etmişsiniz,öz eleştiri yapıp sizden önce buraya gelen arkadaşlarınız gibi Devrimci olabilirsiniz,kapının yanında yatan Arifin öz eleştirisini kabul etmiyoruz, o çok Devrimci öldürmüş,bu yüzden affedilmeyi hakketmiyor,Arifle hiçbiriniz konuşmayacaksınız, sizden birini onunla konuşurken görürsek Arife yaptığımız her türlü kötü muameleyi size de yaparız.

Bende onlara soruyorum:

- Sizin babalarınız ne iş yapıyor?

Hiç birinin babası işçi değil,ya bürograt yada iş adamı.Onlara:

-Siz hepiniz küçük burjuva yada burjuva çocuklarısınız, anlaşılan sizde sınıfınıza ihanet etmişsiniz.

-Bu Ülkede yaşayan işçilerin büyük bir çoğunluğunun Kültür seviyesi çok düşük, işçilerin sınıf bilincini oluşturmak için Burjuva çocuğu da olsa okumuş bilinçli bir kadroya ihtiyaç var.

-Bakın benimde diğer Ülkücüler gibi sizin Marşlarınızı ezberleyip söyleyeceğimi,itiraf yazacağımı,Devrimci olacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz,sizin burada yeterli gücünüz var, cezaevi idareside Ülkücülere yaptığınız işkenceleri görmezden geliyor,beni rahatlıkla öldürebilirsiniz,yada benimle boşuna hiç uğraşmayın.

Söylediklerimi duyan, Bolu Halkın kurtuluşu Örgütünden Okan:

-Bu nasıl konuşuyor böyle,beni öldürün diyor.

Diğer bir Solcu,Tolga:

-Gücünüz yeterse öldürün o zaman.

Solcular yanımızdan ayrılırken,sizinle yarın görüşürüz diyorlar,Solcular gidince Erol:

-Toker bu Arif kimmiş öğrenmeye çalışalım,burada kimin ne olduğunu anlamak çok zor,Arifle konuşabilirsek belki bir şeyler öğrenebiliriz.

-Tamam Erol,yarın kapının yanında yatanlara dikkat ederiz,hangisini Arif olduğunu anlarız.

Sabah olduğunda Gardiyan diye bağıran bir ses işitiyoruz,ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz kapını yanındaki ranzada yatan bir tutukluya dört- beş kişi aynı anda tekme tokat saldırıyorlar,olay kısa sürüyor,kapını önünde nöbet tutan Askerler olaya müdahale ediyorlar,dövülen insan dışarıya çıkarılıyor,sonra koğuşa geri dönüyor;Kapını önünde nöbet tutan Askerler Arife:

-Biz buradayız sana bir şey yapmaya kalkarlarsa sen yine Gardiyan diye bağır,biz geliriz sen sakin ol.

Dayağı yiyenin Arif olduğunu anlıyoruz,Solcular Koğuştaki MHP Ülkücü Kuruluşlar Davasından yargılanan insanlara, sadece Arifle konuşma yasağı Koymuşlar, diğer Ülkücülerin biri birileriyle konuşmalarına müdahale etmiyorlar.

Ben:

-Erol biz bu fırsatı değerlendirebiliriz, Komünist olan Ülkücülerle konuşalım,burada bir olay çıktığında onlarında olaya katılmasını sağlayabiliriz,ondan sonrada Arifle de konuşuruz,sürekli böyle yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim.

Erol:

-Tamam Toker,önce Karabüklülere konuşalım.

Seferle konuşuyoruz.Sefer:

-Kusura bakma Toker,o hareketi istemeyerek yaptım,olay çıkarsa ben kavgaya varım.

Zaman içerisinde Koğuştaki Komünist olan Ülkücülerle bire bire konuşuyoruz,hepsinden olay çıktığında kavgaya katılma sözü alıyoruz,Koğuşta yemek dağıtma ve bulaşıkları yıkama işi tutuklular tarafından sırayla yapılıyor,bulaşık yıkama sırası bana geldiğinde,ben Erol ve bir tanede Solcu bulaşık yıkamak için görevlendiriyoruz,önümüzde yüz elliye yakın yıkanmayı bekleyen tabilotlar var, tabilotlar yıkamaya başlıyoruz,bulaşıkların yıkandığı yerde sadece üçümüz varız, diğer tutuklular Koğuşta,Banyonun, lavabonun, bulaşıkhanenin bulunduğu bölüme günde 4 defa birer saat tutuklular ihtiyaç için çıkarılıyorlar;Koğuşlarda sigara içmek yasak,bulaşıkları yıkarken Solcu olan tutuklu Erol’la benden sıkılıyor,bulaşık işinden kaytarmak da işine geliyor,ben biraz sonra gelirim deyip Koğuşa giriyor,Solcunun Koğuşa girdiğini gören Arif bunu fırsat bilip nöbetçi Askere:

-Çok sıkıştım tuvalete gitmek istiyorum.

O sırada bizde Erol’la Arifi konuşuyorduk;Arife mutlaka sahip çıkmalıyız, idamdan yargılandığı yetmiyormuş gibi birde Solculardan eziyet görüyor.

Erol:

-Toker Solcu çocuk geliyor.

-Gelsin zaten kaytarmak için Koğuşa gitti,aklı sıra bulaşık yıkama işini bize bırakıp uyanıklık yaptı.

Gördüğümüze inanamıyoruz yanımıza gelen Arifti. Arif:

-Selamünaleyküm hoş geldiniz.

-Hoş bulduk nasılsın.

-Arkadaşlar siz gelince çok umutlandım sizin tavırlarınızdan sağlam insanlar olduğunuzu anladım,burada benimle hiç kimse konuşmuyor,sizde konuşmuyorsunuz ben çok bunalıyorum,zaman zaman intihar etmeyi düşünüyorum,en çokta buraya Ülkücü olarak gelip Komünist olanlar beni kahrediyor.

-Bak Arif Kominist olan Ülkücüleri toparlamaya çalışıyoruz, Koğuşta çıkabilecek ilk kavgaya onlarında katılmasını sağlayabiliriz,onlara ne kadar güvenilir onuda bilemiyoruz,ayrıca Karabüklülerden başkada kimseyi tanımıyoruz,diğer bölgelerden gelen Ülkücüleri Seferle sen tanıyorsun, bu iş biraz zaman alır seninle Solcuların olmadığı ortamlarda konuşalım,sonra hep beraber hareket ederiz inşallah.

********************************************************************************************************SAYFA:37

Arif Erol la bana tekrar tekrar sarılıyor,sizin sağlam olduğunuzu biliyordum diyor,üçümüzde duygusallaşıyoruz ağlamamak için kendimizi zor tutuyoruz,Arifle bir başka konuşmamızda, Cezaevi Müdürü,Binbaşı Hasan’ın Solcu olduğunu, burada gelişen olaylara Binbaşının bilinçli olarak müdahale etmediğini,Donanma Komutanlığındaki Askeri Mahkemelere bakan, Hakim ve Savcılarında çoğunun Solcu olduğunu öğreniyorum;Arif tutukluluk halini anlatırken,olay tarihinde 17 yaşında olduğunu, Kemik Muayenesi yoluyla ispat edebilirsem İdam edilmekten kurtulabilirim,aksi taktirde bu Solcular beni asarlar Toker;Arifle sohbet ederken Solcular yanımıza geliyor,bize hitaben:

-Siz konuşuyorsunuz.

-Evet konuşuyoruz,konuşmak için sizden izinmi alacağız.

-Koğuşa gidince görüşürüz.

- Fark etmez biz hiç kimseden korkmayız.

Koğuşa girdiğimizde Solculardan biri yüksek sesle:

-Bu Faşistler biribirileriyle konuşuyorlar.

Solcular hep beraber üzerimize yürüyorlar,biz sırtımızı duvara dayıyoruz,önümüze gelen her Solcuya rastgele yumruk vuruyoruz,onlarda bize vuruyorlar,Konca Cezaevi açıldığı ilk günden buyana, Ülkücülerin Solculara karşı ilk direnişini gerçekleştiriyoruz; Komünist olan Ülkücülerden, kendilerine karşı eylem yapmalarını beklemeyen Solcular şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar, gafil avlanıyorlar,karşılıklı vurulan darbelerle Solculardan en az on tanesinin yüzünün muhtelif bölgeleri patlamış kanamıştı, olaya karışanları Hücrelere alıyorlar,Solcuları karşımızdaki Hücrelere teker teker alıyorlar,ben Hücremde oturduğum yerden kaşı,dudağı,burnu kanayan solcuları keyifle izliyorum,kavganın bu şekilde sonuçlanmasından dolayı Solculardan yediğim Darbelerin acısını hissetmiyordum,karşı Hücreden bir Solcu,avazının çıktığı kadar bağırıyor:

-Toker sen bizim kanımızı akıttın,bunun hesabını vereceksin, seni tekrar Koğuşa içimize verecekler bizim elimizden kurtulamazsın.

-Elinizden geleni ardınıza koymayın,sizden korkan sizin gibi olsun.

Bir hafta kadar Hücrede kalıyoruz,Hücredeyken arkadaşlara,bundan sonra hep beraber hareket etmemiz gerektiğini, geçmişte her ne olmuşsa üzerine sünger çekip bir daha Solculara taviz vermeden,Ölümüne birbirimize kenetlenmemiz gerektiğini tekrar tekrar anlatıyorum;İfadelerimizin alınacağı gerekçesi ile Hücreden çıkarılıyoruz,koridorda beklerken yanımıza Binbaşı geliyor.Binbaşı:

İfadelerinizi alacak olan Subay gelmedi,Subay gelinceye kadar siz burada bekleyin.

Binbaşı gittikten sonra Koğuşun kapısı açılıyor,Koğuştaki bütün Solcular etrafımızı sarıyor,Arifle benim dışımdaki Ülkücüleri kendi istedikleri gibi İfade vermeye zorluyorlar, arkadaşlarımıza istedikleri gibi ifade vermezlerse başlarına nelerin geleceğini anlatıyorlar,bu arada Binbaşının, İfadelerin alınmasını öncesinde Solculara, Ülkücülere baskı yapmaları için zaman tanıdığını anlıyoruz;İfadelerin alınmasının geciktirilme sebebi,Ülkücülerin, Solcuların istediği doğrultuda İfade vermesini sağlamakmış;İfade alacak olan Subay geliyor,yanında binbaşıda var.Arifle ben İfadelerimizde:

- Solcular bize Saldırdı biz sadece savunma yaptık.

Ben:

-Ülkücülerin sayısının on kadar,Solcuların sayısının yüzden fazla olması bizim savunma yaptığımızın ispatıdır.

Binbaşı:

-Toker sen gelmeden önce burada Sağ Sol kavgası yoktu,bu kavgayı sen başlattın,olayın suçlusu sensin.

-Hayır efendim böyle bir şey mümkün değil,10 kişi, 100 kişiye dayak yiyeceğini bile bile neden saldırsın.

-Şu karşıdaki Erol un yanında duran insanları tanıyor musun.

-Evet tanıyorum.

-Onlar kim.

-Hepsi Ülkücü.

-Onların hepsi,olayın senin başlattığını, kendilerini olaya senin soktuğunu söylüyorlar,istersen senin yanında sözlü olarak da İfadelerini alabilirim.

-Tamam sözlü İfadelerini almanızı istiyorum.

Ülkücüler,Binbaşının yanına teker teker gelip Arifi ve beni suçluyorlar, son söz olarak hepsi,benimle bir daha konuşma deyip Koğuşa geçiyorlar,gelişen olayların suçlusu olarak Arifle ben Askerler tarafından joplanıyoruz;Arkadaşlarımızın bizi satması ikimizi de sarsıyor, Arifin ranzasında oturup değerlendirme yapıyoruz,Koğuştaki bütün Solcuların gözü bizim üzerimizde,yanımızdan geçen, karşımızda oturan, gözümüzün gördüğü her Solcu bize ters ters bakıyor,bizi uzun uzun süzerek moralimizi bozmaya, baskı altına almaya çalışıyorlar.Ben Arife:

- Havalandırmaya çıkınca beraber volta atalım,bundan sonra nasıl hareket edeceğimizi konuşuruz.

- Olur.

Havalandırmaya çıkıyoruz, önce söze Arif başlıyor.

-Bak Toker senin samimiyetinden eminim, bir şeyi denedik olmadı,ben sen gelmeden öncede Solculardan her gün dayak yiyordum, bundan sonrada aynı şeyi yaparlar,bence sende benimle samimi olup boşuna Solculardan eziyet görme,bana uzak durursan belki sanada dokunmazlar.

-Sen nasıl konuşuyorsun öyle Arif,ben Koğuşa girdiğim ilk saniyeden itibaren hiç teslimiyet göstermedim, bu söylediklerini duymamış oluyum, bir daha böyle konuşursan ben dende dayak yersin ona göre.

-Tamam Toker özür dilerim,senin teklifin nedir?

-Ülkücü arkadaşlarımız ne yaparlarsa yapsınlar onları tekrar birlikte hareket etmeye zorlamalıyız.

-Buna inanıyor musun?onlar tekrar kavgaya girerler mi?

-Onlar bana inanırlar güvenirler,sadece ilk defa böyle bir ortama girdikleri için şaşkınlar,ne yaptıklarını bilemiyorlar,bak Arif bu olaydan sonra Solcular bize her dakika her saniye saldırabilirler,Ülkücülerin bizimle konuşup konuşmadığını sürekli kontrol ediyorlar, onlarla konuşmanın bir yolunu bulmamız lazım.

-Nasıl konuşacaksın?Ülkücülerin her birini heran 4 tane Solcu gözlüyor,yemek yerken bile her Ülkücünün başında 2 tane Solcu bekliyor,onları sürekli kontrol altında tutuyorlar bizimle konuşmalarını engellemek için her türlü önlemi alıyorlar.

-Sen konuşurken aklıma bir çözüm geldi.

-Anlat bakalım neymiş.

-Erol la Nizameddin yemek masasında benim karşımda oturuyorlar,yemek masasında otururken yemek yiyormuş gibi yaparak Erol la konuşabilirim ben Erol’u severim,olumsuz cevap verse bile bu durumu Solculara anlatmaz.

-Tamam Toker onları sen benden daha iyi tanıyorsun denemeye değer.

Yemek masasına oturuyoruz,ağzıma yemek alıp yiyormuş gibi yapıyorum, Erol’la konuşuyorum:

-Kavga çıkarsa sizde katılır mısınız?Cevap verirken sende yemek yiyormuş gibi yap.

Erol:

-Bizimkilerle konuşuyum yarınki yemekte aynı usulle cevap veririm.

Erol’la konuşmamızı Arife anlatıyorum.

Arif:

- İnşallah olumlu cevap alırsın Toker,bu iş nereye kadar gider nasıl bir sonla biter fikir yürütemiyorum.

-Ya bir şey olmaz en faza ikimizi de öldürürler,insan iki defa ölmez bir defa ölür kafanı takma.

-Tamam yarını bekleyelim.

Bir gün sonra tekrar yemek masasındayız,aynı yöntemle konuşuyoruz.

-Erol kararınız nedir?Kavgaya girecekseniz kafanı salla anlarım.

Erol kafasını sallayıp gülümsüyor, yemekten sonra Arifle buluşuyorum.

-Arif bizimkiler kavgaya hazır,kavgayı biz çıkarmayalım, onlar bize saldırdığında tekrar bizimkilerden darbe yesinler,olaydan sonra Solcularla bir arada kalsalar bile bu olay aralarında güven adına hiçbir şey bırakmaz.

-Başka çaremiz yok Toker.

Kısa süre sonra Arifi Mahkemeye çağırıyorlar.

********************************************************************************************************

SAYFA:38

Arif Koğuştan ayrılırken boynuma sarılıyor;Toker,idam alırsam beni Hücreye koyarlar,belki bir daha görüşemeyiz,hakkını helal et derken gözleri doluyor,bu durumdan bende olumsuz etkileniyorum,ama Arife belli etmiyorum,Arif akşam mahkemeden geliyor,duruşma 1 ay sonraya ertelenmiş,Arifin tek umudu kemik muayenesinde yaşının 17 çıkması,öyle olması için bende dua ediyorum;Koğuşta bir gurup insan düzenli olarak Namazlarını kılıyorlar, Solcular onlara baskı yapmıyorlar,Arife onların kim olduklarını soruyorum,on kadarının Akıncı Gençlik mensubu olduğunu,bir o kadarının da Süleymancı olduğunu,üç tanesinin de MHP Ülkücü Kuruluşlar davasından tutuklu olmalarına rağmen Komünistlerden korktukları için kendilerini Akıncı olarak tanıttıklarını söylüyor;İzmit gurubundan aynı olaydan tutuklu 3 Ülkücünün burada Solcu olduğunu, kendisine Solculardan daha çok o 3 kişinin eziyet ettiğini anlatıyor,ben Arife:

-Onlar kendilerini Solculara kabul ettirebilmek için öyle yapmışlardır,yada Solcular onları bu konuda çok zorlamışlardır.

-Sebebi ne olursa olsun onların yaptıkları çok zoruma gidiyor.

Solcular yemek dağıtma nöbetlerinde, dağıtılan ekmekleri benim önüme koyarken taş fırlatır gibi koyuyorlar,bunu uzun bir süre umursamıyorum.Namaz kılan cemaate katılarak Namazlarımı kıldıktan sonra Dua ederken, Solculardan biri karşıma geçiyor ellerini havaya kaldırıyor,Yarabbi ben çok Komünist öldürdüm beni affet,Amiiin diyerek kendince benimle dalga geçiyor,Solculardan biri yanıma gelip soru soruyor:

-Senin kaç tane leşin var.

-Siz arkadaşlarınızı leş olarak mı tanımlıyorsunuz.

Soruyu soran Solcuya arkadaşları tepki gösteriyor.

Sık sık Allah’a küfür eden bir Solcunun,gece yarısı aniden midesi deliniyor,midesinin sancısından Ölüm korkusuna kapılan Solcu, Allah’ım beni kurtar diye en az 1 saat Dua ediyor,sonra Hastaneye kaldırılıyor,Hastaneden döndükten sonra Allah’a küfretme huyunu terk ediyor.

Akıncılar Solculara bizden bahsederken Faşist yakıştırması yapıyorlar,ben Akıncılara, bakın bize Solcularla yaşadığımız gerginlik yetiyor, sizinle aynı Seccadeye alnımızı koyuyoruz bizde Müslümanız, bizim için Faşist yakıştırmasını sizde yapıp canımızı sıkmayın,konuşmalarınıza dikkat edin.

Akıncılar:

-Bizim sizinle ortak hiçbir noktamız yok,Devrimcilerle ortak noktalarımız var,biz yeşil Devrimciyiz,sizin gibi Devletin,Düzenin yanında değiliz.

Cemaatle Namaz kılarken Süleymancı bir arkadaş Cemaate İmamlık yapıyor,Hoca Farz Namazını tamamlayıp selem veriyor, yanımda Saf tutan Sakarya gurubundan Akıncı Abdullah, Sehiv Secdesi yapıyor; Abdullah’a soruyorum:

-Hoca sehiv Secdesi yapmadı sen neden yaptın?

-O Süleymancı,eksik Müslüman; o yüzden kıldırdığı Namazda eksik olur, Sehiv Secdeyle Namazımı tamamladım.

-Sapkınlığın bukadarınada pes denir doğrusu.

********************************************************************************************************SAYFA:39

Yemek zamanlarında Solcuların Faşist yakıştırması yaptıktan sonra ekmekleri önüme fırlatır gibi koymaları beni iyice geriyor, ekmeği dağıtan Solcuya:

-Neden ekmeği adam gibi masaya koymuyorsun.

-Sen kimsin lan Faşist benimle böyle konuşuyorsun.

-Ben insanım hayvan değilim.

Tartışma uzayınca önümdeki,krom-nikelden yapılmış içi yemek dolu tabulotu kaldırıp Solcu çocuğun kafasına vuruyorum,ortalık karışıyor tabilotlar havada uçuşuyor,önceden kararlaştırdığımız gibi olaya benimle konuşmayan Ülkücüler de katılıyor,karşılıklı herkes birbirine rastgele vuruyor,Solcuların bir kısmı da yere dökülen yemeklere basıp kayarak yuvarlanıyorlar,içeriye Askerler giriyor İfadelerimiz alınmak üzere Hücreye konuluyoruz,Solcular Arifle beni suçluyorlar,Arifle benim dışımda olaya karışan Ülkücüler,önceki olayda olduğu gibi bizim aleyhimizde İfade veriyorlar,Arifle bir hafta kadar Hücrede kalıyoruz,sonra tekrar Koğuşa dönüyoruz; Karabük den Gölcüğe sevk edilen Ülkücü arkadaşlarımızdan İbrahim i bizim Koğuşa veriyorlar, İbrahim i Arifle tanıştırıyorum,ona Koğuşun ortamını anlatıyorum bir gün sonra İbrahim:

-Toker Solcular bana seninle konuşmamam gerektiğini,sizinle konuşursam buradan sağ çıkamayacağımı söylüyorlar,ben korkmuyorum sonuna kadar sizinle beraberim.

-Sen onların teklifini kabul et bizimle konuşmayan Ülkücüleri organize etmek, onların bizimle beraber hareket etmesini sağlama görevi senin.

-Tamam Toker,böyle olur,başka türlü kendimi öldürtürüm ama böyle bir şeyi kabul etmem.

-Ben senin samimiyetinden eminim,çok önemli bir şey olmadığı sürece benimle konuşmuyorsun,konuşmamız gerektiğinde,uygun yeri,zamanı kollayıp öyle konuşuruz.

-Anlaştık.

İbrahim anlaştığımız gibi bizimle konuşmayan Ülkücüleri toparlıyor bir araya getiriyor,havalandırma bahçesinde bizimle konuşmayan Ülkücüler,hep birlikte Volta atıp kendi aralarında şakalaşıyorlar,Arifte bende bu durumdan memnunuz.

Ayak bileklerimden dizlerime kadar kan çıbanı gibi kızarıklar oluşuyor,çıbanlar kendi kendine patlıyor iltihap akıyor,bu arada çok canım yanıyor, iltihapları pamukla temizliyorum,Solculardan biri karşı Ranzadan sesleniyor:

-Toker ne oldu ayaklarına,kamyon mu çarptı?Hadi biz Devletin Anayasasının dibine Dinamit koyduk,siz Devletin yanındaydınız size neden işkence yaptılar,sizi neden Cezaevlerine attılar bunu anlayamıyoruz.

Bir başka Solcu benim yattığım ranzayı beşik gibi sallıyor.Ben:

-Ranzayı sallamayın,bacaklarıma ilaç sürüyorum.

-Ne yapacağımı senden mi öğreneceğim pis Faşist.

Ben ranzanın üçüncü katındayım, Solcular aşağıda 5 kişiler, inatla ranzayı sallıyorlar,üzerime örttüğüm nevresimi elime alıyorum,birer ucundan tutup nevresimle aşağıya solcuların üzerine atlıyorum,kafalarına nevresim dolaşan Solcular,hep beraber yere yuvarlanıyorlar,ben onların üzerine düşüyorum,diğer Solcular arkadaşlarını üzerine basmadan,bana ulaşamayacakları için bana darbe vuramıyorlar,içeriye Askerler giriyor beni Hücreye alıyorlar,Hücrede ikinci günüm İfade alınan odaya çağrılıyorum;Kava örgütünden tutuklu Osman:

-Ben Toker’den şikayetçiyim,benim üzerime nevresimle atladı boğazımı sıktı,beni öldürecekti,Komutanım bakın dün gece yüzümün her yeri kabarmış,bu Faşisti öldürmeye teşebbüsten yargılasınlar neredeyse ölecektim.

Ben olayı olduğu gibi anlatıyorum,Cezaevi Müdüründen Ülkücülere ayrı Koğuş açılmasını istiyorum,Karşımızdaki ikinci Koğuş boş tutuluyor,Hücrede 3 gün kaldıktan sonra Koğuşa dönüyorum.

********************************************************************************************************SAYFA:40

Solcularla Akıncılar Ülkücülerin,Devletin ve düzenin bekçisi olduğunu zannediyorlar,biz Ülkücüler de düzene karşıyız,yıkılsın düzen, yaşasın Devlet Sloganını kullanıyoruz,karşı olmadığımız Devleti,Dokuz Işık Doktrini ile şekillendirmek istiyoruz.

İbrahim uygun zamanı kollayıp yanıma geliyor:

- Toker Solcular senin zayıf noktanı arıyor,bize senin nerenden vurulduğunu, merminin içeride kalıp kalmadığını soruyorlar,sana kalleşçe saldırabilirler çok dikkatli ol,kafan rahat olsun, bizimkilerin hepsi kavgaya hazır,Karyola yaylarından şiş bile yaptık,bizde onları izliyoruz.

-Sağ ol İbrahim Allah razı olsun,başaracağını biliyordum, Solcular alet çıkarmadıkları sürece bizde o yola başvurmayacağız,yumruk yumruğa kavga bizim için daha iyi.

-Tamam Toker,Allah yardımcımız olsun.

Birkaç gün sonra ben lavobalardan tarafa yürürken Solculardan biri bana omuz vuruyor,diğeri elindeki sürahiyi sol göğsümdeki mermi yarasının üzerine olabildiğince hızla vuruyor,aniden gelen bu darbe beni biraz sarsıyor ama karşılık vermekte gecikmiyorum;İbrahim elemanlarıyla tam kadro kavgaya katılıyor,Solcular ilk defa organize olmuş, ciddi bir direnişle karşılaşmış olmanın şaşkınlığını yaşıyorlar, Solcuların,bizim en az beş katımız sayıları olmalarına rağmen, Ülkücüler bu olayı kayde değer bir darbe yemeden atlatıyor,Solcular zaman zaman kendi araların dada kavga ediyorlar Dev Solcular, Kurtuluşçular ve İGD lilere Sosyal Faşist,Halkın Kurtuluşuna Goşist, Kürtçü Alarızgari,Rızgari,Kava Örgütlerini de Faşist olmakla suçluyor,bu yüzden her zaman birlikte hareket edemiyorlar; her zamanki gibi kavgaya karışanları Hücreye koyuyorlar, hep birlikte İfade vermeye gidiyoruz, bu defa Ülkücüler istisnasız kendilerini savunuyorlar,Solcuların kendilerine baskı yaptıklarını anlatıyorlar,Arifle ikimiz,Binbaşıya ısrarla Ülkücülerin Koğuş içinde dağınık bir şekilde yatırıldığını,Ülkücülerin yan yana ranzalarda yatırılması gerektiğini vurguluyoruz,Solculardan yaralanan birkaç kişinin İfadelerinde, can güvenliği gerekçesi ile yanlarındaki ranzalarda yatan Ülkücülerden şikayetçi olmaları da işimizi kolaylaştırıyor,Hasan binbaşı istemeye istemeye, duvar boyunca dizili ranzaların en üst katlarını boşalttırıp Ülkücüleri buraya yerleştiriyor,bu bizim birlikteliğimizin devamını sağlamak açısından önemli bir aşama oluyor,bu arada üçüncü ve dördüncü Koğuşlarda kalan Ülkücülerin, Solculara karşı direniş gösteremediklerini, Solcuların baskılarıyla biri birilerine işkence yaptıklarını, Karabük gurubundan Adnan’ın İtiraf yazdığını öğreniyoruz,Arifin ziyaretçilerinden, Bursa da yüzden fazla Ülkücünün tutuklandığını, yakında Konca Askeri Ceza evine geleceklerini öğreniyoruz,bu haberi Solcularda kendi ziyaretçilerinden öğrenip tedirgin oluyorlar;Biz Bursa’dan gelecek olan Ülkücüleri de bizim gibi Koğuşlara eşit dağıtırlarsa Koğuşlarda hakimiyet bize geçer, Ama binbaşı Solcu, böyle bir şeye izin vermez,ikinci Koğuş boş hepsini oraya verebilir,her halükarda burada Ülkücü sayısının çoğalması, Solculardan işkence gören Ülkücüleri rahatlatır diye düşünüyoruz;Bu ne biçim ikilem?

Neredeyse arkadaşlarımızın tutuklanmalarına sevineceğiz,Lanet olsun Darbeyi yapanlara!Daha dün Ordu Millet elele Milliyetçi Türkiye diye haykırıyorduk.

Süleymancılar,bir poşetin içine süt,bal,peynir koymuşlar Solculara göstermeden bana uzatıyorlar, poşette kileri görünce:

- Buna gerek yok benim param var ihtiyaçlarımı alabiliyorum.

-Olsun Toker,sen bize lazımsın sizin sayenizde burada Namazlarımızı rahat kılabiliyoruz,arkadaşlarla karalaştırdık her hafta sana bir poşet getireceğiz,sen kendine iyi bak sana enerji lazım.

Bu konuşulanlara gülümsüyorum,onları kırmamak için poşeti kabul ediyorum.

********************************************************************************************************

SAYFA:41

Bir süre sonra Karabük gurubundan Hüsameddin abi ile İzmit Kandıra gurubundan Mansur bizim Koğuşa veriliyorlar,Mansur çok hareketli, mücadeleci bir arkadaş, Bursa’da tutuklanan Ülkücüler de, Konca Askeri Ceza evine geliyor,içlerinden 12 kişiyi dörder dörder Koğuşlara dağıtıyorlar, geriye kalan yüz kadar Bursalı Ülkücüyü karşımızdaki ikinci Koğuşa veriyorlar;Bursa gurubundan bizim Koğuşa Hasan,Talat,Mehmet ve Şakir veriliyor, bizim Koğuşa verilen Ülkücülere sahip çıkıyoruz,ortamı onlara anlatıyoruz hepsini benim yakınımdaki ranzalara yerleştiriyoruz,geldikleri ilk gece uyumadan Ülkücü arkadaşlarımızı koruma işini üstleniyorum, benim uyuduğumu zanneden Solcular, Bursa’dan gelen arkadaşların ranzasına geliyorlar,ben kalkıp müdahale ediyorum, aniden çıkan gürültüden gece uyuyan Solcularda rahatsız oluyorlar,Askerler içeriye giriyor Solcular çaresiz ranzalarına gidip yatmak zorunda kalıyorlar,sabah olunca Binbaşıya, Bursa’dan gelen arkadaşlarımızı, nöbet tutan Askerlerin görebileceği ranzalara yerleştirilmesinin, onların can güvenliği açısından gerekliliğini anlatıyoruz;Gece yaşanan olayında etkisi ile Binbaşı bu teklifimizi kabul ediyor, Bursa’dan gelen Ülkücü Mehmet, Bursa Ceza evinde Ülkücülerin başkanıymış, ben Mehmet’e, burada artık Ülkücüler birlikte hareket ediyor, Solculardan korkmanız için hiçbir sebep yok rahat olun;Bir gün sonra Mehmet yanıma geliyor:

-Toker sen bizim adımıza kara veremezsin,biz dördümüz karar verdik, devrimcilerin göstereceği ranzalarda kalmak istiyoruz.

-Siz bilirsiniz,ben elimden geleni yaptım, diğer Koğuşlarda bırakın Ülkücülerin birbirine sahip çıkmasını, Ülkücüler Solculardan korktukları için birbirlerine eziyet ediyorlar.

Bursa’dan gelenler,Solcuların gösterdiği ranzalara geçiyorlar, lavaboların olduğu bölüme sigara içmeye gidiyoruz,Solculardan biri Mehmet’in hilale benzeyen bıyıklarını, elindeki Permatikle kesiyor,Solcu beni görünce pis pis sırıtıyor,Mehmet Solcularla konuşurken:

-Beni Faşistler kandırdılar,Üzerime atılı suçları ben yapmadım, bu işleri yapanlar dışarıda geziyorlar,cezasını ben çekiyorum.

Bu konuşmaları şaşkınlıkla dinliyorum,Arifin yanına gidiyorum.Arife:

-Bu adamı Bursa’da kim başkan yapmış,Solcuların karşısında tir tir titriyor,Solculara her türlü yalakalığı yapıyor, sizin başkan çok adi bir adammış,halbuki içimizdeki en şanslı ülkücüler onlar,bizim burada nasıl karşılandığımızı biliyorsun,sizin Başkanınız ama, o adamı bana hiçbir şekilde savunma.

-Haklısın.

-Haydi Arif Marş söyleyelim.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz,

Çünkü bu yol kutludur gider Tanrı dağına.

Halbuki yoldaşını bırakıp kaçanların,

Değişiriz topunu bir sokak kaltağı na.

Solcular hemen tepki gösteriyorlar,o sırada bir gurup oturmuş masada yemeklerini yiyorlar, Bursa’dan gelen Mehmet ve 3 arkadaşı da yemek yenen masadalar, Solcularla tartışma alevlenince kavga başlıyor.

********************************************************************************************************

SAYFA:42

Karşılıklı rastgele birbirimize vuruyoruz,yine tabilotlar havada uçuşuyor, kavga esnasında bir ara Mehmet gözüme ilişiyor,biz kavga ederken o yemeğini yemeye devam ediyor Bursa dan gelenler haricindeki bütün Ülkücüler, Solcularla kıyasıya dövüşüyor, olay bittiğinde olaya karışanları hücrelere alıyorlar,kavgaya katılan arkadaşlarımızda kayde değer bir hasar yok; Mehmet’le 3 arkadaşınıda yanımıza hücreye koyuyorlar, Mehmet’in kaşı açılmış, Mehmete sesleniyorum:

-Hayırdır? Biz kavga ederken siz yemek yemeye devam ediyordunuz.

Kekeleyerek cevap veriyor;

-Solculardan biri tabilotla vurdu.

-Bak Mehmet,üzüldüm desem yalan olur,sen bunu hakettin.

-Toker sen ne söylesen haklısın, biraz sonra İfade alacaklar, sen nasıl istersen öyle İfade vereceğiz.

İfadeler gerektiği gibi veriliyor,hep beraber 3 gün Hücrede kalıyoruz,sonra hep beraber aynı Koğuşa dönüyoruz, Mehmetleri de yakınımızdaki ranzalara alıyoruz,Arif Mehmet’e Başkan,bazende Abi diye hitap ediyor;Mehmet zaman zaman Arifi kullanarak Ülkücüler üzerinde etkili olmayı deniyor,bu meseleyi Arif ile açık bir şekilde konuşarak Mehmet in bu tür girişimlerini boşa çıkartıyorum.Herkes hakkettiği kadar saygı görecek.

Üçüncü ve dördüncü Koğuşta İdareyle problemi olan Solcuları, ikinci Koğuşa veriyorlar,ikinci Koğuşa verilen Solcular Ülkücülerin

içinde azınlık olarak kalıyorlar, onların durumu, birinci Koğuşta Solcuların içindeki bizim durumumuzla aynı,ikinci Koğuştan Başkan Recep:

-Toker Solcuların duyacağı şekilde Arifle konuş.

Arifin yanına gidiyorum,Başkanın öğrettiği şekilde konuşuyorum:

-Arif,şimdi ikinci Koğuşta yirmiye yakın Solcu var, Solcular bizim arkadaşlara zarar verirlerse,ikinci Koğuştaki arkadaşlarda oradaki solculara zarar verecekler,biliyorsun ikinci Koğuştaki kalan Ülkücü arkadaşların çoğu İdamdan yargılanıyor,enaz olanda 3 ölü var.

Bu konuşmaları duyan Solcular, mesajı almış oluyorlardı;Mesaj işe yarıyor,Solcuların Ülkücülere karşı tavırları yumuşuyor.

Ailelerimiz Tercüman Gazetesine gidiyor,Ahmet kabaklı ile görüşüyor,Konca Askeri Ceza evinde Ülkücülere yapılan eziyetleri anlatıyorlar; Tercüman gazetesinde Koncayı anlatan;Koncanın binbaşısı adlı Makale yayınlanıyor. Konca Ceza evine Müfettişler geliyor,Cezaevinin durumu ile ilgili Ceza evinde kalan Ülkücülerden bilgi alıyorlar;Binbaşı Hasan,Karabük Ülkücü Kuruluşlar davasının görüldüğü Mahkemede İfade veriyor,Cezaevi Müdürünün değişeceği konuşuluyor.

İkinci Koğuşta olay çıkıyor, bu defa Solcular feci şekilde dayak yiyorlar,olay bizim Koğuşa da yansıyor,biz savunmada kalıyoruz,Solcular kavgayı daha ileriye götürmeye cesaret edemiyorlar, Koğuştaki bütün Ülkücüler kendilerinde güç olduğunu hissediyorlar.

Üçüncü Koğuşta,Bursa gurubundan Mehmet S,Koğuşa girdiği ilk günden itibaren tavizsiz mücadele ediyor;Mehmet S nin kararlı tutumu,üçüncü ve dördüncü guruptaki Ülkücülerin bir kısmını harekete geçiriyor,tam kadro olmasa da üçüncü ve dördüncü Koğuşlarda da Solculara karşı mücadele veriliyor,Solcular kendi aralarındaki ufak tefek sürtüşmelerde birbirlerine “Tokerleşme”diyorlar,Soyadımı bu şekilde kullanmaları beni rahatsız ediyor. Solcular,gözlerimdeki optik Atrofi diye tabir edilen rahatsızlığımdan dolayı az görüyor olmamı,alay konusu yapıyorlar;Alt ranzada yatan Solcu,kafasını ranzanın demirine dayamış kitap okuyor,ranzanın üçüncü katından aşağıya inerken,kasıtlı olarak Solcunun kafasına basıyorum,Solcu bu duruma isyan edip bağırıp çağırıyor.Bende;

-Ya neden kızıyorsun? Benim gözlerim az görüyor,ranzanın basamağına basıyorum diye yanlışlıkla senin kafana basmışım.

Solcu sakinleşiyor

Adnan’ın yazdığı itiraftan dolayı Karabük’te operasyonlar yapılıyor,kırktan fazla Ülkücü tutuklanıyor.

Bizi,Gölcük Donanma Komutanlığındaki Askeri Mahkemede İfademiz alınmak üzere Savcılığa çağırıyorlar,Savcının odasına giriyorum;Savcının önünde kabarık dosyalar var,Gölcüğe getirilme sebebim olan öldürmeye teşebbüs ve çete kurmak suçlarını sormasını bekliyorum;Savcı,İfadem alındıktan sonra serbest bırakıldığım yada Mahkemelerde Beraat ettiğim olayları, nasıl yaptığımı soruyor.Ben:

*****************************************************************************************************SAYFA:43

-Savcı bey bu olayları ben yapmadım,sorduğunuz olayların bir kısmından beraat ettim bir kısmından da suçsuz bulunduğum için serbest bırakıldım.

-Ben senin bu olayları yaptığına inanıyorum.

-Savcı bey,siz nerede oturuyorsunuz, sanki Karabüklüymüşsünüz de olayları yaparken yanımdaymışsınız gibi net konuşuyorsunuz.

-Ben Gölcük te oturuyorum,bak bu Dosyalardaki kararların altında, suçsuz bulunduğun için Beraatine kararverilmiştir yazmıyor,delil yetersizliğinden Beraat etmişsin,sen Doküman vermiyorsun o yüzden Beraat ediyorsun, her taşın altından Mustafa Toker adı çıkıyor.

-Savcı bey,sanki düşmanmışız gibi konuşuyorsunuz.

-Sus da şunları okuyayım dinle bakayım.

-Onlar nedir?

-Adnanın İtirafları ve birkaç madurun İfadeleri.

-Buyrun okuyon.

Savcı okumaya başlıyor:

Mustafa Toker,EsenTepedeki merdivenli kahvehanede Ülkücülere silahları dağıtırdı, vurulacak hedefleri o belirlerdi,Karabük genelinde etkili bir eylem adamıydı; Birde Recebin İfadeleri var diyor ve okuyor:

Mustafa Toker,bana Kelime- i şehadet getirttirdi,Dua ettirdi ateş ederkende gülüyordu.

-Efendim bunlar abartılı İfadeler.

-Bu olayları yapmamışsan bile, yapanları mutlaka biliyorsundur,birde senin vurulduğun Davada,karşı tarafın Avukatının İfadesi var,şüyle söylüyor:

-Mustafa Toker:Sabah Namazından çıkmıştım Trenle Zonguldağa gidecektim,Solcular önümü kestiler, ateş ettiler vuruldum diyor,o Camiye Namaz kılmaya gitmez,gitse gitse Musalla taşını kontrol etmeye gider,orada ceset göremesse içi rahat etmez,öldürüp oraya bir tana ceset koyar.

-Efendim,bunlar kasıtlı olarak abartılmış ifadeler,ben böyle bir insan değilim.

-Adnanın yaptığı İtiraflarda,Karabükte kırk kadar insan tutuklandı, on tane tabanca yakalandı,o tabancalardan biri senin üzerine atılı suçlardan birine delil teşkil ederse, sana verebileceğim en büyük cezayı veririm,bana samimiyetle olayları anlatırsan Mahkemelerde sana yardımcı olurum,en az ceza ile kurtulmanı sağlarım.

-Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum,Recebi de ben vurmadım,benim gözlerimde Optik Atrofi var,gece karanlıkta adam vurmam mümkün değil.

-Anlaşıldı çık dışarıya!

İfadelerimiz alındıktan sonra ceza evine geri dönüyoruz.

Cezaevi Müdüreü Binbaşı Hasanın,tutuklulara sigara dağıtımı konusunda ilginç bir yöntemi var,tutuklular tarafından talep edilen sigara sayısı kadar sigarayı,piyasada bulunan bütün sigara çeşitlerinden karışık olarak getirtiyor,sigara paketlerinin tamamının ağzını açıyor,tutukluları teker teker çağırıyor,açtığı sigara paketlerinin içinden çıkardığı sigaraları;

Üç dal,Birinci.

Üç dal, Bafra.

Üç dal,İkinci.

Üç dal,Yenice

Üç,dal gelincik.

Üç dal, Maltepe.

Şeklinde,sigara talep eden her tutukluya, zorunlu olarak veriyor,Binbaşı üşenmiyor,bir paketin içinde bulunan,20 sigaradan,her birinin kaç kuruşa geldiğini hesap ediyor,sigara paralarını topluyor tutukluların eline,altı yedi çeşit sigaradan,toplam iki üç paket sigara geçiyor,bu sigaraları içmek tutuklular için problem oluyor, herkesin tercih ettiği bir marka sigara var,ama Binbaşı her marka sigaradan üç dal beş dal sigara almaya tutukluları mecbur ediyor,bu duruma itiraz eden tutuklulara:

Arkadaşlarınızla aranızda değiştirin,cevabını veriyor.

Babam istisnasız her hafta ziyaretime geliyor,onlar üzülmesinler diye Cezaevinde yaşadıklarımızı, bütün gerçekliğiyle anlatmıyorum,biz Ceza evinde bu mücadeleleri yaparken dışarıda kalan Ülkücü arkadaşlarımız, tutuklanma korkusuyla,birbirlerini görmezden geliyorlarmış.

Ceza evinde görav yapan Askerlerin içinde,tutukluların tamamını,Vatan Haini kabul edenler var, bu Askerler,zaman zaman yemek karavanasının içine istiğfar edip yemekleri bize öyle gönderiyorlar,bazende yemeklerin içinden Fare kuyruğu,bütün Fare çıkıyordu,Çay karavanasının içine bile kirli yumurta atıyorlardı,bu yüzden çoğunlukla kantinden aldığımız,Bal,Süt,Reçel,Peynir,Zeytin,Büsküvi gibi kahvaltılık gıda maddeleriyle yemek ihtiyacımızı gideriyorduk, bukadarına müsade ediyorlardı.

Koğuşlarda Televizyon yoktu,aramızda para toplayıp Televizyaon almak istediğimizi Binbaşıya söyledik,Bin başı sadece Gazete almamıza müsaade etti,Solcular,Binbaşıyı Koğuşa Radyo alması için ikna ettiler,Binbaşı Radyoyu Koğuş kapısının dışına astırdı, kapıda Nöbet tutan Asker belli zaman aralıklarında istediği firakansı açıyor,bizde onunla birlikte Radyo dinliyorduk,Radyo tutuklulardan çok kapıda Nöbet tutan Askerlerin işine yarıyor.

********************************************************************************************************

SAYFA:44

Karabük te Adnan’ın İtirafları doğrultusunda tutuklanan, kırktan fazla Ülkücünün Gölcük Seğmen Askeri Ceza evine getirildiğini, dosyalarımızın birleştirilerek, 54 kişilik Karabük MHP Ülkücü Kuruluşlar davası olarak yargılanacağı mızı öğreniyoruz.İlhamiyi Güllü bahçeye göndermişler;Konca Askeri Ceza evine, Safranbolu gurubundan on kadar Ülkücü tutuklu geliyor,Ceza evinde Ülkücüler adına ortam biraz rahat olduğu için onlar şanslı sayılırlar.Bursa gurubunun yargılanmak üzere,Ankara Mamak Askeri Ceza evine gideceğini öğreniyoruz; bu arada Ceza evi Müdürü Hasan Binbaşı görevden alınıp, yerine Müdür olarak bir Yüzbaşı getiriliyor.

Bir astsubay beni çağırıyor:

-Sizin Koğuşta Ülkücülere işkence yapan, yaptıran Solcuların isimlerini alt alta şu kağıda yaz.

Uzatılan kağıda isimleri yazıyorum,Koğuşa dönüşte gelişmeleri,Ülkücü arkadaşlara anlatıyorum;Bursa gurubu ikinci Koğuşu boşaltıyor,Arif Gölcük te kalıyor,Konca Askeri Ceza evindeki, 4 Koğuşta Solcuların içinde azınlık olarak kalan Ülkücülerin tamamını, ikinci Koğuşa topluyorlar;Duvar boyunca dizilen ranzaların sol tarafta dizili olanları Ülkücülere, sağ tarafta olanları da Solculara ayrılıyor, bu defa ikinci Koğuşta Sağ-Sol eşit sayıda karışık olarak yatıracaklar bizi.

Abdurrahman yanıma geliyor:

-Bayramla Adnan Solculara ayrılan bölüme geçecekler.

-Nereye geçtiklerini geldiklerinde görürüz.

Bayramla Adnan Koğuşa solcuların içinde,onlarla beraber sohbet ederek giriyorlar.Sesleniyorum:

-Bayram!Ne işin var lan Solcuların arasında?

-Toker sen misin?ya sen bizim Koğuşta olsaydın,benim durumum böyle olmazdı.

-Gel lan buraya!

-Geliyorum Toker.

Bayramla birlikte Adnan’da bize ayrılan ranzaların olduğu bölüme geliyor,Bayram ısrarla “Toker senin yanında olsaydım böyle olmazdı”diyor.

-Tamam Bayram kafanı takma,her şeyin bir sonu var bu çilede böyle bitti,bundan sonra iyi olur inşallah.

İkinci Koğuştaki ilk günümüzü diğer Koğuşlardan gelen arkadaşlarla sohbet ederek geçiriyoruz,ikinci Koğuşa verilen Solcular, daha önce Ülkücülere yaptıkları eziyetlerden dolayı çok tedirginler,zaruret olmadığı sürece ranzalarından aşağıya inmiyorlar,Ülkücülerin bir kısmıda eski duruma tekrar dönme korkusu yaşıyor,bunu açıkça ifade ediyorlar.Yeni Müdürümüz Yüzbaşı ile tanışıyoruz;Solcular Yüzbaşıya,Ülkücülerle bir arada kalmak istemediklerini söylüyorlar,Yüzbaşı Koğuştan ayrılırken,Nöbetçi Askere sesleniyor:

-Asker!Bu Koğuşta olay çıkarsa kapıları açmayacaksın, ölüler denize,yaralılar Hastaneye…

-Emredersiniz Komutanım!

Bu sözleri duyan Solcular iyice tedirgin oluyorlar,ben ısrarla Ülkücü arkadaşlara,Solcuların bize yaptığı eziyetlerin hesabını mutlaka sormamız gerektiğini söylüyorum.Bursa,Zonguldak,İzmit,Bolu,Sakarya İlleri ve bu İllerin İlçelerinden Ülkücüler bir arada kalıyoruz.İkinci Koğuşta her İl yada İlçeye mensup Ülkücülerin içinde etkili olarak bilinen Ülkücülerle konuşuyorum, hepsinin cevabı aynı:

-Toker,biz buraya ceza almaya değil,cezamızı bitirmeye geldik,olaylar olunca Ülkücüleri eskisi gibi Solcuların içine,yirmişer kişilik guruplar halinde tekrar dağıtılmayacağının garantisini veremezsin.

-Bakın,gelişecek olaylarda Solculara verilecek her türlü zararı üstlenmeye hazırım,içinizde Solculara taviz vermeden yatan bir ben varım,bir de Mehmet S ile Arif, durumlar düzelince gelenleri saymıyorum,Solcular size savunmasız bir şekilde işkence yaptılar bununla da yetinmediler İtiraf yazdırdılar,sizi birbirinize dövdürdüler,siz bu yapılanların hesabını sormak istemiyorsunuz,birde eski halimize tekrar döneriz korkusu yaşıyorsunuz siz ne biçim Ülkücüsünüz böyle?

Konuşurken nefesim daralıyor,sinir krizi geçiriyorum,bu sinir krizi yıllarca sürecek bir rahatsızlığın başlangıcı oluyor.

*****************************************************************************************************SAYFA:45

Solcular Ülkücülerin pasif davranış biçimleri yüzünden rahat hareket etmeye başlıyorlar,Solcuların şımarmalarını önlemek amacıyla,Solculardan birine omuz vuruyorum hakaret ediyorum Solcular alttan alıyorlar olay kavgaya dönüşmeden kapanıyor,olayın büyümesi ihtimaline karşılık, Erol la bu işin alt yapısını da oluşturmuştuk;Güllü bahçe Askeri ceza evinden İlhami ile Soner,Konca Askeri Ceza evine ikinci koğuşa geliyorlar, Soner le burada tanışıyoruz,Mansur yanıma geliyor:

-Toker,seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum,zamanın varmı?

-Hayırdır?gel konuşalım.

-Şu İlhami nin yanındaki Soner i tanıyor musun?

-Burada tanıdım,daha önceden tanımıyorum.

-İlhami nasıl bir insan?

-Karabük Teşkilatında etkili biridir,Ocak Başkanlığı yaptı.

-Soner Solcuların Koğuşundan “Devrimci ahlaka aykırı hareket ettiği”gerekçesiyle atıldı,İlhami Soner e sahip çıktı yanına aldı,o Ülkücü değil sen Karabüklülerin içinde sevilen saygı duyulan bir insansın,İlhami ile konuşup Soner i içimizden gönderseniz iyi olur.

-Tamam Mansur,ben İlhami ile konuşurum.

İlhami nin yanına gidiyorum.

-İlhami,bu Soner Ceza evine Solcuların davasından girmiş,sonra Solcular Soner i ahlaksızlık yaparken yakalamışlar ve Koğuştan atmışlar,Ülkücülerin içine Soner i sen almışsın.

-Toker,söylediklerinin hepsi doğru,sen Soner i tanımıyorsun,Soner İzmit den Yeşil Mahalledeki akrabalarına misafir gelmiş,Solcular,Soner i bizden bilgi taşıması için,Yeni Mahalledeki bizim kütüphaneye göndermişler,biz,durumundan şüphelendik bir kaç tokat atınca bize durumu anlattı,Soner daha 15-16 yaşlarında bir çocuk, Soner i ikna etmek kolay oldu ve bize bilgi taşıması için Solculara geri gönderdik,İhtilal olunca Solcular Tabancalarını Soner in yanında Çayın kenarına gömmüşler,Soner bize haber verdi,bizde Soner le birlikte gidip o

Tabancaları,Solcuların gömdüğü yerden çıkardık aldık,bu olanlar ortaya çıktı,Soner le aynı Dosyadan yargılanıyoruz,bana Soner in İfadesi lazım Mahkemeler bitince içimizden kovarız gider,anlaştık mı Toker?

-Tamam İlhami öyle olsun,Mahkemeler bitince göndeririz Soner i, o zamana kadarda gözetim altında tutarız.

Kısa süre sonra Solcuları bizim Koğuştan alıyorlar,Solcuların içinde yatan Sağ Sempatizanı birkaç Silah kaçakçısıyla,Süleymancıları,Nurcuları bizim Koğuşa veriyorlar,Akıncılar Solcularla kalmayı tercih ediyorlar,daha aradan 15 gün geçmeden Solcular,Akıncıların Namazlarıyla alay etmeye,Namaz kılmalarına engel olmaya başlıyorlar;Akıncılar içlerinden Sözcü olarak seçtikleri Aliyi,bizim Koğuşa gelme isteklerini bildirmesi için gönderiyorlar:

-Arkadaşlar,biz Akıncılar olarak Ülkücüler le aynı Koğuşu paylaşmak istiyoruz.

-Hani bizimle ortak noktanız yoktu,Solcularla çok ortak noktalarınız vardı,ne oldu böyle size?

-Solcuların Dine saygılarının olduğunu sanıyorduk,siz gidince yanıldığımızı anladık.

-Tamam gelebilirsiniz,burada kaldığınız sürece,Koğuşta Ülkücülerin hakim olduğunu unutmayın.

-Tamam,biz size uyum sağlarız.

Bir gün sonra Akıncılar tam Kadro bizim Koğuş talar.

********************************************************************************************************

SAYFA:46

Akıncılar da çok kitap var onların kitaplarını alıp okuyorum,Ali Akıncı olmam konusunda beni ikna etmeye çalışıyor:

-Toker,sen bizim içimizde olsan,üst seviyede bir insan olursun,bak sen burada Koğuş Başkanı bile değilsin.

-Bana teklif ettiler ben kabul etmedim.

-Olsun Toker,bence Ülkücüler sana hak ettiğin değeri vermiyor.

-Buradaki Ülkücülerin ne yaptığı benim için ölçü değil,ben Davama İnandığım için bu mücadelenin içindeyim;biz Allah ın rızasını kazanmak için bu mücadelenin içine girdik,ben dahil,Ülkücülerin genelde İslam Kültürü zayıf;bana İslam Kültürümü artıracak bilinç düzeyimi yükseltecek kitaplar verebilirseniz,bana yardım etmiş olursunuz.

-Kitapların içinden istediğini alıp okuyabilirsin Toker.

-Teşekkür ederim,Akıncı olmam konusunda benden hiç boşuna umutlanmayın,ben halimden memnunum.

Süleymancılardan Kuran alfabesini,dolayısıyla kuran okumayı öğreniyorum,Akıncılardan,Nurculardan Süleymancılardan, Işıkcılardan kitaplar alıyorum ve yoğun bir şekilde kitap okumaya yöneliyorum,zaman zaman İlhami,Zeki yanıma geliyor:

-Toker,çok okuyorsun,okuduğun kitaplardan etkilenip başka bir guruba geçmenden korkar olduk.

-Kitap okumanın hiç kimseye zararı olmaz,dışarıda iken Davamız “İslam” diyorduk,Davamı öğrenmeye çalışıyorum,günlerimizi dedikodu ile geçireceğinize sizde kitap okuyun,her şeyi bildiğinizi iddia edemezsiniz,herkes ilgi duyduğu ,öğrenmek istediği alanda okusun;Bir gün Ceza evinden çıkmak nasip olursa,kendisini yetiştirmeden çıkanlara,Ceza evinde kendisi değil ranzası yatmış derler.

-Tamam Toker,istediğin gibi olsun.

Babam ziyaretime geliyor,krem rengi “Marka” bir takım elbise getiriyor,Mahkemeye giderken giymek için.Elbiseyi Davut istiyor,ona veriyorum;Davut Ceza evi Ringinde Solcularla birlikte Mahkemeye götürülürken,Davut a Solcular saldırıyor,takım elbise kirleniyor,ben Davut a:

-Ben bu elbiseyi hiç giymedim,ben Mahkemeye giderken içimize Solcu koyarlarsa bunun hesabını onlara soracağım.

-Kusura bakma Toker,Solcular aniden saldırdılar .

-Önemli değil nasip böyleymiş.

Çok geçmeden Mahkemeye çağrılıyoruz,biz Karabük gurubu olarak on kişi kadarız,beş kişi kadar da Solcu var Ceza evi Ringinin içinde;Solcuları şöyle bir süzüyorum,içlerinden en uzun ve kilolu olanını seçiyorum ani bir hareketle hedef seçtiğim Solcunun kafa bölgesine peş peşe 3-4 kez tekme vuruyorum;Solcu Şoka giriyor ben vuruyorum o hareketsiz öyle bakıyor,Ringin içi karışıyor,Ringdeki Solcular fena şekilde dayak yiyor,Ringin arka bölümündeki Askerler Silahların ağzına mermileri sürüyorlar,Ceza evi Ringi bizi Mahkeme yerine Hastaneye götürüyor,yaralanan Solcuların tedavisi yapıldıktan sonra Ceza evine geri dönüyoruz;Konca Askeri Ceza evimde kalan Solcular olayı öğreniyor,kısa süre sonra bizi karışık olarak tekrar Ceza evi Ringine bindiriyorlar,bu sefer Asker sayısı ikiye katlanıyor,Mahkemede kimlik tespiti yapılıyor,artık 54 kişili Karabük MHP Ülkücü Kuruluşlar Davası olarak yargılanıyoruz;Ceza evine geri dönerken Solcularla karışık olarak Ringin içindeyiz,yaralanan solcuların yaralarını işaret ederek:

“Bak arkadaş bak şu yaraya,

Sanma silah değdi buraya.

Beni Komünistlik bu hale koydu,

Gelen bir vurdu,giden bir vurdu,

Sanki doğada kanun buydu.”

Diye şarkı söyleyerek yaralı Solcularla dalga geçiyorum.

Arkadaşlarının yaralandığını öğrenen Solcular,Mahkeme dönüşünde bize darbe vurmak için hazırlık yapmışlar;Ceza evi girişinde bizi içeriye ikişer ikişer alıyorlar,iki tane Solcu Koğuşuna giderken,Koğuş kapısının açık kalmasını sağlıyor,arkalarından içeriye alınan İlhami ile Şakir in üzerine,Solcu Koğuştan boşalan Komünistler saldırıyor,ben kapının dışında kalıyorum,gözümüzün önünde olay oluyor kapılar kilitli olduğu için müdahale edemiyorum;Ülkücü arkadaşlarda bizim Koğuşun kapısını açmayı başarıyor,karşılıklı herkes birbirine eline ne geçerse,bardak,tabak ne bulursa onunla saldırıyor;olay sonrasında iki taraftan da yaralılar var olay yatışınca bizi Koğuşa alıyorlar,İlhami ile Şakir yaralanmış,yaraları ağır değil,Şakir o gün Tahliye olmuştu Solcularda da ağır yaralı yok,yaralılar kısa süre sonra iyileşiyorlar,Koğuşta zaman zaman Soner le ilgili dedikodular yapılıyor,Soner in ailesi İzmit te oturuyor babasının maddi durumu da iyi olduğundan,Ülkücü Koğuşta maddi durumu en iyi olanlardan sayılır.

********************************************************************************************************SAYFA:47

İlhami ve bir kaç Ülkücü arkadaş,bulaşık sırası kendilerine geldiğinde,Ülkücü arkadaşlarımıza parayla bulaşık yıkatmayı deniyorlar,ben karşı çıkıyorum,arkadaşların çoğu benimle aynı fikri paylaşınca,İlhami ler geri adım atmak zorunda kalıyorlar.

Soner le ilgili dedikodular gizli gizli yayılıyor,İlhami nin kendi çıkarları için ahlaksızlıklara göz yumduğu herkes tarafından konuşuluyor ama,bu problemin çözülmesi için,harekete geçmeye hiç kimse cesaret edemiyor.

Cemaatlere mensup insanlar arasında zaman zaman kavga çıkıyor,bu kavgalarda her Cemaat,diğerini Münafıklıkla,Kafirlikle,Sahtekarlıkla suçluyor;Her seferinde araya Ülkücüler giriyor olayları yatıştırıyor.Konca Askeri Ceza evinde ki Ülkücülerin tamamını Seğmen Askeri Ceza evine naklediyorlar;Karabük MHP Ülkücü Kuruluşlar Davasından yargılananların bir kısmı burada kalıyor;Seğmen Askeri Ceza evinin alt katında Ülkücülerle Kaçakçılar,üstteki iki katta da Solcular kalıyor,alt katta yüzden fazla insanın kalabileceği iki tane büyük Koğuş üç tane de 15 kişilik küçük Koğuş var,büyük Koğuşlardan birinde Kaçakçılar kalıyor diğer büyük Koğuşta Ülkücüler kalıyor,küçük Koğuşlardan birine Esen tepe gurubunu veriyorlar,büyük Koğuşta Tahliyeler olup yer boşaldıkça oraya geçeceğimiz söyleniyor,kısa süre sonra kaldığımız Koğuşu Mescit yapıyoruz ve büyük Koğuşa geçiyoruz.Seğmen de kalırken Mahkemeler bitiyor otuz yıl sekiz ay Ceza alıyorum;Apo Reis te Seğmen Askeri Ceza evinde kalan Ülkücüler içinde.

İlhami ye Soner meselesini açıyorum:

-İlhami,artık Mahkemeler bitti,Soner i içimizden gönderelim,Koğuşta Soner ile ilgili dedikodular had safhada,bu işlere Ülkücülerin de adını karıştırıyorlar.

-Soner in gitmesini isteyenler,onun parasını paylaştığı Ülkücüleri çekemiyorlar.

-İlhami seninle Konca Askeri Ceza evinde konuşmuştuk orada Soner in yaptığı ahlaksızlıktan dolayı,Solcuların Soner i koğuştan attıklarını sen söyledin şimdi böyle nasıl konuşuyorsun?

-Bak Toker,burada Ülkücüler seni çok seviyor sana burada dokunamayız,o yüzden içimden intihar etmek geliyor.

-İlhami,istersen teke tek bahçeye çıkıp seninle her türlü hesaplaşırız,bir gün seninle ilgilide anormal bir şey görürsem hesabını soracağımdan emin olabilirsin.

İşkencelerden dolayı bazen baldırlarım şişiyor,yataktan kalkamıyorum;Koğuştaki Ülkücüler havalandırma bahçesine çıkıyor,ben Koğuşta kalıyorum,yattığım ranzanın alt katından sesler duyuyorum ranzanın arasından bakıyorum,alttaki ranzanın üzerinde Adnan,Osman ve Soner oturmuşlar konuşuyorlar,Osman Soner den parmağındaki altın yüzüğü istiyor.Soner:

-Annemin hediyesi,Manevi değeri var veremem.

Adnan Sonere:

-Senin manevi değerlerin yok ki, yüzüğünün manevi değeri olsun.

Osman:

Bak Soner,bu Koğuşta sadece seni seviyorum,bunların hepsi şerefsiz.

Ben duyduklarıma inanamıyorum,ve ranzadan kalkıyorum:

-Sen kime şerefsiz diyorsun orospu çocuğu!

Osman elindeki sopa ile bana vurmaya çalışıyor,Adnan da Osman a destek oluyor,gürültüyü duyan Ülkücüler Koğuşa geliyor,Osman elindeki sopayı bana vurmayı başaramıyor.

*****************************************************************************************************SAYFA:48

Bu olaydan sonra Osman,Adnan ve Soner,İlhami nin belirlediği en az on kişi ile dolaşıyor, tuvalete bile gurup halinde gidip geliyorlar,ben sabırla Osman ın tek başına kalacağı anı bekliyorum, havalandırma lara çıkmıyorum;yaklaşık iki ay sonra,havalandırmada top oynayan Osman Devre arasında bir ihtiyacını gidermek için tek başına Koğuşa geliyor;önüne çıkıyorum,ilk vurduğum yumruk,Osman ın boğazına kadar giriyor,Osman a ikinci yumruğu vurduğumda,Osman ın bir kaç dişi kırılmış ve baygın halde Hastahaneye kaldırılıyor;Osman a vurduğum yumruklardan dolayı,elimin üzerinde deri kalmamış,sağ elimin üzeri kan içinde sağ elimde bir kez daha darbe vuracak hal yok ama, Adnan üzerime geliyor,sol elimle ve ayaklarımla Adnan ı da bertaraf ediyorum;Olaydan sonra Hücre yerine,3 kardeş Silah Kaçakçısı olarak Tutuklu olan,Geyvelilerin yanına Revire veriyorlar beni,Revirde kalırken,Apo Reis Revirin kapısına geliyor:

-Toker senin yüzünden diğer Ülkücü guruplara karşı küçük düştük,biliyorsun Karabük gurubu burada her şeye hakim durumdaydı,sana burada bir şey yapmayız ama,dışarıda sana bunun hesabını sorarız.

-Haydi Apo,şimdi havalandırmaya çık ben geliyorum,biliyorsun Solcuların Koğuşlarının pencereleri de havalandırmaya bakıyor,bütün herkesin gözü önünde seni delik deşik edip öldürmeyen Toker in anasını avradını….

Apo Reis i Revir in kapısının önünden Askerler uzaklaştırıyor,bir gün sonra Apo Reis tekrar Revirin kapısının önüne geliyor:

-Toker,dünkü konuşmam için senden özür dilerim,benim senden özür dilediğimi kimseye söyleme,sen Davan da haklısın,sadece biz ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Bu arada olayların iç yüzünü öğrenen Ülkücülerden Erzurumlu Hulusi,Ülkücü arkadaşları Organize ediyor,Apo Reisle konuşuyor:

-Bu Koğuştan haklı olduğu halde,Toker gitmişse,Toker in gitmesine vesile olanlarda gidecek,size 3 gün süre veriyoruz,şerefsizlerin sayılarının çok olduğuna bakmayız gece yataklarında öldürürüz onları.

Ceza evi Müdürüne,Ülkücü Koğuşa gitmek istemediğimi söylüyorum;Ceza evi Müdürü beni Kaçakçı Koğuşuna veriyor;kısa süre sonra başlarında,İlhami olmak üzere Soner ile Ülkücü Koğuştan 10 Ülkücü,benim kaldığım Kaçakçı Koğuşuna geliyor,Kaçakçı Koğuşuna gönderilme gerekçeleri;Ülkücü Ahlaka aykırı hareket etmeleri.

***************************************************************************************************** SAYFA:49

Düzceli Kaçakçı lardan Muzaffer,İlhami ile tartışıyor;Muzaffer,İlhami nin kaşını patlatıyor,Koğuştaki Kaçakçılar Muzaffere sahip çıkıyorlar,bu olaydan Muzaffer darbe almadan kurtuluyor;Olayı,bir Ranza nın en üst katından seyrediyorum,taraf olmuyorum.Kaçakçılardan birkaçı Ceza evi Müdürü ile konuşuyor;Ülkücülerin kendi aralarındaki olayların,iç yüzünü anlatıyorlar.Kaçakçı Koğuşunda kalan Ülkücüler,Ceza evi İdaresi tarafından izlenmeye alınıyor,Koğuşun kapısında Nöbet tutan Askerler tarafından,iki ay boyunca Raporlar tutuluyor,Askerler tarafından tutulan Raporlar çerçevesinde,İlhami nin başında bulunduğu Ülkücü gurubun İfadesi alınıyor;Ülkücü Ahlaka aykırı yapılan hareketlerden dolayı Soner,öncelikle İlhamiyi suçluyor, tespit edilen suçlardan dolayı İlhami’nin gurubunu Hücreye alıyorlar,olayları üst katlarda kalan Solcular da duyuyor.Bu olayları,Ceza evi Müdürü,Basına yansıtmayı düşünüyor,Apo Reis devreye giriyor ve Ceza evi Müdürün ikna ediyor olayların Basına yansımasını engelliyor.Gelişen son olaylardan sonra bir daha Ülkücü Koğuşlarda yatmama kararı alıyorum.

Askeri Cezaevlerinde 3 yıl kaldıktan sonra,Yargıtay cezalarımızı onaylıyor ve İzmit Ceza evine gönderiliyoruz,biz İzmit Ceza evine gönderilirken,Soner de Tahliye oluyor;Karabük MHP Ülkücü Kuruluşlar davasından Hükümlü on kadar insan İzmit kapalı Ceza evindeyiz;kısa süre sonra buradan,Çanakkale E-Tipi Ceza evine gönderileceğimiz söyleniyor.Çanakkale Sevki öncesinde,annem ve babam ziyaretime geliyor,ziyaret

mahallinde İlhami yanıma yaklaşıyor:

-Toker, babanlar Soner in evini biliyorlarsa Soner e haber verseler de Soner Ziyaretime gelse, Çanakkale’ye parasız gitmek istemiyorum.

-İlhami,saçmalıyorsun;benimde anne ve babamında Soner gibi adamlarla işi olmaz,sen ne biçim insansın böyle?

İzmit Ceza evinde kısa bir süre kaldıktan sonra,Çanakkale E-Tipi Ceza evine gönderiliyoruz,aynı Dava dan yargılanıp Ceza aldığımız için,Çanakkale E-Tipi Ceza evine geldiğimizde İlhami,Recep,Nevzat,Bayram ve Erol ile birlikte hepimizi aynı Tecrit odasına koyuyorlar,bizi buradan Ülkücü Koğuşlara dağıtacaklar,Tecritte kalırken Nevzatta,İlhami,Soner ve kendisiyle ilgili İtiraflarda bulunuyor Koğuşlara dağıtılma zamanı geldiğinde,bana Ülkücülere ait olan,9.Koğuşa gideceğim söyleniyor.Gardiyana:

-Ben Ülkücü Koğuşuna gitmem.

-Nasın yani,sen Ülkücü değil misin?

-Ülkücüyüm ama benim bunlarla problemim var.

-Problemi varmış,şimdi jopu yiyeceksin kafana haydi 9.Koğuşa gidiyorsun.-

-Hayır gitmiyorum,gerekirse burada kalırım.

-İtirafçı mısın?

-Hayır İtirafçı değilim.

-Allah Allah,Müdüre haber verelim,bu işi Müdür halletsin.

Kısa süre sonra Cezaevi Müdür geliyor:

-Derdin nedir senin?

-Ülkücülerle aynı Koğuşta kalmak istemiyorum.

-Seni Solcuların içine veririm.

-Bunlarla aynı Koğuşta yatmaktansa,Solcuların içinde tek başıma yatmaya razıyım.

-O zaman seni Kaçakçı Koğuşuna veriyorum,orada siyaset yapmayacaksın ona göre.

-Bana Kaçakçı Koğuşu uyar.

-Gardiyan bunu D-4 Koğuşuna götürün.

-Tamam efendim.

D-4 Koğuşundan içeriye giriyorum,Koğuş Başkanı kalacağım ranzayı gösteriyor,D-4 Koğuşu,D-9 Koğuşunun alt katında,aynı havalandırmayı dönüşümlü olarak kullanıyoruz;Koğuştaki ilk günümüzde Koğuşa verilmeden önce yaşadığım tartışmalardan dolayı biraz gerginim,ranzadan iniyorum ve lavaboların bulunduğu tarafa yöneliyorum,bir anda kırılan cam sesleri önüme bakıyorum,dalgınlıkla,önümdeki çay bardaklarının üzerine basmışım, önlerinde demlik bulunan insanlara:

-Kusura bakmayın,dalgınlıkla görmedim,Kantin den bardak alır bu işi hallederiz şimdi lavaboya gidiyorum.

-Dönüşte gel tanışalım, sohbet ederiz.

Dönüşte yanlarına gidiyorum:

-Hoş geldin,geçmiş olsun.

-Sağ olun teşekkür ederim.

-Benim adım İbrahim,Çerkez İbrahim derler,İzmirliyim,buda Aydın Edincikli Aydın.

-Tanıştığımıza memnun oldum.

-Bardak alma işini unut,burada her zaman böyle şeyler olur,Siyasi suçluymuşsun?

-Evet öyle.

-Biz kaçakçılıktan yargılanıyoruz,bizide Siyasilerle bir tutuyorlar.

İkram edilen çayı bitirip,ziyade olsun diyorum ve yanlarından ayrılıp ranzama geçiyorum.Sol Siyasiler gelecek gerekçesiyle D-4 Koğuşunu E-2 Kaçakçı Koğuşuna taşıyorlar,Ülkücü Koğuşlarda yer kalmadı gerekçesiyle,Ankara Mamak dan gelen Ülkücüleri de E-2 Kaçakçı Koğuşuna veriyorlar,birde Ülkücü Koğuşta uyum sağlayamadığı için,Elazığlı Latif E-2 Koğuşuna veriliyor.

********************************************************************************************************SAYFA:50

Kaçakçı Koğuşundaki Ülkücülerin sayısı 15 i buluyor,bu guruba Ankara teşkilatından Reşat başkanlık ediyor;Reşat ın gurubunun,Ülkücü Koğuşlarda yer boşalınca Ülkücü Koğuşlara gidecekleri söyleniyor,daha önceden tanımadığım bu Ülkücülerle problemim yok,onlarla fazla samimi olmuyorum,mesafeli davranıyorum.Reşat ın gurubundaki Ülkücüler,zaman zaman görüştükleri diğer Koğuştaki Ülkücülerden benimle ilgili bilgi alıyorlar,benimde Ülkücü Koğuşlara gitmem konusunda ısrarcı oluyorlar. Çanakkale’ye,Gölcük,Konca ve Seğmen Askeri Ceza evinden gelen Kaçakçılar,zaman zaman Gölcükte olan olayları konuşuyorlar,bu konuşmalardan Ülkücüler rahatsız oluyorlar,bana olayların doğru olup olmadığını soruyorlar doğruluyorum,Ülkücülerin rahatsızlığı bir kat daha artıyor;Gölcükten Adnan da Çanakkale ye geliyor,Ülkücü Koğuşlarda yer olmadığı gerekçesi ile Adnanı da benim bulunduğum E-2 Kaçakçı Koğuşuna veriyorlar,Adnan Koğuşa girdiğinde,ben Adnanı görmezden geliyorum,Koğuştaki Ülkücüler Adnanı aralarına alıyorlar, bir süre sonra Reşat yanıma geliyor:

-Adnan la Karabük MHP Ülkücü Kuruluşlar Davasından birlikte yargılanmışsınız,Adnan a hoş geldin bile demedin.

-Adnan beş para etmez,hem itirafçı hemde Ahlaksız,Kaçakçıların anlattığı olayların içinde Adnan da var,ben Adnan la konuşmuyorum.

E-2 Kaçakçı Koğuşunda Ülkücülerin Adnan la samimiyeti ilerledikçe,bana karşı tavırları olumsuz yönde gelişmeye başlıyor,Adnan,ruhsal yönden problemli olan Elazığ lı Latif i bana karşı doldurmaya başlıyor,Koğuşun yemekhane bölümünde kalabalık bir şekilde sayım için Gardiyanların gelmesini beklerken, arkamdan biri sırtıma vuruyor,bu hareketi yapan Latif,yemekhaneden yatakhane kısmına hızla uzaklaşıyor,sayıma gelen Gardiyanlar beni Koğuşun dışına çıkartıyorlar,Latif i de benide Hücreye alıyorlar,Latif İfadesinde:

-Toker Ülkücülere küfür ediyordu,Toker e o yüzden vurdum diyor.

Ben olayı olduğu şekli ile,Gölcükte olanları anlatmadan, ifade etmeye çalışıyorum.Ceza evi Müdürü:

-İkinizde Ülkücüsünüz,Ceza evinde böyle şeyler olur, barışın ve Koğuşunuza geri dönün,bu olay için işlem yapmıyorum.

Latiften yaptığı yanlışın hesabını sormak için,Koğuşa geri dönmeyi kabul ediyorum,Koğuşa geldiğimizde Latif benimle karşılaşmamaya dikkat ediyor,Ülkücülerin Koğuşta olmadığı bir anı yakalıyorum ve Latif e bir kafa birde yumruk vuruyorum,Latif yere düşüyor,ağzından köpükler çıkmaya başlıyor,Latif,Sara hastasıymış,Latifi Hastaneye benide Hücreye götürüyorlar,Hücrede 15 gün kalıyorum.Ceza evi Müdürü beni odasına çağırıyor:

-Seni tekrar E-2 Koğuşuna gönderiyorum,ve bir daha olay istemiyorum,diğer Mahkumlara kötü örnek oluyorsun.

-Müdür Bey,beni tekrar E-2 Koğuşuna verirseniz kısa süre sonra tekrar olay çıkar,beni Müşahede yada tecride verirseniz daha uygun olur.

-Ben seni E-2 Koğuşuna veriyorum ve bir daha olay istemiyorum Toker!

-Sonra söylemedin demeyin,Ülkücüler bana tekrar saldırırlar,ben onları iyi tanırım.

-Bir şey olmaz haydi Koğuşuna git,sakin ol.

Koğuşa dönüyorum ve bir demlik çay söylüyorum,sevdiğim 3 tane Kaçakçıyı çaya davet ediyorum,çaylarımızı içerken Kaçakçılardan biri:

-Toker,sen Hücrede iken Ülkücüler plan yaptılar,Toker i buraya her verdiklerinde,sırayla birimiz saldıralım,üst üste 4 kere Hücre cezası alırsa,Toker in İnfazı yanar,bir dahada Ceza evinden çıkamaz diyorlardı,kulaklarımla duydum,bu sefer sana Adnan saldıracak,dikkatli ol Toker.

-Sağ olun.

Adnan ın ranzasının karşısına geçiyorum;Adnan,ranzasına uzanmış uyuyor gibi yapıyor,bilinçli olarak ortamı kendim hazırlıyorum;arkadaşların birinden Gazete alıp,Adnan ın ranzasının karşısında okuyormuş gibi yapıyorum,Adnan ı gözlüyorum,benim Gazete ye daldığımı zanneden Adnan,ranzasından kalkıyor ve yumruklarını kaldırıp bana yöneliyor,elimdeki Gazeteyi yere atıp Adnan a peş peşe yumruk darbelerini indiriyorum;Müdürün odasına İfade vermeye gittiğimizde,Adnan ın elbiseleri ve yüzü perişan halde. Adnan:

-Müdür bey bu psikopat bana saldırdı.

-Hayır efendim Adnan bana saldırdı.

Müdür:

-Toker bak,Adnan hem dayak yemiş, hemde sen bana Adnan saldırdı diyorsun.

Ben:

-Bak Adnan doğruyu söyle yoksa anlatırım.

Adnan:

-Müdür Bey,Toker e ben saldırdım.

-Neden?

-Ben Toker den çok korkuyorum,bana bir şey yapmasından korkuyordum,Toker e bu yüzden saldırdım.

-Müdür Bey ben size söylemiştim, ama siz inanmıyorsunuz.

-Tamam Toker,bu sefer seni hücreye göndermiyorum,sen Müşahedeyi istemiştin seni oraya veriyorum.

-Sağ olun Müdür Bey.

-Sen Koğuşa gitme,Müşahedeye git,Kaçakçı arkadaşların senin eşyalarını getirecekler.

********************************************************************************************************

SAYFA:51

Müşahedeye gidiyorum,Edincikli Aydın abi,Çerkez İbrahim Abi ve Tikkocu Atilla burada kalıyorlar,toplam 8 kişiler ben dokuzuncuları oluyorum,üst katlarda Solcular kalıyor;Müşahedede İbrahim abi,Aydın abinin oğlu Niyazi ve suç ortağı Mehmet abi ile kısa sürede kaynaşıyoruz.Günlerimi enaz problemle geçirmeye çalışıyorum,bir ara Denizlili paranoya hastası bir amca geliyor,İbrahim abiyi kafaya takıyor,ortada hiç bir şey yokken İbrahim abinin karşısına geçiyor ve:

-Sen beni öldürmeye çalışıyorsun!öldüreceksen biran önce beni öldür!sende kurtul bende kurtulayım!

Denizlili amca hemen hemen her gün bunu tekrar ediyor,bu durumun uzun sürmesi,İbrahim abiyi sinirlendiriyor,ve İbrahim abinin sabrı taşıyor,amcaya bağırmaya başlıyor,ben devreye giriyorum:

-İbrahim abi,biliyorsun amca hasta,amcayı ciddiye alıp bağırıyorsun,sen bağırınca amca senden daha çok korkuyor ve kafasını duvarlara vuruyor.

Amca bana güveniyor,amcaya;”Burada ben varım,ben varken burada sana hiç kimse bir şey yapamaz”deyince amca sakinleşiyor.Amca:

Yaşa len Mustafa sen varsın değilmi?

İbrahim abi olanları olgunlukla karşılıyor. İbrahim abi:

-Toker sende amcayı sakinleştireyim derken,beni dövecekmişsin gibi bağırıyorsun.

-Ya İbrahim abi,sen kültürlü adamsın,hasta halinden anlarsın bu işte büyütülecek bir şey yok.

-Toker iyi ki buradasın,bir anlık sinirle hata yaptırır insana bu tür hastalar,amcayı buradan alsalar da kurtulsak,aklına estikçe cıyak cıyak bağırıyor.

Kısa süre sonra amcayı Hastaneye götürüyorlar,Müşahedenin kapısı açılıyor,elinde eşyaları ile içeriye bir Mahkum giriyor,ben dışarıdan yeni bir Kaçakçı Mahkum geldi sanıyorum:

Hoş geldiniz,geçmiş olsun .İbrahim abi:

-Toker,çayımız hazır,misafirimize çay ikram edelim.

-Tamam İbrahim abi geliyoruz.

Oturaklara oturuyoruz,çaylarımızı yudumlarken,yeni gelen arkadaş:

-Adım İsmet,ben dokuzuncu Koğuştan geliyorum,Koğuş Başkanı Yunus,beni tokatlayıp Koğuştan attı,ben bunu hak etmedim,ben ne yaptım, bu bana yapılır mı Reis?

Sonra bana dönüyor:

-Toker, sen misin?

-Evet benim.

-Sen çok maceracı bir insanmışsın.

İsmetin yaptığı ukalalığa sinirleniyorum.

-Evet ben maceracıyım,Ülkücüler elime Silah verdi,Solcuları vurdum,Solcular Silah verseydi belki Ülkücüleri vururdum,İbrahim abi ben Namaz kılmaya gidiyorum,size afiyet olsun.

**************************************************************************************************** SAYFA:52

Namaz kılacağım odaya yöneliyorum, bir ses:

-Sen kendini ne sanıyorsun lan!

Geriye dönüp bakıyorum,İsmetin elinde çay bardağı var,ve bana doğru geliyor elindeki bardağı demire vurup kırıyor,bardak kırığını bana karşı alet gibi kullanmayı deniyor,İsmet in karın bölgesine bir tekme vuruyorum İsmet iki büklüm oluyor ve daha fazla üzerine gitmiyorum,İsmet doğruluyor elindeki kırık bardağı yüzüme doğru fırlatıyor,kafamı sağa doğru çekiyorum,kırık bardak parçası kaşımı teğet geçiyor,kaşım hafif açılıyor,kaşım açılınca hiddetleniyorum,bir başka bardak kırığı ile İsmet in yanağını damaklarına kadar indiriyorum,yüzünün bir tarafı yokmuş gibi oluyor,ağzı açık permatiklede kafasına vurup permatiği çekiyorum,İsmet bayılıyor,İsmeti öldürmeme engel olan tek şey,onun Ülkücü olması,Gardiyanları çağırıyorum:

-Alın şu şerefsizi buradan,bende yaralandım Revire gitmek istiyorum.

İsmeti de benide Revire götürüyorlar,Revirde ki görevliler benim kaşımı ve gözümün önündeki çiziği pansuman ederlerken İsmet ara ara kendine geliyor,beni görünce küfür ediyor ve tekrar bayılıyor;Prof.Mındıkoğlu nun Asistanı Erdoğan da Çanakkale’de Hükümlü olarak kalıyor ve Revir de sağlık görevlisi olarak çalışıyor,pansumandan sonra Erdoğan,yüz bölgemi abartılı bir şekilde sarıp sarmalıyor.Ben:

-Erdoğan,benim önemli bir yaram yok,yüzümü neden sarıp duruyorsun böyle?

-İbrahim abi böyle yapmamı söyledi,seninde yaranın çok olduğunu sansınlar da,Gardiyanlar sana işkence yapmasınlar diye böyle yapıyorum;Toker Ceza evlerinde hala işkencelerde Mahkumlar öldürülüyor,birde uyanık geçinirsin.

-Tamam anladın sağ olasın.

Revirde işim bitince Hücreye konuluyorum,bu arada Kaçakçı Koğuşunda çıkan bir kavgadan dolayı Adnanı da yan tarafımdaki hücreye alıyorlar,Adnan Hücre kapısının mazgalına yanağını dayamış sesleniyor:

-Toker Ceza evi Müdürüne,Gölcük te olanları anlatma,benden intikam almak istiyorsan,İsmete yaptığın gibi al benimde yüzümü kes bu iş bitsin.

-Bak Adnan,ben savunmasız insanlara bir şey yapmam.

Hücrede ikinci haftam;gece saat iki gibi Gardiyanlar Hücremin önüne geliyorlar:

-Toker,Müdür seninle konuşmak istiyor.

-Bu saatte ne Müdürü beni paket mi yapacaksınız?ben bu tezgahı yemem.

-Hayır Toker,senin için hayırlı bir şey gerçekten Müdür seni bekliyor,yanlış bir şey olursa sorumlusu benim,Kutsal bildiğim bütün değerler üzerine Yemin ederim sevk falan yok,Müdür seni bekliyor.

-Tamam geliyorum.

Gardiyanlarla birlikte Müdürün odasına gidiyoruz.

Müdür:

-Otur bakalım Toker.

-Hayırdır bu saatte?

-Ben bu gün Nöbetçiyim yarın gündüz yokum,Toker ben sana bir soru soracağım,sende dürüst bir şekilde cevap vereceksin anlaştık mı?

-Cevap verip vermemem soracağınız soruya bağlı.

-Tamam anladım,önce seni haksız yere Hücreye attırdığım için özür dilerim,E-2 Koğuşundaki Kaçakçılar bana her şeyi anlattılar,sen Gölcükten beri Ülkücülerle kanlı bıçaklı imişsin,senden Gölcükteki olaylara adı karışan Ülkücülerin isimlerini istiyorum,onlardan burada bulunanların hepsini sürgüne göndereceğim.

-Müdür Bey ben bu problemlerle uğraşmaktan bıktım,artık onlarla uğraşmak istemiyorum,Gölcükteki olaylara adı karışanlardan bir tanesini öldürmek zorunda kalırsam,onlar beni öldürene kadar elime geçen her fırsatta onları öldürürüm,bu konuda beni zorlamayın.

-Pekala ya Adnan,Kaçakçılar Adnan ın da bu işlerin içinde olduğunu söylüyor.

-Bana soracağınıza dosyalarına bakın,Gölcük Seğmen Askeri Ceza evinde,olaylara adı karışanların Ceza evi Müdürü tarafından İfadeleri alınmıştı,bu konuyu daha fazla konuşmak istemiyorum.

-Tamam Toker sen haklısın,Adnan,Gaziantep Ceza evine sürgüne gidecek,sen Hücre cezanı 15 güne tamamlayacaksın,sana Hücre cezanı yatırmazsak diğer Mahkumlara kötü örnek olur,İsmet Hastanede yatıyor,kanını durduramıyorlarmış,İsmet kan kaybından ölmezse,senin verdiğin yaralardan dolayı ölmez,kurtulur ölmezse,İsmeti de Gaziantep e sürgüne göndereceğim,Toker sen burada kalacaksın,buraya ne İdamlık Solcular,Sağcılar geldi,senin, geldiğin ilk gün gösterdiğin mertliği,cesareti hiçbiri gösteremedi,ben,ilk geldiğin günden buyana dik duruşunu taktir ediyorum,bak göreceksin,senin bu işten en az zararla kurtulman için elimden geleni yapacağım,Hücreden çıkınca hangi Koğuşa gideceğine karar ver,moralini bozma sakin ol tamam mı anlaştık mı Toker?

-Tamam sağ olun Müdür Bey.

Hücre cezam bittiğinde,Koğuş başkanlığını Gölcükten tanıdığım, Akçakocalı İsmail abinin yattığı D-10 Kaçakçı Koğuşuna geçiyorum.

*****************************************************************************************************SAYFA:53

Bu arada İsmetin kanamalarını durdurup tedavisini yapmışlar,kafasının ve yüzünün tamamı sargı içinde,sadece gözleri görünüyor,Ülkücüler,İsmeti tekrar D-9 Koğuşuna alıyorlar,D-9 Koğuşunu havalandırma bahçesi,benim kaldığım D-10 Koğuşunun pencerelerinden

görünüyor,İsmeti havalandırma bahçesinde dolaşırken görüyorum,kısa süre sonra,D-9 Koğuşunu B-4 Koğuşuna taşıyorlar,artık İsmeti göremiyorum,D-10 Kaçakçı Koğuşuna Akıncılar geliyorlar,6 kişiler Konyalı İsa Akıncıların Başkanlığını yapıyor,Akıncıların yanlarında yüzden fazla kitap var kitap okumayı seviyorlar,kitaplarını benimle paylaşıyorlar,Akıncılardaki kitapların çoğunu okuyorum,Akıncılarla zaman zaman tartışıyoruz,tartışmalarda yetersiz kaldıkları zaman bana okumam için verdikleri kitapları,verdiklerine pişman olmuşlar gibi tavır sergiliyorlar,Akıncılarla tartışmalarımız hiç bir zaman kavgaya dönüşmüyor,Akıncılardan Şehmuz Diyarbakırlı,Makine Mühendisi,zaman zaman Milli Gazetede yazıları yayınlanıyor, Şehmuz’la ara sır sohbet etmeyi seviyorum,Şehmuz bana soru sormaya başlıyor:

-Sen adam öldürdün mü?

-Neden soruyorsun?

-Bizim arkadaşlar anlattılar sen çok adam vurmuşsun,Ceza evinde de adam yaralamışsın.

-Adam vurdum ama biraz abartıyorlar.

-Toker sana bir şey söyleyeceğim ama kimseye anlatmayacağına söz ver.

-Tamam söz veriyorum anlat bakalım.

-Beni öldürmeni istiyorum.

-Sen Makine Mühendisisin aynı zamanda yazarsın,benimle dalgamı geçiyorsun.

-Ben son derece ciddiyim,beni öldürmeni istiyorum senin için zor bir şey olacağını zannetmiyorum,çok ceza almaman için ölmeyi kendimin istediğini belirten bir kağıt yazıp imzalarım.

-Şehmuz sen Müslüman adamsın,beş vakit Namazını kılıyorsun,Kuran okuyorsun Allah intiharı yasaklamış,bunu sen benden daha iyi biliyorsun.

-Zaten bende intihar etmemek için sana beni öldürmeni teklif ediyorum.

-Bu istediğinle intihar aynı şey,bende Müslümanım Kuranı kerim Ayetlerinde haksız yere bir insanı öldürenin dünyadaki bütün insanları öldürmüş gibi olacağını Allah söylüyor,bu Ayetin muhatabı olmak istemem.

Şehmuz sinirli bir ifade ile:

-Tamam tamam Toker,beni öldüreceksen öldür yok öldürmekten korkuyorsan söyle,bu iş bitsin.

-Bunları seninle konuştuğumuza inanamıyorum,Şehmuz,Allah sana Hidayet versin.

Şehmuz un yanından ayrılıyorum;Akıncıların Başkanlığını yapan İsa nın yanına gidiyorum,İsa ya Şehmuz ile aramızda geçen konuşmaları anlatıyorum,ve ekliyorum:

-Şehmuz u kontrol altında tutun,her an intihar edebilir.

-Sağ ol Toker,bunları bana anlatman iyi oldu,Şehmuz kardeşimiz,uzun süredir bunalım yaşıyor,intihar etmek hususunda bu kadar yoğunlaştığını bilmiyordum.

-Şehmuz neden intihar etmek istiyor?

-Şehmuz un işkencelerde erkekliği gitmiş,dışarıda Şehmuz u bekleyen bir nişanlısı var,Şehmuz un Tahliyesine 6 ay kaldı,Tahliye tarihi yaklaştıkça Şehmuz nişanlısına erkekliğinin olmadığını nasıl anlatacağını düşünüyor,çıkmaza girince de intihar etmeyi düşünüyor.

-Anladım,siz onun en yakın arkadaşlarısınız her gün biriniz Şehmuz la yakından ilgilenip onu kontrol altında tutabilirsiniz,bu şekilde belki intihar etmesine engel olabilirsiniz.

Kısa süre sonra Akıncılar D-10 Koğuşundan Müşahede bölümüne geçiyorlar.

********************************************************************************************************SAYFA:54

Müşahede 5 katlı bir yer,her katta 10 tane oda var en üstteki kat Hücre olarak kullanılıyor,beş kat boyunca odaların önü demir parmaklıklarla kapatılmış,parmaklıkların önündeki boşluğa Mahkumların çıkması yasak,Şehmuz bir bahaneyle,demir parmaklıkların önündeki boşluğa çıkıyor ve demir parmaklıklara tırmanıyor,beşinci kata ulaşınca kendini aşağıya bırakıyor,yere düşünce Şehmuz un kulağından kan geliyor ve kısa süre sonrada ölüyor;Milli Gazete olayı çarpıtıyor,Şehmuz un Çanakkale E-Tipi Ceza evinde Gardiyanlar tarafından işkence yapılması sonucunda Şehit edildiğini yazıyor.

Çanakkale E-Tipi Ceza evinde,Nazillili Mahkumlardan hangisiyle konuşsam,Şeytan Rıdvan Popiler olmadan önce,Nazillide Şeytan Rıdvan ı nasıl dövdüğünü anlatıyor,Nazillilerin bu hali bana çok komik geliyor,yeni tanıştığım Nazillili ye,sende Şeytan Rıdvan ı dövdün mü?diye soruyorum.

Samimi olduğum Gardiyanlardan biri:

-Toker ben 20 yıldır Gardiyanlık yapıyorum,bu süre içerisinde,annesiyle, kız kardeşiyle,kızıyla,hayvanlarla “Irza geçme”Davasından yargılanan insanları gördüm,tanıdım,sadece babasının Irzına geçeni görmedim;Aradan uzun zaman geçiyor,aynı Gardiyan “Toker,Toker!”diye bağırıyor.

-Hayırdır ne oldu, deli gibi ne bağırıyorsun böyle?

-Babasının Irzına geçende çıktı.

-Hadi ya…

-Vallahi doğru söylüyorum, Kastamonu’nda tutuklamışlar.

Ramazan ayı geliyor,Teravih Namazı için,Namaz kılanlara Ceza evi Mescidini açıyorlar,Teravih Namazını kılmak isteyen herkes Mescide gidebiliyor,ben Namazlarımı kaldığım Koğuşta kılıyorum,benim yaptığım olayı bahane ederek,kısa süre sonra Müşahedede yatan Mahkumları da Koğuşlara dağıtıyorlar;Gerçek sebep,diğer Müşahedede Şehmuz un intihar etmiş olması;Edincikli Aydın abiyi bizim Koğuşa,Çerkez İbrahim abiyi E-2 Kaçakçı Koğuşuna veriyorlar,Zonguldaklı Silah Kaçakçısı Şefik abi,Teravih Namazı dönüşünde, bana:

-Bunu Erol gönderdi,Erol la Namazda karşılaştık.

Uzattığı kağıdı alıyorum ve sağ ol Şefik abi diyorum,kağıdı okuyorum.

-Toker,bizim Koğuşun Başkanı Yunus,benim hemşerim,seni çok merak ediyor,tanışmak istiyor;Bayramla bana,siz Toker in suç ortağısınız sizi kırmaz,Toker i Teravih Namazına davet ederseniz,Namazdan sonra tanışır ve sohbet ederiz diyor,yarın Teravih Namazına gelirsen memnun oluruz.

Kağıdı okuduktan sonra Edincikli Aydın abinin yanına gidiyorum,kağıdı Aydın abiyede okuyorum. Aydın abiye:

-Bak Aydın abi,bu bana hazırlanmış bir tuzak olabilir,ben yinede Toker korktu gelemedi dedirtmemek için yarın gitmeyi düşünüyorum,merak etme boş gitmem.

-Toker,hangi biriyle baş edeceksin,hadi güçlüsün, pratik sin 10 tanesini vurdun yüzden fazla insanla baş edemezsin,biraz sakin ol ve beni dinle.

-Tamam abi sende fikrini söyle.

-Şefik Abine güveniyor musun?

-Evet ona her türlü güvenirim.

-Sen bugün Mescide gitme,Şefik Abine söyle,Mescide giderken etrafı gözlesin,kafası sarılı yada yüzü yaralı biri varmı kontrol etsin,o zaman tezgah varmı yokmu anlarız.

-Tamam Aydın abi öyle yapalım.

Şefik abi ile konuşuyorum.

-Tamam Toker,her yeri kontrol ederim.

Teravih Namazına gidenler Koğuşlara dönüyor,Şefik abinin yanına gidiyorum. Şefik abi bana:

-Toker,Mescide çıkan merdivenlerin altında yüzü yaralı,esmer,uzun boylu genç bir çocuk,merdivenlerden çıkanları dikkatle izliyordu,elinde sustalı bir bıçak vardı.

-Tamam Şefik abi Allah senden razı olsun.

Aydın abiye Şefik abinin anlattıklarını anlatıyorum. Aydın abi:

-Toker bu yaptığına korkaklık değil,akıllıca hareket etmek denir,senin yerinde olsam,bende böyle yapardım,senin suç ortaklarında çok safmış,hemen sazan gibi atlamışlar.

Erol la konuşmanın bir yolunu buluyorum.

-Erol hemşerin çok şerefsizmiş,İsmetin eline bıçak verip, o gün İsmete beni vur duracakmış,bu işe sizide alet etti kalleş herif!

-Toker biliyorsun, biz sana bilerek böyle bir şey yapmayız,Yunusla konuşurum,bu saatten sonra Ülkücü Koğuşta bende kalmam.

Erol Yunusla görüşüyor,Yunus Erol a:

-Ya biz İsmeti Koğuşta bırakmıştık,İsmet kendi bildiğine Mescide gelmiş,ben böyle şey yapar mıyım?

Erol la Bayram B-4 Ülkücü Koğuşundan ayrılıyor,benim yanıma D-10 Kaçakçı Koğuşuna geliyorlar;Bayram Kaçakçı Koğuşuna uyum sağlayamıyor,Müşahedeye gidiyor. İsmet ile Adnan Gaziantep E-Tipi Ceza evine sürgüne gidiyorlar.İsmet,Gaziantep e gittikten kısa süre sonra Veli Can ı kalleşçe öldürüyor,Televizyonlarda Haber oluyor,İsmeti yaraladığım da ayaklanan,bana zarar vermeye çalışan kişiler;İlhami nin, “Toker haksız yere kimseye bir şey yapmaz İsmeti yaralamışsa mutlaka haklı bir sebebi vardır”demesiyle zor yatışan Ülkücüler,İsmet Veli Can ı öldürünce bana,”Toker,İsmeti o zaman keşke öldürseydin,o zaman İsmet Veli Can ı öldüremezdi diyorlar.İkiyüzlülüğün bukadarıda fazla,diye düşünüyorum.

Bizim Koğuşun alt katında D-3 Koğuşu var,burada Solcular kalıyor,Solcularla havalandırma bahçesini dönüşümlü olarak kullanıyoruz;Erol havalandırmadan dönüyor.

Erol:

-Toker,Koğuşa gelirken Muzaffer ile Mehmet i gördüm,alt kattaki Koğuşa giriyorlardı,biliyorsun,onların evinin bombalanması olayından,yargılanıp beraat ettim,benim cezam azaldı,havalandırmaya inip çıkarken bize sataşırlar,cezayı büyütürüz,onlar buradayken,ben havalandırmaya çıkmak istemiyorum,Toker Vallahi korkmuyorum ama cezamı da çoğaltmak istemiyorum.

-Bak Erol,senin havalandırma bahçesine çıkmaman,Kaçakçılar arasında dedikodu malzemesi olmaya başladı,senin için;korkudan havalandırmaya çıkamıyor diyorlar,banada,Toker,Erol un kolundan tut havalandırmaya çıkar,ne biçim suç ortağın var böyle?diyorlar,ya havalandırmaya beraber çıkalım yada bu Koğuştan gidelim.

-Toker bu Koğuştan gidelim.

-Tamam E-2 Kaçakçı Koğuşuna gitmek için dilekçe yazıyorum.

Bu arada Aydın abinin de Gökçeada ya sevki çıkıyor,Erol la E-2 Kaçakçı Koğuşuna geçiyoruz;burada “Komin”uygulamasından dolayı paralarını Devrimci arkadaşlarıyla paylaşmak istemeyen ve bu yüzden,Solcu Koğuşlardan ayrılan on kadar Solcu kalıyor,Çerkez İbrahim abi de bu Koğuşta, Koğuş Başkanı, Erol la ikimize kalacağımız ranzaları gösteriyor.

***************************************************************************************************** SAYFA:55

Koğuş Başkanı Metin,Toker arkadaşlar sizinle görüşmek istiyor diyor;görüşmek için davet edildiğimiz yere gidiyoruz,kendisini Devrimci olarak tanıtan Ahmet:

-Toker,artık bu Koğuş bizim elimizde,bizim koyduğumuz kurallara uygun hareket ederseniz burada rahat edersiniz,yoksa burada barınamazsınız.

-Bana bakın,ukalalık yapmayın,siz beni tanımıyorsunuz,tanıyan arkadaşlarınıza sorun,ben yüzden fazla Solcu nun içinde kaldım ve hiç taviz vermedim,Yel Kayadan ne alırsa,sizde benden onu alırsınız,o gün geldiğinde kim kime ne yapıyor görürüz.

Solcuların yanından ayrılıp İbrahim abinin yanına gidiyorum;İbrahim abiye:

-İbrahim abi,bunlar Solcuysa burada ne işleri var?Solcu Koğuşlarda niye kalmıyorlar?

-Toker bunlar arkadaşlarıyla paralarını paylaşmamak için Solcu Koğuşlardan buraya kaçmışlar burada devrimcilik taslıyorlar,onlarla benimde aram iyi değil.

Karabüklü Silah Kaçakçısı Şevket abide bu Koğuşta kalıyor,Şevket abinin oğlu çayda yüzerken boğulmuş,oğlunun ölüm haberi Şevket abiyi çok sarsmış,bunaldığı zamanlar Abdest alıyor, ağ ve file örüyor,ördüğü ağ ve fileleri satıp,paraya çevirip ihtiyaçlarını karşılıyor;birde Tokatlı

Kaçakçı Osman var,o Çanakkale Başsavcısı ile akrabalığı olduğunu söyleyip,Koğuşta önüne gelen herkese şımarıklık yapıyor,Koğuştaki Solcularda Osman la birlikte hareket ediyor, Şevket abi morali bozuk bir şekilde yanıma geliyor.

-Ne oldu Şevket abi,yine oğlun mu geldi aklına?

-Toker,ben Abdest almak için lavaboya gitmiştim Osman ın arkadaşı Ahmet geldi,çekil lan oradan başlarım senin Abdesttine ben elimi yıkayacağım dedi,bana Abdest aldırmadı.

-Şevket abi,sen merak etme ben Ahmet le konuşurum,sen şimdi git Abdestini al,ben seni gözlüyorum.

-Tamam sağ ol oğlum.

Ahmet le konuşuyorum:

-Burada bende Abdest alıyorum,Şevket abinin kısa süre önce,dışarıda oğlu boğularak öldü,o yüzden morali çok bozuk,Şevket abi ile uğraşmasan iyi edersin.

-Ben kasıtlı bir şey yapmadım Şevket yanlış anlamıştır.

Bir gün sonra Seccadeleri koyduğumuz alana doğru Osman la Ahmet itişerek geliyorlar,ayakkabılarıyla Seccadelerin üzerine basıyorlar,onlara engel olmak için önlerine geçiyorum.

-Görmüyor musunuz?biz bu Seccadelerin üzerinde Namaz kılıyoruz,gidin başka bir yerde şakalaşın.

-Ne yapacağımı senden mi öğreneceğim?zaten biz yokken Koğuşta Ahmet i tehdit etmişsin.

-Ben Ahmet i tehdit etmedim,onunla sadece konuştuk.

Osman devreye giriyor:

-Bu Koğuşta biz ne dersek o olur,adamın anasını avradını…

Bende Osman a küfür ediyorum,karşılıklı birbirimize vurmaya çalışıyoruz,ama araya giren kalabalık müsaade etmiyor,İbrahim abi yanımıza geliyor:

-Toker ben seni iyi tanıyorum,bu şerefsizleri aletle vurmayı düşünüyorsun.

-Başka çarem yok İbrahim abi,çok kalabalıklar,biz iki kişiyiz senide sayarsak üç hadi ikide senin yemek arkadaşlarını saysak sayımız beşi geçmez.

-Toker bu şerefsizleri vurup da ceza aldığına değmez Erol unda cezası az kalmış.

Erol kafasını sallıyor.

-İbrahim abi sen ne öneriyorsun?

-Dinle Toker,ben Koğuşun dışına rahat çıkabiliyorum ceza evinin iş atölyesinde 5 tane Hamak sopası yaptırayım,bu sopalardan birer tane yastıklarımızın altına koyalım,bu 5 kişiden hangimize sataşırlarsa hep beraber sopalarla onlara saldıralım,böyle bir olay için ceza veremezler.

*******************************************************************************************************

SAYFA:56

İbrahim abinin çözüm önerisini Erol hemen kabul ediyor,bende onlara katılıyorum,İbrahim abiler Koğuşta üzüm,elma gibi meyvelerden kendi ürettikleri alkollü içkileri, zaman zaman içip sarhoş oluyorlar,Erol la ben ranzanın üzerinde,Dama oynuyorduk İbrahim abilerde kendi aralarında alkol kullanıyorlardı,bir ara İbrahim abilerin bulunduğu taraftan yüksek sesle küfür edildiğini duyduk,İbrahim abiler sarhoş olmuşlar,onların sarhoş oluşunu fırsat bilen Osman,İbrahim abiye küfür edip bağırıp çağırıyor,İbrahim abinin de,yanındaki arkadaşlarının da ayakta duracak halleri kalmamış, alkolü fazla kaçırmışlar.Erol:

-Toker, bu İbrahim abinin sesi, hadi sopaları alalım.

Sopaları yastıkların altından alıyoruz,ranzadan ranzaya atlayarak,Osmanların bulunduğu yere ulaşıyoruz,Osman ve arkadaşları İbrahim abiye odaklanmış;araya insanlar girdiği için birbirlerine darbe vuramıyorlar,karşılıklı birbirlerine küfür ediyorlar. Erol’a:

-Hedefini seç:

-Ahmet i ben alıyorum.

-Osman da benim.

Erol la ikimiz ilk darbeleri,seçtiğimiz hedeflere indiriyoruz,bizim kavgaya girişimiz Koğuştaki insanlarda kısa süreli bir şaşkınlık oluşturuyor,Erol la ikimiz Osman a destek olan herkese sopalarla saldırıyoruz,Osman lar yerde,biz ranzaların üçüncü katından onlara sopalarla vuruyoruz,bu durum bize büyük avantaj sağlıyor,Gardiyanlar içeriye giriyor,İbrahim abiyi Koğuşun dışına çıkarıyorlar,Erol la ben,olay sonrasında birer tane sigara yakıyoruz,Gardiyanlar bizi çağırıyor,sigaramız bitince geliyoruz diyoruz. Erol:

-Toker, Gardiyanlar çağırdığında gitmeliydik,gitmemekle hata ettik,Osman ın arkadaşları şu anda Koğuş talar,dolabın kapağını hızlıca açıp kapatalım,bizim dolaptan alet aldığımızı zannetsinler,bize hepsi birden saldırırlarsa dayak yer rezil oluruz.

-Haklısın Erol.

Erol un söylediği gibi yapıyoruz,yaklaşık yetmiş kişinin içinden elimizi kolumuzu sallayarak Koğuşun dışına çıkıyoruz;İbrahim abiyi Hücreye koymuşlar,bizide Hücreye koyuyorlar,1 Ay Hücrede kalıyoruz,bu defa olay mahkemelik oluyor,Erol la ikimizi Tecrit e veriyorlar,İbrahim abinin İmralı yarı açık Ceza evine sevki çıkıyor.Bartın E-Tipi Ceza evinden Çanakkale E-Tipi Ceza evine Ülkücüler geliyor,Bartın da Arif ve birkaç arkadaş,Çanakkale ye giden Ülkücülere,orada Toker var onun kaldığı Koğuşa gidin,çok sağlam arkadaştır diyorlar,Çanakkale ye gelen Ülkücülerin içinden Kahveci, Koğuşlara dağıtılırken,Ceza evi Müdürüne:

-Biz Mustafa Toker in kaldığı Koğuşa gitmek istiyoruz.

-Toker Ülkücü Koğuşlarda kalmıyor.

Kahveci duyduğuna inanamıyor,bu duruma çok sinirleniyor;Çanakkale de kalan Ülkücülerden,benim Ülkücü Koğuşlarda neden kalmadığımı öğreniyor,Tecrit e yanıma geliyor,Kahveci ile tanışıyoruz:

-Toker sana o kadar çok kızmıştım ki,arkadaşlar olanları anlatmasaydı sana ömür boyu selam vermezdim,Bartın da seni çok anlattılar,burada popüler birçok ülkücü var ama bize seni tavsiye ettiler,Toker Ülkücü Koğuşlarda kalmıyor sözünün bana ne kadar ağır geldiğini bilemezsin.

Kahveci beni hemşehrisi Ömer ile tanıştırıyor,Ömer abisi ile aynı suçtan yargılanmış,abisini idam etmişler,Ömer e de müebbet hapis vermişler;Ömer, iri yarı bir güreşçi,Ülkücülerin içinde güreşte onu yenebilen yok,bana takılmayı seviyor:

-Ya Toker 70 kiloluk adamsın,herkese kabadayılık yapıyorsun seni şöyle tutar yukarıya kaldırır,sonra yere bırakırsam yerden zor kalkarsın.

-Ömer ben rakiplerimle güreş yapmıyorum,aleti yiyince bok çuvalı gibi düşersin.

Sözlerime sinirlenen Ömer,kollarımdan bacaklarımdan tutuyor beni kafasının üzerine kaldırıyor.

-Bok çuvalı gibi düşermişim.

-Ömer beni yere bırak.

-Bırakmazsam deler misin?

-Ya Ömer millet görecek rezil edeceksin beni.

-Tamam Toker haklısın.

Tecrit in önünde C-4 Tarafsız Koğuşu var,Ağcayı ceza evinden kaçıran Bünyamin burada kalıyor,Bünyamin Ağcadan dert yanıyor:

-Kardeşim Ağca Papayı vurdu,ben Ağcayı kaçırmasaymışım Ağca Papayı vuramazmış,olaya ben vesile olmuşum diye, Papa olayından banada ceza verdiler,cezamda bitmek üzereydi,başlayacağım Papaya da Ağcaya da.

********************************************************************************************************

SAYFA:57

Tecrit te kalırken yanıma Çanakkale li Şabanı veriyorlar. Şabana suçunu soruyorum:

-Cinayet.

-Kimi öldürdün?

-Adamın biri,amcamın karısı ile yatıyormuş,amcam beni çağırdı;

-Amcasının bu adamdan intikam almak için sen onun karısını öldür, karısız kalsında yengenle yatmak nasıl oluyormuş öğrensin,ben sana Ceza evinde bakarım dedi.

-Ben adamın evine girdim kadın evde yalnızdı,boğazını ip ile sıkıp öldürdüm.

-Oğlum,neden yengenle dostunu öldürmedin de suçsuz kadını öldürdün.

-Amcam öyle istedi.

-O adam,karısız kalınca yengenle daha çok yatar;kadını suçsuz yere öldürmüşsün belki bu sana ders olur;

Elektrik ocağının kablolarını çıkarıyorum,Şabanın ayaklarına naylon terlik giydiriyorum cereyan olan kabloyu Şabana tutturuyorum,cereyan çarpınca Şaban feryat ediyor,Gardiyanı çağırıp Şabanı gönderiyorum.

Altmış yaşlarında bir adam Tecrit e yanıma geliyor:

-Amca suçun nedir?

-İftira.

- Nasıl yani,Camiden mi geldin.

-Sarkıntılık, ırza geçmeye teşebbüs.

Adamın yaşlı olmasından dolayı,İftira etmiş olabilirler diye düşünüyorum;akşam olunca Baş Gardiyan geliyor. Gardiyan:

-Toker az görüşelim.

Dışarıya çıkıyorum,kapının önünde Baş Gardiyanla konuşuyoruz:

-Toker yanındaki ihtiyar,bizim Mahallede 14 yaşındaki bir kızın göğüsleri ile oynarken Mahalleli tarafından yakalandı.

-Tamam ben şimdi onu konuştururum.

İçeriye giriyorum,yaşlı adama:

-Sana İftira eden kız kaç yaşındaydı?

-Ondört-onbeş yaşlarındaydı,ceviz kadar göğüsleri vardı.

İhtiyarın sözleri biter bitmez,bir yumruk darbesi vuruyorum ihtiyar yere yığılıp kalıyor,Gardiyanı çağırıp,İhtiyarı kapını önüne koyuyorum.

Ceza evi Müdürlüğüne Erol la birlikte,Koğuşlara geçmek için dilekçe yazıyoruz. Ceza evi Müdürü:

-Erol un Koğuşa verilmesinde problem yok,Toker seni verecek Koğuş bulamıyorum,peş peşe yaptığın olaylardan dolayı,bütün Koğuşlar senden çekiniyor,C-3 Koğuşunu Başkanı:

-Toker bizim arkadaşımız,bana tokat vursa bile ben onu idare ederim diyor,C-3 Koğuşunu düşün Toker,ben başka bir yer düşünemiyorum.

********************************************************************************************************SAYFA:58

-Siz Erol u Koğuşa verin,burası Erol u bunalttı ben biraz daha burada kalayım.

Akşam beş ten sonra havalandırma bahçesine çıkmak yasak,Tecritte akşam sekiz gibi bunalıyorum:

-Gardiyan!

-Ne oldu Toker?

-Havalandırmaya çıkmak istiyorum.

-Bu saatte çıkamazsın, yasak biliyorsun

-Ben çıkmak istiyorum çok bunaldım,bir saat daha burada kalırsam kriz geçirebilirim.

-Bu saatte bahçe kapısını açamam.

Gardiyana tekme tokat vurarak,önümde yirmi metre kadar sürüklüyorum,sonra Tecrit e giriyorum,Gardiyanlar kapıyı kilitliyorlar,beni Hücreye götürmelerini bekliyorum,Gardiyan şikayetçi olur da,Hücre için yasal işlem yapılırsa İnfazım yanacak;30 yıla 12 yıl yerine,23 yıl yatmak zorunda kalacağım;Gardiyana vururken,hem vuruyor hemde kendi kendime İnfaz gitti Toker diyorum;Sabah oluyor,Tecrit in kapısı açılıyor,dövdüğüm Gardiyan,elinde bir demlik çayla içeriye giriyor ve Selam veriyor:

-Ya Toker biliyorum,sen sinirli birisin ama ben de senin baban yaşındayım,seninle barışalım,şu çayı içelim bu olayı unutalım,benim ayağım kırılmıştı,yeni iyileşti oraya tekme vurdun gece sabaha kadar uyuyamadım sabaha kadar bacağım ağrıdı.

-Ya sende kusura bakma,sinirlenince kendimi kaybediyorum.

Gardiyanla anlaşıyoruz. Olaydan sonra Gardiyan Muzaffer abinin yanına gitmiş:

-Arkadaşın Toker beni dövdü,onu Müdüre şikayet edeceğim.

-Sen Toker i şikayet edersen,Toker in infazı yanar o zaman ya senin istifa edip gardiyanlığı bırakman lazım yada Toker seni affetmez öldürür,bu ikisini göze alamıyorsan,eline bir demlik çay al,git Toker den özür dile ve Toker le barış.

Gardiyan Muaffer abinin tavsiyesi ile gelmiş;Bir iki hafta sonra,tekrar kriz geçirme aşamasına geliyorum,bu sefer akşam saat on gibi,kapıda başka bir Gardiyan Nöbet tutuyor:

-Gardiyan!Havalandırma bahçesine çıkmak istiyorum.

-Toker bu saatte ne bahçesi ne havalandırması?Olmaz çıkamazsın.

-Ya çok bunaldım çıkmam lazım.

-Ben çıkartmıyorum,sen çıkabilirsen çık bakalım.

Kapının mazgalından elimdeki aleti Gardiyanın yüzüne doğru sallıyorum,Gardiyan ani bir refleksle geri çekilip darbe almaktan kurtuluyor;Tecrit te Hasan ve Necdet ile kalıyoruz;Gardiyan koşarak uzaklaşıyor. Hasan:

-Toker biraz sonra Gardiyanlar bizi ezmek için kalabalık bir şekilde gelir,sırtımızı duvara verelim Gardiyan lar geldiğinde ikimizde yere yıkılıncaya kadar önümüze gelen Gardiyana aletlerle vuralım.

-Tamam öyle yaparız.

Yeni gelen ikinci Müdür,otuz kadar Gardiyanla birlikte bizim kaldığımız odaya doğru geliyorlar,odanın kapısının önüne geldiklerinde;Müdür:

-İçeriye girin arayın.

Hasan la ben girmeyin diyoruz,Gardiyanlar arada kalıyor,Necdet ranzasından fırlıyor:

-Müdür bey siz yeni geldiniz,burayı bilmiyorsunuz,buranın kan gölüne dönmesini istemiyorsanız,Gardiyanları alıp gidin buradan.

-Necdet sen gel bakalım,şu anlatmak istediğini biraz daha açık anlat.

Necdet Müdür ün yanına gidiyor;Müdür Gardiyanları alıp gidiyor,Müdürde Gardiyanlar da geri dönmeyince;Hasan:

-Toker Gardiyanlar gece bizim uyumamızı bekleyip,sonrada baskın yapabilirler,bu gece sırayla uyuyalım birimiz uyurken diğerimiz Nöbet tutsun.

-Tamam Hasan öyle yapalım.

Gece sakin geçiyor, öğlene doğru Gardiyan geliyor:

-Toker seni Müdür çağırıyor,birinci Müdürle,bütün ikinci Müdürler,birinci Müdürün odasında seni bekliyor.

-Tamam gelirim ama beni aramayacaksınız .

-Tamam Toker kötü bir şey yok,seninle konuşmak istiyorlar.

Müdürün odasına giriyorum,Selam veriyorum:

-Otur Toker.

Oturuyorum,birinci Müdüre dönerek:

-Ben kriz noktasına geldiğimde havalandırmaya çıkınca rahatlıyorum,kendime geliyorum,sinir krizi geçirince de 1 hafta kendime gelemiyorum.

-Tamam Toker,Müdür Bey yeni geldiği için seni tanımıyor,bak senin yanında hepsine birden söylüyorum;bundan sonra saat kaç olursa olsun Toker i havalandırmaya çıkaracaksınız,aramalarda da Toker i es geçeceksiniz;Anlaştık mı Toker?Haydi şimdi yerine git,şu C-3 Koğuşu meselesini de düşün,Koğuşta kalırsan belki sinirlerin biraz düzelir.

Sağ olun Müdür Bey,1 hafta içinde haber veririm.

********************************************************************************************************SAYFA:59

Bu arada yanımıza Cem Çakıcı geliyor,Cem ile Hasan kısa sürede kaynaşıyorlar,Kahveci üçümüzü kendi bulunduğu Müşahede bölümüne davet ediyor,Hasan la Cem Kahvecinin bulunduğu Müşahede bölümüne geçiyorlar,ben C-3 Koğuşuna geçmeyi düşünüyorum.

C-3 Koğuşuna geçiyorum, Seğmen Askeri Ceza evinde Ülkücü Koğuştan ayrıldıktan sonra,bu ilk Ülkücü Koğuşa geçişim oluyor;Ali Samsun Çarşamba Teşkilatından, Kültür seviyesi iyi,Apo Reisinde hemşehrisi, Aliye Apo Reisi soruyorum:

-Apo yu tanıyorum ama Çarşambada onun Ülkücü olduğunu kimse bilmez,sen söylemesen bende bilmiyordum.

Bu cevabı şaşkınlıkla karşılıyorum,Apo Reis Yargıtayda Beraat edince de şaşkınlık yaşamıştım,Koğuş Başkanı Ali, benimle samimi bir şekilde ilgileniyor kendimi toparlamam noktasında bana yardımcı olmaya çalışıyor,C-3 Koğuşunda İstanbul gurubu olarak, Ali Osmanlar gurup olarak hep birlikte hareket ediyorlar,Koğuşa yeni gelen Cihat ta İstanbul gurubuna ekleniyor,Cihat,sohbetlerinde genelde Argo kelimeler kullanan serseri tipli bir insan,İstanbul gurubu Cihat ın etrafında toplanıyor,Ali yi Koğuş Başkanlığından alıyorlar,Cihat ı Koğuş Başkanı seçiyorlar,Cihat Başkan olduğu ilk günden itibaren benimle uğraşmaya başlıyor. Cihat:

-Toker Koğuştaki kuralların hepsine sende uymak zorundasın,burası Siyasi Koğuş.

-Cihat sen kendine Çok güveniyorsun,haydi alt kata in bende geliyorum, kim kime ne yaparsa tamam mı, ben öyle çıyan ayakları filan yemem.

Cihat alt kata inmiyor,ben alt kata inip Cihat ı bekliyorum,Cihat uzun süre gelmeyince yukarı çıkıp ona küfür ediyorum,bu olaydan sonra C-3 Koğuşunda 1 hafta daha kalıyorum Müdür ile görüşüyorum:

-Müdür Bey,ben C-3 Koğuşunda biraz daha kalırsam mutlaka birinin canını yakarım,beni C-3 Koğuşundan alın.

-C-4 Koğuşuna gider misin?Erol la Bayramda oradalar,C-4 Koğuşunda bulunan İtirafçılar senden çekiniyorlar.

-Tamam Müdür Bey,ben Erol la vakit geçiririm.

C-4 Koğuşuna geçiyorum,Ülkücü Koğuşlarda uyum sağlayamayan Atilla ile Halil buradalar İtirafçılardan,TKP li Abdullah, Dev solcu Şenol,Eylem Birliğinden Orhan,Halkın Kurtuluşun dan Ersin ve Milaslı Ali hatırladığım Solcu İtirafçılardan;İtirafçı olmalarına rağmen Solcular birlikte hareket etmeye gayret gösteriyorlar; D-7 Koğuşunda da Ülkücülerden ayrılan,kendilerine Şeriatçı diyen yirmi kadar insan kalıyor,tamamının cezaları “Müebbet Hapis” D-7 Koğuşundan zaman zaman yanıma,Üzeyir,Ali,Adnan geliyorlar,Adnan D-7 Koğuşunun Başkanlığını yapıyor kendisi Çorum Teşkilatından,bana kendilerine katılmamı teklif ediyorlar,Ceza evinde çıkardıkları dergilerde, Müslümanlardan Ülkücülere başlığıyla Bildiriler yayınlıyorlar,Ülkücüler bu yazılara,biz Müslüman değilmiyiz diye tepki gösteriyorlar;Ülkücü Koğuşlardan Şeriatçı guruba yeni katılanlar olduğunda “Hidayete Erenler” başlığıyla Dergilerinde,katılanların isimlerini yayınlıyorlar;Adnan la görüşmemizde; Adnan’a:

-Sizin yaptığınız en büyük yanlış,Teşkilatlanmak ve büyümek için,MHP yi ve Ülkücüler i kendinize basamak yapmak.

-Toker biz,o insanların Ülkücü olmasına vesile olduk,bu yüzden kendimizi Ülkücüler e karşı sorumlu hissediyoruz,önce Ülkücüler in İslama girmesini istiyoruz,biz Müslüman olduk Ülkücülerin de Müslüman olmasını istiyoruz.

-Siz daha önce Kafir miydiniz?Ben 12 Eylül den öncede Müslümandım şimdide Müslümanım, ya siz?

********************************************************************************************************SAYFA:60

-Ya Kafir değildik ama cahildik.

-Bakın işinize geldiği gibi konuşuyorsunuz,farklı bir Davaya inanıyorsanız,insanlara sadece Davanızı anlatın,Ülkücüleri karalayarak bir yere varamazsınız.

Kısa süre sonra Baş Gardiyan geliyor:

-D-Koğuşu bacanın önünde kaldığı için,Koğuşta kalan İslamcılar,biz bu Koğuşta zehirleniyoruz bu yüzden Koğuş değiştirmek istiyoruz diye Dilekçe yazmışlar,siz D-7 Koğuşuna geçeceksiniz,D-7 Koğuşunda kalan İslamcılarda,C-4 Koğuşuna gelecekler.

-Onların zehirlendiği Koğuşta bizde zehirleniriz,biz Koğuşu boşaltmayız.

-Müdür yarın sabah Koğuşu boşaltmamızı istiyor,benden söylemesi.

Erol,Bayram,Halil ve Atilla ile birlikte bir araya geliyoruz,Koğuş problemi karara bağlanana kadar İtirafçıları da Koğuştan dışarı çıkarmama kararı alıyoruz;Sabah olunca kapının önüne Hamak sopalarını koyuyoruz,aletleri de elimize alıp kapının önünde bekliyoruz,sayıma Gardiyanları sokmuyoruz,böyle bir direnişi beklemeyen D-7 Koğuşundaki İslamcılar,bütün eşyalarını toplamışlar Koğuşlarının dışına Malta ya taşımışlar,aracı olarak birkaç kez gelen Baş Gardiyana,C-4 Koğuşundan çıkmama konusundaki karalılığımızı anlatıyoruz,Baş Gardiyan Mazgaldan bakarken kapının arkasındaki yığılı sopaları görüyor; Akşama doğru Baş Gardiyan tekrar geliyor:

-Arkadaşlar sakin olun,Koğuşunuzda kalıyorsunuz,İslamcılarda kendi Koğuşlarında kalıyorlar Müdürler daha sonra İslamcılara Koğuş ayarlayacaklar.

C-4 Koğuşunda kalanların moralleri düzeliyor.

Ömer le kantinde karşılaşıyoruz,Koğuşlara dönerken Malta da(uzun salon)beraber yürüyoruz,on kadar Gardiyan masalara oturuyorlar Gardiyanlara Selam veriyoruz,Ömer in muzipliği tutuyor Gardiyanlardan birine:

-Haydi söyle bakalım,Toker mi benden korkar ben mi Toker den korkarım?Mertçe açıkça söyle,Toker i de benide tanıyorsun.

-Ömer şimdi cevap verirsek olmaz.

-Ya neden korkuyorsunuz söyleyin işte.

-Tamam önce sen Koğuşuna gir,ben sana Mazgalı açıp söylerim Toker de kapının önünde olur.

-Tamam içeriye giriyorum.

Gardiyan Ömer in üzerine kapıyı kilitliyor,Mazgalı açıp Ömer e sesleniyor:

-Toker hiç kimseden korkmaz,adam D-7 Koğuşuna C-4 Koğuşunu teslim etmedi,sen kendini ne sanıyorsun Ömer?

Ömer Gardiyanın söylediklerini duyunca kapıyı yumrukluyor:

-Ben Toker in nesinden korkacakmışım? alt tarafı 70 kiloluk adam,tuttum mu havaya kaldırırım unu.

Kaldığım Koğuşa geldiğimde hala Ömer in haline gülüyordum.Bir süre sonra Ceza evi Müdürü:

-Toker Ceza evi değiştirmek istersen,seni Memleketine yakın bir Ceza evine gönderebiliriz.

-Çankırı E-Tipi Ceza evi bana uyar.

-Tamam dilekçe yaz,ben Çankırı ya gitmen için elimden geleni yaparım,D-7 Koğuşunda kalan İslamcılarda Gaziantep e gitmek istiyorlar,onlar orayı istediler.

-Benim onlarla işim olmaz.

-Tamam sen Çankırı E-Tipi için Dilekçe yaz Toker.

Çankırı E-Tipi Ceza evine gitmek istediğimi belirten dilekçeyi yazıp İdareye veriyorum,çok geçmeden Sevke gidecekler listesinde adım okunuyor,eşyalarımı toplayıp kapı altına gidiyorum,kapı altında Baş Gardiyanlar ve birkaç Subay var.Subaylardan biri:

-Gaziantep e gidecekler eşyalarını şuraya koysunlar.

Subaya yaklaşıyorum:

-Ben Çankırı ya gideceğim,eşyalarımı nereye koymam gerekiyor?

-Çankırı ya mı?

-Evet Çankırı ya.

-Önümdeki listede adın yazılımı kontrol edelim,bak sen Gaziantep e gidiyorsun.

-Ben Gaziantep için Dilekçe yazmadım.

Subay Baş Gardiyanlara dönüyor:

-Siz geçen seferde böyle yaptınız,adamla yol boyunca biz uğraştık,adam Ceza evinde de doğru durmadı,işinizi doğru yapın,bakın Mustafa Toker,ben Çankırı ya gitmek için Dilekçe yazdım diyor,Gaziantep e götürürsek,yolda tatsız olaylar olur.

*****************************************************************************************************

SAYFA:61

Baş Gardiyan:

-Toker in Dosyası İslamcıların Dosyasıyla karışmış.

Ben Koğuşa gidiyorum,Koğuşa birkaç kez Baş Gardiyanlar geliyor,beni ikna etmeye çalışıyorlar ama başaramıyorlar.

-Beni zorla Gaziantep e götürmeye çalışırsanız,bu iş kanlı biter sonra söylemedi demeyin.

Beni götürmekten vazgeçiyorlar,Ceza evi İdaresi sanki ben Gaziantep E-Tipi Ceza evine gitmek için Dilekçe yazmışım gibi muamele yapmış;Gaziantep E-Tipi Ceza evi Müdürlüğü,benim Sevkimin neden yapılmadığını soruyormuş,Ceza evi İdaresi çare olarak, Ceza evi Psikiyatri Uzmanına Ceza evi Piskoloğuna benimle ilgili,Mustafa Toker in ciddi anlamda psikolojisinin bozuk olduğundan,ailesine yakın bir Ceza evinde kalması,Psikolojik tedavisinde olumlu katkıda bulunacaktır,Psikolojik sebeplerden dolayı Mustafa Toker in ailesiyle daha rahat görüşebileceği,Çankırı E-Tipi Ceza evine nakli uygundur,gibi raporlar düzenleyerek,Çankırı E-Tipi Ceza evine Sevkimin yapılmasını sağladılar.

Ceza evine ilk girdiğim günden itibaren boynumda sürekli ağrılar oluyordu,son günlerde kolum da uyuşmaya başladı,kolumdaki ağrıların şittetinden geceleri uyuyamaz olunca,Ceza evi doktoruna durumu anlattım,Ceza evi doktoru beni Hastaneye Sevk etti,boynumdan çekilen filimlerde “Boyun Fıtığı” teşhisi konuldu,Çanakkalede Boyun Fıtığı tedavisi yapılamadığı için,İstanbula Sevkim yapıldı.Ceza evinden on kadar Mahkumla İstanbula gitmek üzere Ringe bindik,İstanbula geldiğimizde Sağmacılar Ceza evi Müdürü,Ceza evine Siyasi Mahkum kabul etmedikleri gerekçesi ile beni Çanakkaleye geri gönderdi,Çanakkaleye döndüğümde,Ceza evi Müdürleri ve doktorlar Sağmacılar Ceza evi Müdürüne çok sinirleniyorlar tekrar İstanbula sevkimi yapıyorlar Sağmacılar Ceza evine geldiğimizde Ceza evi Müdürü,bizi götüren Subaya aynı gerekçeyi tekrar ediyor.Subay sinirleniyor:

-Bakın Müdür Bey,bu Mahkumu sokağa bırakacağım gidecek,ben bu adamı İstanbul Çanakkale arasında kaçkere götürüp getireceğim?

Ceza evi Müdürü:

-Mahkum kabul eden bir Hastaneye götürün,Hastaneden buraya göndersinler,Prosüdür böyle uygun olur,Mahkum hangi bölümün hastası?

-Burada Nöröşüroji yazıyor.

-O bölüm Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesinde var,orada Mahkum bölümüde var,oraya götürün.

-Tamam öyle yapalım.

Ceza evi Ringine biniyoruz,Subay İstanbulu bilmiyor,Bakırköye geldiğimizde arabayı durduruyor,yoldan geçen vatandaşlara Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesini soruyor ama bilen çıkmıyor,Subay Hastanenin yerini bilmeyen vatandaşa,”şu akılhastalarının tedavi edildiği Hastaneyi soruyorum”deyince “sen tımarhaneyi soruyorsun işte şurası”diyor.Hastaneye giriyoruz,Çanakkaleden rapor için gelen Adli suçlularda var yanımızda,Salonda bekliyoruz ve sırayla doktorun odasına alınıyoruz,sıra bana geliyor doktor soruları sıralıyor:

-Atın kaç ayağı var?

-Kelebek yüzermi?

-Balık uçarmı?

Sorulara cevap vermeden şaşkın şaşkın doktarın yüzüne bakıyorum:

-Bunlar ne biçim soru böyle?Ben Siyasi suçluyum.

-Mustafa sen Siyaset yapmakta geç kalmışsın,o işler 70 li yıllarda kaldı.

-Ben 70 li yıllarda yaptığım Siyasi olaylardan yatıyorum.

Subaya dönerek:

-Ya şuna birşey söylesenize,doktor beni deli sanıyor.

Subay:

-Mustafa Nöröşoröji hastası,Siyasi suçlu olduğu için,Sağmacılar Ceza evine kabul etmediler.

Doktor bana dönüyor:

Özürdilerim seni akıl hastası zannettim,ben bu gün Nöbetçiyim,benden sonra gelen doktor anlasın diye senin adının karşısına kocaman harflerle Nöröşüroleji yazıyorum.

Akıl hastası Mahkumlarla beni aynı yere koyuyorlar,buranın adı “Adli Servis”.Çanakkaleden tanıdığım,Adli tutuklunun buraya getiriliş sebebi;öldürdüğü adamın boynunu baltayla kesmiş olması,bu tür cinayet zanlılarını,akıl sağlıklarının yerinde olup olmadığını tesbit etmek amacıyla buraya gönderiyorlar.

Ömer abi aklı başında birine benziyor,buradaki odalarda hastalar ikişer ikişer kalıyor,Ömer abiye aynı odayı paylaşmayı teklif ediyorum ve anlaşıyoruz,içerideki ortamı görünce,nöbetleşe uyumaya karar veriyoruz.

********************************************************************************************************SAYFA:62

İlk gecenin sabahında,içeride bulunan hastalar kora halinde bağırıyorlar:

-Tedavi,tedavi,tedavi…

Biz bir şey anlamıyoruz,herkes girişteki tel örgülü kapının önüne koşuyor,hastalardan biri bizim kaldığımız odanın kapısına geliyor:

-Burada ne oturuyorsunuz?tedavi tedavi haydi kalkın,sizde ilaçlarınızı alın,yoksa zorla iğne vururlar,o zaman görürsünüz oturmayı.

Kapının yanına gidiyoruz,Ömer abiye ilaçlarını veriyorlar Hemşirenin gözünün önünde ilaçları yutturuyorlar,sıra bana geliyor:

-Adın nedir?

-Mustafa Toker.

-Al bu ilaçlar senin,bir defada içeceksin.

-Ben deli değilim,burada 5-6 tane hap var,bu hapları kullanırsam rahatsızlanırım,ben Nöröşüroji hastasıyım,boynumdaki rahatsızlıktan dolayı buraya geldim.

-Hıh,deli değilmiş bak şu tarafa oradaki hastada seningibi ilaçlarını içmek istemiyordu,buradaki hapların hepsinin iğneleride var,öyle iğne vurulmak istemiyorsan,al şu hapları ve gözümün önünde hepsini yut.

Az ilerde haplarını istemeyen hastayı,iriyarı 2 tane hasta bakıcı,kollarından ve bacaklarından tutup yere yatırmışlar,Hemşire,eşofmanının üzerinden kalçasına iğne yapıyor,eşofmanı indirme zahmetine katlanmıyorlar.olanları görünce hap yutmayı kabul ediyorum,Hemşirenin söylediği gibi bir avuç dolusu hapı birdefada yutuyorum,Hemşire her ihtimale karşı ağzımı açıp dilimin altını kontrol ediyor;Kaldığım odaya dönüyorum,Çanakkaleli Ömer abi ile sohbet ediyoruz,bir ara karşıdaki duvar üzerime geliyormuş gibi oluyor.

-Ya Ömer abi bana bir şeyler oluyor sanki bütün duvarlar üzerime doğru gelip gidiyor,sanada böyle oluyormu?

-Bende sana şimdi aynı şeyi soracaktım,yuttuğumuz haplardan oldu galiba,avuç dolusu hap yutturdular.

-Doğru söylüyorsun,hadi sen buraya kontrole geldin,delimisin, akıllı mısın onu anlayıp,ona göre rapor düzenleyecekler ben Nöröşüroji hastasıyım,boyun fıtığı tedavisi için geldim,burada banada deli hapı yutturuyorlar,burada uzun süre kalırsam,bende deli tedavisi göreceğim galiba.

Yemek vakitlerinde hastalara,tahta kaşık plastik tabak veriyorlar,herkesin önüne eşit şekilde ekmek dilimleri konuluyor,hastaların bir kısmı kendi önündeki ekmek dilimleri yerine karşısında oturan hastanın önündeki ekmek dilimine uzanıyor,karşıda oturan hasta,ekmeğine uzanan hastanın kafasına tahta kaşıkla vuruyor,hemen hemen her yemek vaktinde böyle kavgalar oluyor;Her sabah ve her akşam hastalar hep bir ağızdan tedavi tedavi diye bağırarak tel örgülü kapının önüne koşuyor,haplarını yuttuktan sonra herkes odasına dönüyor.

Yozgatlı Halis ile tanışıyoruz,Halis hanımını ve çocuklarını evde domuz şeklinde yatakta yatarken görmüş,domuz kesiyorum diye,hanımını ve çocuklarını bıçakla keserek öldürmüş,Adli Tıpa rapor için göndermişler.

********************************************************************************************************SAYFA:63

Hemşireler,Halise telefon açıp hanımın arıyor diyorlar,Halis telefonun diğer ucunda hanımının olduğunu zannediyor konuşup geri dönüyor.

-Ya Toker abi,benim hanım yaşıyor az önce telefonla görüştüm,Mahkemede Savcı beni karımı öldürmekle suçluyor,görürsün bak ben yakında Beraat eder çıkarım.

-İnşallah çıkarsın Halis.

Halis Cinlerle evli olduğunu,evli olduğu Cinlerin birinin intehar etmesini istediğini,diğerinin kendisini çok sevdiği için intehar etmesini istemediğini söylüyor.Halis köyde yaşadığı için Askere gidene kadar,eşeklere Rakı içirir,Atatürk heykeli görünce heykelle sohbet edermiş;Bir defasında Şehirde yağmura yakalanmış,Atatürk heykelinin önünden geçerken elindeki şemsiyeyi Atatürk heykelinin üzerine tutmuş,Halis şiddetli yağan yağmurun altında sırılsıklam ıslanmış,Atatürkü çok seviyormuş,heykelleri canlı sandığı için böyle yapıyormuş.

Halis yanaklarına,dudaklarına iğne ile düğme dikiyor,yanaklarından dudaklarından bir damla bile kan akmıyor.

Benim Nöbette kaldığım gece,bizim odanın önünden elinde tahta kaşıkla bir hasta geçiyor,hastayı takip ediyorum,odanın birine usulca giriyor;hastanın yanına yaklaşıp:

-Bu saatte başkasının odasında ne yapıyorsun?

Hasta elindeki tahta kaşığın sapının ucunu sivriltmiş.

-Bu adam bana gündüz küfür etti,bu kaşıkla onun gözünü çıkartacağım.

Hastayı götürüp odasına kilitliyoruz.Aradan biraz zaman geçiyor,ilerideki odaların bulunduğu taraftan gürültü geliyor,hızla gürültü gelen tarafa yöneliyorum,bu defa Halis tek başına kalan hastanın odasına girmiş,odada kalan hastayı Domuz sanarak yatağından aşağıya atmış,hastayı tekmeliyor;Koşup yetişiyoruz,hasta Halis ten yediği birkaç tekme darbesiyle kurtuluyor.Adli Serviste olay yapanları,yatağa bağlıyorlar yatağa bağlanan hastalar,tedavi sonunda sakinleşene kadar yatakta bağlı kalıyorlar,sonrada eskisi gibi diğer hastaların içine bırakılıyorlar.

Adli servise Cami Hocası geliyor,Hacayla tanışıyoruz,Hocaya suçunu soruyorum.

Hoca:

- Manik Deprasyon.

-O ne demek?

-Seks manyağı demek.

-Nasıl yani?

-Ben Camide İmamlık yaparken bir kıza aşık oldum,kızı bana vermediler o kızın yüzünden kafayı üşüttüm.

-Bu yüzden adamı buraya atmazlar Hoca,burada yatanların hepsinin yaptığı bir icraat var,sen ne yaptın söyle bakalım.

-Ben bir şey yapmadım,söyledimya Manik Deprasyon seks manyağıyım ben.

Hoca zaman zaman avazının çıktığı kadar Allahu Ekber diye bağırıyor,Adli Serviste kalan hastaların çoğu,Hocanın bağırmalarından rahatsız oluyor,akşam olunca Hoca odaları dolaşıyor.

Hoca:

-Cemaatle Namaz kılmak isteyen benim odama gelsin.

Ezan vakti gelince Hocanın Allahu Ekber sesi duyuluyor,merak edip bakmaya gidiyorum;Hoca ve Cemaatteki 5 kişi ayrı ayrı yönlere dönmüşler toplu olarak Namaz kılıyorlar,Cemaatteki herkesin Kıblesi farklı.

Halisin soyadı Ateş,Halis Askere gidene kadar akıl hastası olduğu Tıpben kesbit edilmemiş,Askere alınınca Halise Tüfek vermişler,eğitimlere katılmış;bir defasında,Komutanları isim yoklaması yaparken,sıra Halise geldiğinde, Komutan:Halis Ateş siyor,Halis Tüfeğinin Jarjöründeki bütün mermileri boşaltıyor,Komutanı soruyor:

-Neden ateş ettin oğlum?

-Komutanım,siz ateş emri verdiniz,bende ateş ettim.

-Oğlum senin soyadın Ateş değilmi?Burada isim Yoklaması yapıyoruz.

-Ateş emrini siz verdiniz Komutanım.

Bu olaydan sonra Halisi Hastaneye göndermişler,yapılan Muayene sonunda Halise,”Askerliğe elverişli değildir”Raporu vermişler.Halis Memleketine geri dönüyor;Adli Serviste Halisi tuvalette baygın halde buluyoruz,yatak şarşafını boğazına dolamış,bütün gücüyle boğazını sıkmış,nefes alamaz olunca gücü kalmadığı için çarşafın iki ucundan ellerini bırakmış,boğazındaki çarşaf gevşeyince nefes almaya başlamış,ayılınca Halisi tekrar yatağa bağladılar,biraz düzelip kendine gelince Halisi içimize bıraktılar.Halis beni görünce ters ters bakıyor bana uzak duruyor,benim Ajan olduğumu söylüyor,Adli Serviste Ceza evinden bir Gardiyanda bulunuyor,Halis Gardiyana bende bıçak olduğunu,kendisini öldürmek istediğimi söylemiş,Gardiyan beni çağırıyor.

Gardiyan:

-Toker sende bıçak varmış,Halisi çldürmek istiyormuşsun,o bıçağı istiyorum.

-Halisin Deli olduğunu biliyorsunuz,onun İfadesi ile bana böyle net konuşamazsınız.

-Bazen delilerde doğru söyler.

-Saçmalamayın,buraya geldiğim ilk günden bu yana,Halise elimden gelen her türlü yardımı yapıyorum,buna burada kalan hastaların tamamı şahittir.

-Tamam tamam geç içeriye.

Halis iyiçe kendini toparlayınca,arkadaşlar Halise,bana nasıl uzak durduğunu,Gardiyana beni şikayet ettiğini anlatmışlar;Halis gülerek yanıma geliyor.

-Toker abi bana dargınmışsın,Vallahi hiçbirini hatırlamıyorum,ben seni kardeş gibi sevdim,hastayım işte kusura bakma hakkını helal et.

-Halis ben senin iyileştiğini anlamadığım için sana yaklaşmıyordum,sana darılmadım kendine gelmene sevindim,İnşallah birdaha aynı şeyi yaşamazsın.

************************************************************************************/p>

SAYFA.64

Bir hafta boyunca gereksiz yere ne olduğunu bilmediğim ilaçları sabah akşam kullanmak zorunda kaldım;Hemşire beni çağırıyor,Doktorun bulunduğu odaya kadar beraber yürüyoruz,odaya girince Selam veriyorum odada 4 tane Doktor var,boş olan koltuğa oturuyorum Doktorlardan biri:

          -Sen benim hastamsın ben Nöröşüroji Doktoruyum.

Diğer Doktorlara dönüyor:

         -Siz bu adamı ne cesaretle bir hafta burada tuttunuz,adam hem Siyasi suçlu hemde akıl hastası değil.

  Ben:

             -Doktor bey ben bu Hemşireye her gün,ben deli değilim,bu ilaçları kullanmak istemiyorum dedim ama bana hiç inanmadı,Hemşire hanım ben sana kaçkere ben deli değilim demedimmi,ben deli değilim.

          -Tamam sen haklısın,ama biz bu kapıdan içeriye giren her hastaya deli muamelesi yaparız.

Nöröşüroji Doktoru:

             -Mustafaya burada akıl hastaları zarar verirlerse,siz sorumlu tutulursunuz,Mustafayı hemen Ceza evine gönderelim.

            -Bakın Doktor bey,ben burada kalırsam tedavim daha kısa sürede tamamlanır,zaten ben buraya alıştım artık deli hapıda yutturmayacaklarına göre,benim burada kalıp tedavi görmemde bir sıkıntı olacağını sanmıyorum.

Akıl hastalıklarına bakan Doktor:

             -Biz hastaları sürekli gözlüyoruz,Mustafa hastaların arasında çıkan problemlerin çözümünde faydalı oluyor,kalmak istiyorsa tedavisi bitene kadar kalsın.

Doktorlar tedavim tamamlanana kadar Adli Serviste kalmam konusunda anlaşıyorlar,bir hafta içinde filimler çekiliyor teşhis konuluyor,tedavinin ilaçlarla yapılması uygun görülüyor.Çanakkale E-TipiCeza evine Sevkimin yapılması için Sağmacılar Ceza evine gönderiliyorum;Sağmacılar Ceza evinde,geçici olarak kalanların tutulduğu C-Bloktaki misafir Koğuşuna veriyorlar,Çanakkalede tanıştığım Kadıköy Teşkilatından Hüseyinde misafir Koğuşunda kalıyormuş,Koğuştan içeriye girince Hüseyinle karşılaşıyorum,Hüseyin yanıma geliyor.

  Hüseyin:

                           -Toker burası çok karışık bir Koğuş kimin ne olduğu belli değil,burada benim Ülkücü olduğumu kimse bilmiyor bizi burada fazla tutmazlar,en fazla on beş gün sonra Çanakkaleye döneriz.

Hüseyinle konuşurken,yanımda valizim eşyalarım var,misafir Koğuşunda kalacağım Ranzanın gösterilmesini bekliyorum karşıdan biri sesleniyor.

          -Ne oturuyorsun lan orospu çocuğu kalksana !

Sesin geldiği tarafa bakıyorum,üzerime alınmıyorum,aynı insan bana bakarak:

          -Sana söyledim kalksana lan orospu çocuğu!

Bu sefer beni kastetdiğini anlıyorum.

        -Banamı söylüyorsun?

      -Hala konuşuyorsun kalk oradan yukarıya çık.

     -Senin ananı avradını …..kimsin lan sen pezevenk öldürürüm seni!

Araya Hüseyin ve yemek arkadaşları giriyor,üst kata çıkıyoruz,Hüseyin misafir Koğuşunun ortamını anlatmaya başlıyor:

          -Toker sana küfür eden puştun,bu Koğuşta birde kardeşi var bunlar Vanlı,İstanbulda dört- beş tane Taksiciyi paralarını aldıktan sonra öldürmüşler,iki kardeş idamdan yargılanıyorlar,buradaki Koğuşların hiç biri bunları kabul etmemiş Ceza evi Müdürü bunları verecek Koğuş bulamayınca misafir Koğuşuna vermek zorunda kalmış,Vanlı kardeşler yanlarına dört-beş tanede hemşehri bulmuşlar,misafir Koğuşundaki bütün pis işleri bunlar yapıyor,misafir Koğuşunda herkes geçici olarak kalıyor,bu yüzden hiç kimse başına iş almak istemiyor,en fazla onbeş gün sonra Çanakkaleye döneriz Sabırlı ol bunlarla oğraştığına değmez Toker.

             -Ben bu işin altında kalmam,bu yapılanın hesabını sorarım.

            -Bana sorarsan başını belaya soktuğuna değmez,Vanlılar kalabalık başına büyük iş açarsın Toker.

Hüseyinin yemek arkadaşı Külçe Mustafa söze giriyor:

            -Toker sen gerçekten hesap sormak istiyormusun?

            -Evet ,stiyorum.

Külçe Mustafa zulasından bir Falçata çıkarıyor:

           -Bunu al Vanlılara karşı kullanırsın,o şerefsizleri bu Koğoşta hiç kimse sevmiyor.

Hüseyin söze giriyor:

         -Toker bu işi illada yapacaksan,Ranzalarda boşa çıkmış sopa gibi tahta parçaları var,onlardan bir tane al Vanlılara darbeyi onunla vur,alette her ihtimale karşı yanında bulunsun,Toker sen yemek vaktinde altkata inme,biz o şerfsizi üst kattan seni çağırıyorlar diye yukarıya göndeririz,diğerleri gelene kadar sen işini halledersin.

         -Tamam Hüseyin senin dediğin gibi olsun.

Vanlı Taksici cinayeti tutuklusu Osman yukarıya geliyor,kendisini yukarıya çağırdığını zannettiği insanı arıyor.Osmanın karşısına çıkıyorum,elimdeki sopayla önce omuzlarına sonra kafasına,burnunun üstüne peş peşe darbeleri indiriyorum,Osmanın kafa bölgesinden sıçrayan kanlardan üzerimdeki elbisenin rengi belli olmuyor,alt kattan Osmanın kardeşi ve hemşehrileri Osmana yardıma geliyorlar bu defa Falçatayı çıkarıyorum alt kattan gelenler tekrar alt kata iniyorlar,Falçatayı Külçe Mustafaya iade ediyorum,Külçe Mustafa Falçatayı zulasına koyuyor,çok geçmeden Koğuşa gardiyanlar doluşuyor Osman ı Revire kaldırıyorlar,Osmanın kardeşi ve hemşehrileri,Gardiyanlara bende Falçata olduğunu söylüyorlar,Baş Gardiyan:

              -Mustafa o Falçatayı teslim edeceksin,yoksa Çanakkaleye dönemezsin.

              -Bende Falçata yok ben daha yeni Hastahaneden geldim,bende Falçata nereden olsun,Ceza evine girerken bütün eşyalarımı aradınız.

              -Sen dışarıya çık bakalım şimdi anlarız,şu yaralanan mahkumun kardeşide dışarıya çıksın.

Koğuş kpısının dışına çıkıyoruz Baş Gardiyan soruyor:

             -Mustafa sen hangi Hastahaneden geldin?

            -Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinden geldim.

Baş Gardiyan Osmannın kardeşine dönüyor:

           -Oğlum siz başka uğraşacak adam bulamadınızmı?Adam Tımarhaneden gelmiş Deli!

Baş Gardiyan bana dönüyor:

             -Senin bu Ceza evinde başka Koğuşlarda tanıdığın Mahkum varmı?

             -Var efendim uyuşturucu Koğuşunda Yahya var,Adli Serviste tanışmıştık.

             -Tamam seni Yahyanın Koğuşuna veriyorum,en fazla iki hafta sonra Çanakkaleye dönersin,orada düzgün dur tamammı,bir daha problem istemiyorum.

             -Tamam sağolun.

Uyuşturucu Koğuşuna geçiyorum,Kayserili Yahya benimle ilgileniyor.       

     Yahya:

                        -Mustafa benim 46 raporum varya,nasıl olsa bana ceza veremezler diye,Koğuştakilerin Eroinlerinin hepsi benim yatağımın içine zula yapıldı.

                          -Burada Eroinmi kullanıyorlar?

                           -Burada dışarıdan daha rahat kullanıyorlar,inan şu yerleri temizleyen bulaşıkları yıkayan Meydancı bile bu işten kazandığı parayla Eroin alıp kullanıyor,burada şırıngayla damardan Eroin alanlar bile var,Mustafa senin damarların çok dışında,senin damarlarına acaip Eroin  şırınga olur.

                             -Saçmalama Yahya ben Siyasiyim Eroinle işim olmaz.

                            -Mustafa kızma ya şaka yaptım,zaten seni burada fazla tutmazlar yakında gidersin.

                           -İnşallah burada fazla kalmam.

Lavobaya gidiyorum,lavobanın önünde elinde şırınga olan biri,kolunu serum hortumu gibi bir şeyle boğduruyor,şırıngayı kendi kendine vuruyor,kendi kendine hı hi hı hi yapıyor beni görünce kendini toparlamaya çalışıyor.

    Kayserili Yahya ile Havalandırma bahçesine çıkıyoruz,Koğuşa döndüğümüzde Ranzanın üzerinde  bir karton Sigara var.

                  -Yahya bu Sigaralar seninmi?

                  -Benim değil senin Mustafa.

                 -Ben sigara almadım,buraya yanlışlıkla koymuşlardır herhalde.

               -Yanlışlık yok o Sigaralar senin.

               -Arkadaşlardan biri senin için almış.

              -Ben burada senden başka hiç kimseyi tanımıyorum Yahya.

            -Mustafa sen lavobaya giderken şırınga yapan birini görmüşsün.

            -Evet gördüm tuhaf bir şekilde kendi kendine gülüyordu.

           -Sigaraları o almış.

           -Bak Yahya ben ispiyoncu değilim,burada kimin ne yaptığı beni ilgilendirmez,bu Sigaraları o arkadaşa geri ver.

         -Mustafa sen yakında gideceksin ya giderken Müdür sana yoklama çekerde belki sende söylersin diye çok korkmuş o arkadaş.

        -Yahya ben Siyasi Suçtan yatıyorum,Müdürün yoklamasını yemem .

        -Tamam  Mustafa kusura bakma,arkadaşın adına ben senden özür diliyorum.

         -Bu meseleyi kapatalım.

İki hafta geçmeden Çanakkaleye dönüyorum,Çanakkalede kaldığım sürece Psikiyatri tedavisi görüyordum,Çankırıya gitmeden Psikiyatriste gittim.Uzman Psikiyatriste:

            -Altı yılı aşkın bir süredir tedavi görüyorum,ama benim durumumda şimdiye kadar hiç iyileşme olmadı,6 Sene öncesine göre Sinir sistemim daha kötü hale geldi,siz nasıl Uzman oldunuz?Siz Uzmansanız ben neden iyileşemiyorum,verdiğiniz bütün ilaçları 6 Yıldır kullanıyorum.

   Uzman Psikiyatrist:

                                                 -Bak Toker,ben sana şimdiye kadar tedavi olman için hiç ilaç yazmadım,Ceza evi Müdürü sürekli beni arıyor Toker doğru durmuyor çok sık olay yapıyor,Tokeri sakinleştirecek birşeyler yapın diyordu,bende uyuşup yatman için,uyuşturucu ihtiva eden ilaçlar yazıyordum.

                                               -Sen ne biçim Doktorsun böyle! Bundan sonra Doktorların yazdığı Aspirini bile bana hiç kimse yutturamaz.

Psikiyatristin odasından çıkıyorum,İlaçları kullanmayı aniden bırakınca,Temmuz Ayında otuz derece sıcaklıkta tiril tiril titriyorum,üşüyorum vücudum hiç ısınmıyor,vücudumdaki titreme hissi ve titremeden dolayı uykuda uyuyamıyorum,inadla İlaç kullanmıyorum,havalandırma bahçesinde herkes kısa kollu gömleklerle dolaşırken,ben Paltoyla Volta atıyorum,bu halimi gören arkadaşlar,benim iyice delirdiğimi zannediyor,iki haftayı uykusuz üşüyerek geçiriyoruz,Ceza evi Doktoruna durumumu anlatıyorum.Ceza evi Doktoru:

                                  -Toker,üşüme,titreme,uykusuzluk dayanılmaz hale gelince bir bardak Alkol kullan vücudun ısınır rahatlarsın,Alkol aldığın gün rahat uyursun.

Ceza evi Doktorunun dediğini yapıyorum,vücudum ısınıyor,uyuyorum,iki gün sonra uyanıyorum,sonraki günlerde,üşümeler,titremeler yavaş yavaş azalıyor vücudum ısınmaya başlıyor,uzun bir süre hapın hiç bir türlüsünü kullanmıyorum,normale döndükten sonra ,psikiyatristlerin Doktor olduğuna inanmıyorum.

************************************************************************************

SAYFA: 65     

İstanbuldan döndükten sonra Çanakkalede çok kalmıyorum,Ankara Teşkilatından Nurettinle birlikte Çankırı E-Tipi Ceza evine gidiyoruz.Çankıra E-Tipi Ceza evi için,Adli Mahkumların sürgün yeri,bu yüzden çok disiplinli bir Ceza evi olduğunu söylüyorlar.Ceza evinin içine girdiğimizde,artık hemen hemen bütün Ceza evlerinde uygulamadan kalkan,Mahkumlara tek tip elbise giydirilmesi problemiyle karşılaşıyoruz.  Ceza evine girdiğim ilk günden bu ana beni rahatsız eden bir gözlemim var;Ceza evlerinde İdareye karşı yapılan Hak alma Mücadelelerinde,sürekli Solcular Mücadele ediyor,Açlık grevi ve fiili eylemlerle bazı Hakları almayı başarıyorlar,bu Mücadeleleri yaparlarken ,Solcuların içinden ölenler,Sakat kalanlar,İnfazı yananlar oluyor;Ülkücüler genelde İdarenin yanında yer alıyor ama Solcuların aldıkları Haklardan da yararlanıyorlar.Çankırı E-Tipi Ceza evindede sayıları azda olsa Sol Siyasiler var,Ülkücülerin sayısıda yirmiyi geçmiyor,geriye kalan binden fazla insan Adli Mahkum.Ülkücü arkadaşlara tek tip elbise uygulamasının Ceza evlerinde kaldırıldığını,buradada kaldırılması gerektiğini anlatıyorum.Koğuş Başkanımız Ankara teşkilatından Nurullah Müebbet hapse Mahkıum edilmiş,Nurullah anlattıklarıma sıcak bakıyor.Nurullah:

                 -Bak Toker burada gardiyanların tümü bize sempatiyle yaklaşıyor,Baş Savcı Zeki Bey de iyi bir insan,bu işi kırıp dökmeden halletsek iyi olur.

                -Tamam önce Müdürle konuşalım,önümüzdeki açık görüşte ziyaret yerine giderken sivil elbiselerimizi giymek istediğimizi söyleyelim,sonra gerisi gelir.

İdareyle görüşüyoruz,açık görüşlerde sivil elbise giyilmesi serbest bırakılıyor,açık görüş günü ziyaret saati bitiminde,Baş Gardiyan sivil elbiseleri geri istiyor,ben sivil elbiselerimi vermiyorum,bize sempati duyan Gardiyanlar sitem ediyor:

               -Siz ne biçin Milliyetçisiniz böyle,bizim bildiğimiz Milliyetçiler  Devlete karşı gelmez,biz burada Devleti temsil ediyoruz.

               -Hayır,siz gardiyanlar yanılıyorsunuz,bu işin Milliyetçilikle Solculukla alakası yok,siz hem bizi sevdiğinizi bize saygı duyduğunuzu söylüyorsunuz,hemde bizi elinizden geldiğince zor şartlarda yaşatmaya çalışıyorsunuz,neredeyse hepiniz 5 Vakit Namaz kılıyorsunuz,bize uygulanmasını istediğiniz kurallara bakın, bunun Vijdan,Merhamet,insanlıkla bağdaşır bir tarafı mı var,biz bu problemlerin çözümünü,Baş Savcıyla konuşmak istiyoruz,Baş Savcının iyi bir insan olduğunu biliyoruz.

         Baş Savcı, babacan,sempatik bir insan,tek tip elbisenin kaldırılması,Koğuşlar arası ziyaretlerin serbest bırakılması, açık görüşlerde sürenin uzun tutulması,Koğuşlarda teyip bulundurulması gibi isteklerimizi,Baş Savcı Zeki Bey makul karşılıyor,karşılıklı görüşmeler yoluyla problemlerin bir kısmını çözüyoruz.Yıllardır içime dert olan Ülkücülerin Ceza evlerinde Hak alma işini küçük çaptada olsa Solcularında bulunduğu bir Ceza evinde Mahkumların rahat etmesini sağlayan hakları Ülkücülerin alması beni inanılmaz rahatlatıyor.

*******************************************************************************************************************************

SAYFA:66

Koğuş Başkanı yanıma geliyor:

                    -Toker sana bir şey söyleyeceğim ama yanlış anlamayacaksın.

                    -Tamam söyle yanlış anlamam.

                   -Koğuştaki herkes seni bana şikayet ediyor,Toker bizi hergün azarlıyor diyorlar,ben arkadaşlara Tokerin konuşma tarzı öyle,benimle konuşurkende aynı şekilde konuşuyor ben alınmıyorum dedim,arkadaşlar yinede benim seninle konuşmamı istediler.

                 -Başkan sen arkadaşlara doğru söylemişsin,ben kitaplara yoğunlaşıyorum,arkadaşlarla doğru dürüst sohbet etmeye fırsat bulamıyorum,arkadaşlarla konuşmalarımız genelde soru cevap şeklinde kısa oluyor,arkadaşların hiç birini azarlayacak kadar iyi tanımıyorum,kesinlikle yanlış anlaşılma var.

                    -Tamam Toker ben arkadaşlarla konuşurum.

Gardiyanlarla basit bir tartışmayı büyütüyoruz,tartışma uzayınca nefesim daralıyor,konuşma kabiliyetim zayıflıyor,Sinir krizi geçiriyorum,sonrasında Papağan gibi kafama takılan problemi sürekli tekrarlıyorum,bu halimi ilk defa gören Gardiyanlar Ambulansla beni Hastaneye götürüyorlar,beni Hastahane dönüşünde Revire yatırıyorlar,Sinir krizi geçirdikten sonra toparlanmam en az bir hafta sürüyor,Revirde Ohannesle tanışıyorum,Ohannes kızkardeşini ve eniştesini öldürmekten Müebbet Hapis cezasına çarptırılmış,Revirde biraz kendimi toparlayınca kitap okumaya devam ediyorum.Revirde babasını öldürmekten 16 Yıla Hükümlü Sultan Ahmetli Bekirde kalıyor,Ohannes Ermeni kökenli Türk vatandaşı Türkçe adıda var,Ceza evine girmeden önce bir okulda Türkçe öğretmenliği yapıyormuş yaptığı olaydan sonra akli dengesi biraz bozulmuş,Ohannes beni Dursun Karataşla kıyaslıyor:

                     -Ya sen ne biçim Ülkücüsün,ben Sağmacılarda Dursun Karataşla aynı Koğuşta kaldım adam Örgüt Lideri ama seninle tartışmaya Kültür seviyesinin yeteceğini sanmıyorum,sen çok fazla kitap okuyorsun.

Ohannes eniştesiyle kız kardeşini neden öldürdüğünü anatıyor;Ohannesin babası ölünce Miras paylaşımı gündeme gelmiş,Ermeniler kız çocuklarına mirastan pay vermezlermiş,Ohannesin kızkardeşi Türk Subayıyla evli olduğu için mirastan kızkardeşiyle enişteside paylarını almak istemişler,aralarında sürtüşme başlamış,Ohannesin Türk Subayı eniştesi,oturduğu apartmanın girişine geldiğinde,Ohannes Subay olan eniştesinin önüne geçmiş,eniştesine hakaret etmeye başlamış,eniştesi elini beline atınca Ohannes eniştesine ateş edip öldürmüş,balkondan kocasının vurulduğunu gören Ohannesin kızkardeşi,Ohannesin üzerine balkondan tencere tava fırlatmış,Ohannes balkona doğru ateş etmiş,Ohannesin kızkardeşinin kafasınada bir tane mermi isabet etmiş,oda balkonda ölmüş.Ohannes bana dönerek:

                  -Toker,sizin Türkler bize Türkiyede yaşama hakkı tanımak istemiyorlar o yüzden Ermenilerin çoğu Solcudur,biz ailece Bakırköyde dolaşırken bazen okulların önünden geçeriz,bazen biz geçerken İstiklal Marşı okunur,biz ailece anında hazırola dururuz,İstiklal Marşı bitene kadar Put gibi dururuz,bu esnada sağımızdan solumuzdan geçen Türkler “Helal olsun şu Ermenilere İstiklal marşına bizden daha fazla saygı gösteriyor diyorlar,biz eve gider gitmez ailece İstiklal Marşınada,Atatürkede Cumhuriyetede küfür ederiz.

Kendimi tutamıyorum,Ohannesi tokatlıyorum,Ohannes hasta olduğu için daha fazla üzerine gitmiyorum,Ohannesi Revirden alıyorlar.

 

                  Sultan Ahmette küçük çocukların ırzına geçme,öldürme olayları gelişiyor,Sultan Ahmette oturan Bekir,bir akşam eve döndüğünde,babasını küçük kızına sapıklık yaparken yakalıyor,Bekir eline geçirdiği bir sopayla,babasının kafasına vura vura babasını öldürüyor,olay Gazetelere “Sapık dede öldürüldü”başlığı ile yansıyor,Sultan Ahmetli Bekir Mahkemede,Hakimin,pişmanmısın sorusuna:

                         -Babamı öldürdüğüm için pişman değilim,mezardan çıkıp gelse babamı yine öldürürüm dediği için biraz fazla ceza alıyor,Bekirinde Ruhsal dengesi bozuk,olayla ilgili Gazete küpürünü yanında taşıyor.

 

Revirde kalırken Gazi Antepden Emir Ali geliyor,Gardiyanlardan benim Revirde kaldığımı öğreniyor,Gölcük Konca Askeri Ceza evinde tavizsiz yatan Bursalı Mehmet-S-den Selam getiriyor.Mehmet-S-Gazi Antep E-Tipi Ceza evinde toplanan, Ülkücülerden ayrılan İslamcı gurubun Başkanlığını yapıyor.Emir Ali:

                           -Toker,ya ben revire senin yanına geleyim,yada Müdürle konuşalım ikimiz bir koğuşa geçelim.

                          -Ben Ülkücü Koğuşta kalıyorum,Revirde geçici olarak kalıyorum,sende Koğuşa gelirsin.

                          -Ben Ülkücü Koğuşta rahat edemem Toker.

Emir Ali gidiyor,Ceza evi Müdürü beni odasına çağırıyor,Ceza evi Müdürü soruyor:

                         -Toker sen Emir Aliyi tanıyormusun?

                        -Hayır tanımıyorum.

                      -Emir Ali illa seninle beraber kalmak istediğini söylüyor,Emir Ali Ülkücülerden ayrılmış,tek başına bir yere veremiyorum ikinizi boş Koğuşlardan birine versem beraber kalırmısınız.

                      -Bakın Müdür Bey,ben Emir Aliyi tanımam,Mehmet-S-yi tanırım o çok sağlam arkadaştır,Mehmet-S-Selam göndermiş Toker sana sahip çıkar demiş,bende senelerce Ülkücü Koğuşlara uzak durdum bunların yeni yapılanmalarını dışarıdan izliyorum,onayladığım bir yapılanma değil,Emir Aliyle birlikte kalmayı denerim.

Emir Aliyle boş bir Koğuşa geçiyoruz,karşımızdaki Adli Mahkum Koğuşuna misafir olarak gidiyoruz, Adli Mahkumlardan bizim Koğuşa misafir olarak gelemler oluyor,Adli Mahkum Koğuşunda Nurullah Çınarla tanışıyorum,o Eyüp Savcısı Marlon Kemali öldürmekten hükümlü,Kemal Horzumda burada kendisine özel ayrılmış Koğuşta tek başına kalıyor,Kemal Horzumun Koğuşunun kapısında Gardiyanlar sürekli Nöbet tutuyor,Kemal Horzum Koğuştan çıkıp İdareye giderken alt kolidoru kullanıyor,alt kolidoru ona tahsis etmişler,Horzum zaman zaman bütüm Koğuşlara kantinden aldığı malzemeleri dağıtıyor,bazende Et getirtiyor,Koğuşlara köfte ziyafeti çekiyor,Horzumun yaptıklarından etkilenen Nurullah Çınar Ceza evi Müdürüne:

                  -Müdür bey Dündar ağaya söyliyelim,bir kamyon Balık göndersin,Mahkumlara Balık ziyafeti çekelim ne dersin.

               -Ağanın eli tutulmaz,sen balıkları getirttir, ben burada yaptırır Mahkumlara dağıtırım.

              -Tamam haftaya balık ziyafeti verelim Müdür Bey.

Aradan 1 Ay geçiyor Balıklar gelmiyor,Nurullah Çınar mahçup oluyor”ne Balıkmış be İstanbuldan yüze yüze 1 Ayda gelemedi”diyor Nurullah Dündar Ağaya sitem ediyor.

 

        Emir Ali Gazi Antepte Mehmet-S-nin kendilerine, Yusuf Kerim Oğlunun Emanet ve Ehliyet adlı İslam İlmihalinin,birinci cildinin ilk altmış-yetmiş sayfasını kelimesi kelimesine ezberlettiğini,Davalarını anlatmak,İslamı Tebliğ etmek için bunun yeterli olacağını söylediğini anlatıyor.Emir Ali,burada benim kadar İlmi olan insan olduğunu sanmıyorum diyor,Emir Ali bazen Adli Mahkumlardan beş on kişiyi bir araya topluyor,satırı satırına ezberlediği İlmihal sayfalarını onlara anlatıyor,anlatırken unuttuğu bir satır,Emir Aliyi çok komik durumlara düşürüyor,bu yaptığının yanlışlığını Emir Aliye anlatıyorum,benimle inatlaşıyor,İlmihal kitabına bakıyoruz.      Emir Ali:

                -Ya Toker,haklıymışsın,ben koca bir satırı nasıl unutmuşum,ezberlerkenmi atladım acaba.

Emir Alinin özürü kabahatinden büyük,Emir Ali,kendisinin Caferi Mezhebinden,Hanefi Mezhebine geçtiğini söylüyor,ama muhatap olduğu insanlara Caferi Mezhebini sevdirmeye çalışıyor.Yusuf Kerim Oğlunun “Fıkhi Meseleler” kitabından Ehli Sünnet Alimlerinin Şi-a- Mezheplerine, bakış açılarını yansıtan Hükümleri Emir Aliye okuyorum;Emir Aliyle yavaş yavaş aram açılıyor,Emir Alide Hümeyninin Türkçeye çevrilmiş kitapları var,Emir Aliden bu kitapları alıp okuyorum.

********************************************************************************************************************************

SAYFA:67 

Adli Mahkum Koğuşunda kalan Muharem amca uzun yıllar İranda kalmış,İranlıların dilini konuşmayıda okuyup anlamayıda beceriyor,Muharem amca bana,Hümeyninin kitaplarının Orjinalini okuduğunu,Hümeyninin kitaplarının,Aslının çevrileriyle aynı olmadığını,bu kitapların Türkçeye çevrilirken,Türkiyede yaşayan insanların islami anlayışlarına uygun olarak düzenlenip öyle basıldığını anlatıyor.

       Emir Aliyle tartışıyoruz:

                        -Bak Emir Ali,ben Mehmet-S-yi tanırım,o Ünivesitede okumuş bir insan,size Yusuf Kerim Oğlunun Emanet ve Ehliyet İslam İlmihalinin ilk altmış yetmiş sayfasını  ezberletip Papağan gibi tekrar edin dememiştir,Mehmet-S-böyle bir şey yapmışsa çok büyük bir hata yapmış,Emir Ali sen zaman zaman,Kuran Ayetleriyle hükümleri sabit olan hususlarda bile,Fikir üretmeye çalışıyorsun,Allah(cc)Peygamber efendimiz(sav)e insanlara zorla Tebliği emretmemiştir,sen kahveye gidip zorla televizyonu kapatıp,Emanet ve Ehliyet İslam İlmihalinden ezberlediğin sayfaları, kahvehanelerdeki insanlara zorla dinletmeyi düşünecek kadar ileriye gidiyorsun,ben senin burada anlattıklarını ve davranış biçimlerini Mehmet-S-ye yazıp soracağım.

             -Bak Toker sen Mezhepçilik yapıyorsun Şi-a yı kabul etmiyorsun buda yetmiyormuş gibi insanları Şi-a Mezheplerine karşı düşman yapmaya çalışıyorsun.

           -Hayır ben öyle yapmıyorum,sen öyle sanıyorsun.

Bir gün sonra,Emir Ali Ranzadan kopardığı bir demir parçasının ucunu sivriltmeye çalışıyor,kinayeli kinayeli bana bakıyor,Emir Alinin bu haline sinirleniyorum.              

- Emir Ali sana emanetmi lazım,benden isteseydin,Orjinal bir tane alet verirdim,elindekiyle uğraşıp zahmete giriyorsun.

 

 Bu arada Siyasi Mahkumların yatılacak cezası iki yıla düşenleri yarı açık Ceza evlerine gönderilme hakları veriliyor,yarı açık Ceza evine gitmek için Çankırı E-Tipi Ceza evi Müdürlüğüne Dilekçe yazıyorum,Çankırı Baş Savcısı Zeki Bey babacan sempatik bir insan, Türk Ceza Kanunundaki çarpıklıkları bizimle konuşmaktan çekinmiyor.

           Ben:

                         -Savcı Bey Ceza Kanununda bir insanın en az altıyüz tane hareketi suç sayılıyor,şu anda siz bir insanın işleyebileceği altıyüz tane suç çeşitini sayabilirmisiniz?Bu Memlekette Ceza Kanunları tavizsiz uygulansa dışarıda insan kalmaz hepsi Ceza evine girer,Ceza evi yönetmenliği de harfiyen uygulansa,belli bir süre sonra Mahkumların çoğu İntihar eder,Türk Ceza Kanununa göre dışarıda yaşamak suç,Ceza evi yönetmeliğine göre Ceza evinde nefes almak suç,siz Hukukçular bu işlere çözüm üretmek için hiç çaba sarfetmiyorsunuz.

         Savcı:

                -Toker bu işler o kadar kolay değil,bir kaç yıl önce Adalet Bakanlığından bir Tamim geldi,Türkiyede vuku bulan hırsızlık olaylarının faillerinin tamamına yakınının yakalanmasına rağmen hırsızlık olaylarında azalma yerine artış oluyor bu durumun sebebi ne olabilir?

Ben cevap olarak,siz Kanser hastasınada,Verem hastasınada,Grip hastasınada Tedavi edici olarak Gripin yazıyorsunuz,hırsızlık olayları bu yüzden,Failler cezalarını çeksede hırsızlık olaylarında artış gözleniyor.

Senmisin böyle cevap yazan,Ceza Hukukumuzu beğenmiyor musun diye bana Soruşturma açmaya beni görevden almaya kalkıştılar, bu Ülkede herşey çok zor,birdaha böyle zor sorular sorma.

         -Samimi bir insan olduğunuz için bu soruları sordum,Teşekkür ederim.

Çankırı E-Tipi Ceza evinde on ay kadar kalıyorum,Konya yarı açık ceza evine Sevkim çıkıyor,Uzun bir yolculuktan sonra Konyaya geliyoruz,Konya yarı açık Ceza evinde Çanakkaleden tanıdığım Halil ve Hüseyinle karşılaşıyorum Siyasi Hükümlü olarak 6 tane Ülkücü burada kalıyor,diğer Hükümlüler Adli Mahkum,Konya yarı açık Ceza evinde bütün Hükümlüleri Ceza evine ait iş Atölyelerinde çalıştırıyorlar,beni Endüstiri Meslek Lisesinde Torna Tesviye okuduğum için Kaynak Atölyesine veriyorlar,Konya yarı açık Ceza evinde kalan Ülkücülerin Başkanlığını İstanbul Fatih Teşkilatından İhsan yapıyor,İhsan gözü kara kararlı bir insan,bu yönleriyle onu takdir ediyorum,Ceza evi İdaresiyle olan problemlerin çözümünde geri adım atmıyor,İhsan bana burada Hastahaneye çıkıldığında Hükümlülere Kelepçe takılmadığını,Hükümlüleri Hastaneye götüren Gardiyanların insiyatifiyle dışarıda yemek yenilebildiğini,Şehrin içinde Gardiyanla birlikte Kelepçesiz dolaşılabildiğini anlatıyor.

********************************************************************************************************************************

SAYFA:68

 Ben Hastahaneye çıkıyorum,kendimi sanki Tahliye olmuşum gibi hissediyorum.

Bir akşam Ruhsal yönden problemi olan Osman yanıma geliyor.

   Osman:

                    - Sana benim suçumun ne olduğunu söyledilermi?

                   -Hayır,ben senin suçunu merak etmedim,kimseye sormadım.

                    -Ben babamı öldürdüm.

                     -Çankırı Ceza evinde babasını öldüren biri ile karşılaşmıştım,babasını öldürdüğüne pişman değildi,senin hikayen nedir?

                  -Bende babamı öldürdüğüme pişman değilim,abi ben Askere gitmiştim,kızkardeşimin öldüğü haberi geldi,Komutanımdan izin alıp Memlekete geldiğimde kızkardeşimin intihar ederek öldüğünü öğrendim,cenaze gömüldükten sonra Askere geri döndüm,Terhis olduktan sonra diğer kızkardeşim ağlayarak yanıma geldi,kızkardeşime neden ağladığını sordum,kızkardeşim:

 -Babam benide zorluyor.

-Sen ne anlatmak istiyorsun?Şunu açıkça anlatsana.

-Abi ablam babamın yüzünden intihar etti,babam ablamı,sapık ilişki kurmaya zorluyordu,bir gün zorla ablamın ırzına geçmiş,bunu bana ablam anlattı sonrada intiher etti.

-Kız ne söylüyorsun sen öyle,ağzından çıkanı kulağın duyuyormu senin.

-Abi Vallahi doğru söylüyorum,babam evdeyken uzak bir yere gideceğini söyleyip evden çık ama uzaklaşmadan geriye dön,o zaman babamı suç üstü yakalarsın.

-Abi kızkardeşimle planladığımız gibi yaptım,kızkardeşim doğru söylüyormuş,babamı kafasına vura vura öldürdüm,Polisler geldiğinde babamın ölmüş cesedine hala vuruyormuşum, inan zerre kadar pişman değilim,kızkardeşimin birini kurtarmış olmak yetiyor bana,bu olaydan sonra zaman zaman bunalıma giriyorum dengem bozuluyor,inşallah zamanla bunuda atlatırım.

-İnşallah normale dönersin Osman Allah şifa versin,manevi anlamda kendini sağlam tutarsan bütün zorlukları aşarsın.

 

   İhsanla sohbet ediyoruz,İhsan yarı açık Ceza evlerinde,cezasının durumuna göre Hükümlüleri belli aralıklarla bir hafta on gün izine gönderdiklerini söylüyor.

  İhsan:

           -Toker sen izin kullanma hakkını elde ettin,Ceza evi Müdürlüğüne izine gitmek için dilekçe yazarsan bir haftaya kalmaz seni izine gönderirler.

        -Tamam İhsan bunu söylemen iyi oldu,bu izini kullanmaya çok ihtiyacım var.

Ceza evi Müdürlüğüne izne çıkmak  istediğimi belirten Dilekçeyi yazıyorum,bir gün sonra Müdürün odasına çağrılıyorum.

    Müdür:

         -Sen daha yeni geldin,biraz bekle bakalım.

        -Ben 11 Yıldır ailemi görmedim,Ceza evine girdiğimde 6 yaşında olan en küçük kardeşim bile 17 yaşına girdi 11 Yıldır ilk defa böyle bir fırsat yakalamışken bu isteğimi geri çevirmeniz bana yapılmış büyük bir haksızlık olur,ben izine mutlaka gitmek istiyorum,az önce izin hakkını hakettiğimi siz söylediniz.

      -Sen şimdi dışarıya çık,Gardiyandan sana haber gönderirim.

Kısa süre sonra Gardiyan elinde izin kağıdı ile yanıma geliyor,Gardiyan:

 -Gözün aydın Müdür Bey izin kağıdını imzaladı,al bu izin kağıdın,Müdür beyi köşeye fena sıkıştırdın yoksa seni hemen izine göndermezdi.

 -Sağ olun Müdür beye Teşekkür ettiğimi söyleyin.

Bu izin kağıdı sayesinde,11Yıl sonra annemi babamı ve kardeşlerimi göreceğim,onlarla aynı ortamı paylaşacağım,Konya Otagarından Ankara Otobüsüne biniyorum Seyehat ederken ilk defa iki katlı Otobüs ve körüklü Belediye Otobüslerini görüyorum Ankarada Otagarda Otobüsten iniyorum,bilet satan insanlar abi Bursamı,İstanbulmu,İzmirmi,gel abi biletini alalım şeklinde konuşarak yanıma yaklaşıyorlar,bir an sanki bütün bilet satıcıları üzerime geliyormuş gibi oluyor,ben çekilin lan şerefsizler ben kendi biletimi kendim alırım,ben bu gün Ceza evinden çıktım bunaltmayın beni.

Adamlar kısa süren bir şaşkınlıktan sonra,durumumu anlıyorlar etrafımı boşaltıyorlar,Karabüke giden Otobüse biniyorum,11Yıl sonra tekrar Karabükteyim.Eniştemin Saatçi dükkanının yeri değişmemişse eniştemi bulurum,zaten o caddede bir tane Saatçi o vardı diye düşünüyorum,Ankara caddesinde vitrinlere baka baka yürüyorum,Saatçi dükkanına gelince eniştemin kardeşi Recep i   dükkanın önünde görüyorum,elimde eşyalarımı koyduğum valizim var,Recep e Selam veriyorum Recep konuşmaya başlıyor:

         -Ya birader geç kaldın,tam dükkanı kapatmak üzereydim insan Saatleri biraz erken getirir ne Marka Saatler var sende?

        -Recep ne Saati soruyorsun beni Saat Saat satıcısımı sandın.

Recep yüzüme dikkatli dikkatli bakıyor.

          -Mustafa senmisin lan.

         -Benim ya tanıyamadın değilmi?

        -Kusura bakma seni seyyar Saat satıcısı sandım,cezan bittimi?

       -İzine geldim.

     -Babanlar köyde bu saatten sonra köye araba bulamassın eniştenler bu akşam köye gidecekler,onlar seni köye bıraksın haydi dükkanı kapatalım eniştene götüreyim seni.

 

Ramazan ayındayız eniştemlerde Kurtuluş Mahallesinde oturuyor.

          Eniştem:

                         -Terafih Namazından sonra yola çıkarız.

                      -Tamam bende Teravih Namazına geliyorum.

Doğup büyüdüğüm Mahallenin Camisine Teravih Namazı kılmaya gidiyorum,Caminin girişine yakın bir yere oturuyorum kapıdan içeriye girenleri tanımaya çalışlıyorum,içeriye yüzden fazla insan geliyor hiç birini tanıyamıyorum,onlarda beni tanımıyorlar,sonunda benden 5 yaş küçük Apo tanıyor beni sarılıp geçmiş olsun diyor,Musanın abisi Mevlütte yanıma yaklaşıp kulağıma eğiliyor:

          -Ceza evindenmi kaçtın Mustafa.

          -Hayır izine geldim.

         -İyi öyleyse kaçtığını sandım,o yüzden sana böyle yaklaştım.

Caminin içindeki insanlardan bu konuşmaları duyanlar,Mustafa senmisin tanıyamadık kusura bakma.

             -Bende sizleri tanıyamadım,zaman insanları çok değiştiriyor.

Teravih Namazından sonra eniştemin arabasıyla köye gidiyoruz.

********************************************************************************************************************************

SAYFA: 69

                      Halam:

                                        -Mustafa sen arabada kal,ben annene süpriz yapayım.

                                       -Tamam olur hala.

Halam arabadan iniyor,annemlere haber veriyor,annem, babam,kardeşlerim,benim geldiğime beni görmeden inanmıyorlar,annem benim bir gün Ceza evinden çıktığımı görürse,o gün Kurban keseceğini söylüyormuş,ben eve girmeden annemler Kurban kestiler,köydeki dedemden kalma eve girdiğimde annem,babam ve bekar olan 3 kardeşimle karşılaşıyorum,en küçük kardeşim İsa ben Ceza evine girdiğimde 6 yaşında idi,şimdi 17 yaşında genç bir delikanlı olmuş,Ceza evine girdiğimde 9 yaşında olan kız kardeşim yirmi yaşlarında gelinlik kız olmuş,Ceza evine girdiğimde 14 yaşında olan erkek kardeşim Ali 25 yaşında,oturduğum yerden kardeşlerime bakıyorum,ben aralarında yokken kardeşlerimin kişiliklerinin nasıl geliştiğini, karakter yapılarının nasıl olduğunu bilmediğim için bana yabancı gibiler,kardeşlerimi tanımaya çalışıyorum,bu arada annemle babam aralarında tartışıyorlar,evdeki ortamın tadı kaçmasın diye annemlere sesleniyorum:

                   - Anne neden tartışıyorsunuz,bu benim 11 yıl sonra aranızda geçirdiğim ilk günüm,tartışmasanız olmazmı.

                  -Biz böyleyiz,Lazlar gibiyiz,iki Laz sohbet ederlerken,önlerindeki elektirik direğinin üzerinden bir karga geçmiş,Lazın biri,karga geçerken,karganın kuyruğu ceyran teline değdi demiş,diğer Laz değmedi demiş,karganın kuyruğu değdi değmedi derken,Lazlar kavga etmişler,biz böyleyiz işte kavga etmeden duramıyoruz.

Babam evden dışarıya çıkıyor,uzun süre eve dönmüyor,anneme ,anne babam nereye gitti,hava karardı ortalıkta babam görünmüyor.

              -Baban sıkılınca tarlaya gider,Ali biliyor oraya bakın.

Babamın olduğu yeri yanan ateşten kolay buluyoruz.

            -Baba burada ne işin var?

            -Ben bu gece burada yatacağım,sen bizim kavgamıza karışıyorsun,ben ona kızdım.

          -Bak baba 11 yıl sonra ilk dea eve geldim,senin için bunun hiç anlamı yokmu?

         -Madem eve gelmemi istiyorsunuz geleyim bari.

Eve dönerken babam anlatmaya başlıyor:

            -Siz oğlum olmasanız,size çok zarar verirdim ama siz çocuğumsunuz,o yüzden size birşey yapmıyorum,ben bu köyde kızdığım herkese,zarar vermekten çekinmem.

Babamla birlikte eve dönüyoruz,İlknurla İsayı yanıma oturtuyorum,hem özlem gidermeye hemde sorular sorup cevaplarını alarak,onların hayata nasıl baktıklarını, değer yargılarını öğrenmeye çalışıyorum,İlknur yanımdan kalkıyor yemek hazırlamaya çalışıyor,annem,babam,Ali,İsa ve ben oturuyoruz,İlknur yemekle ilgilenirken,babam İlknurdan su istiyor,İlknur yemeği bırakıp babama su veriyor,Ali uzansa alabileceği Sigara paketini İlknurdan istiyor,İsa bir başka annem bir başka isteğini İlknura söylüyor,olanları ben oturduğum yerden izliyorum,İlknur yemek tenceresi ile annem,babam,Ali,İsa arasında mekik dokuyor,müdahale ediyorum:

           -Bana baksanıza siz,bu kıza köle gibi davranıyorsunuz,kız yemek yapmaya çalışırken,elinizin altındaki Sigara paketini bile kızdan istiyorsunuz.

Bana ilk tepki annemden geliyor.

               -O,kız, bu işleri tabi o yapacak,biz Atamızdan böyle gördük.

             -Anne belki Atalarınız yanılmışlardır, size yanlış öğretmişlerdir,birde böyle düşünün,anne ben Ceza evindeyken çocukları hep benimle korkutmuşsunuz,çocuklara,abiniz Ceza evinden bir çıksın, bakın sizi ona nasıl dövdüreceğim diyormuşsun,ben Ceza evinden kardeşlerimi dövmek için gelmedim,kardeşlerimi tanımaya çalışıyorum.

           Annem:

                         -Sen İlknuru yanına oturtuyorsun,sohbet ediyorsun kız kısmısı öyle otururmuymuş.

          ALİ:

                  -İlknur kurtarıcın geldi,abim Ceza evinden çıkarsa köyde durmam diyordun.

      Ben:

                -Ali bak ben daha tahliye olmadım,Mecliste İnfaz Kanunuda değişiklik yapılmasını öngören Yasa, tartışılıyor,İnfaz Kanunu değişirse en fazla bir ay içinde Tahliye olurum,Tahliye olursam,köyde kalmam,bak seninde İsanında işi yok, babamın Emekli maaşıyla zor geçiniyorsunuz inşallah İnfaz Yasası çıkarda o zaman bu meseleleri daha geniş konuşuruz .

İzinde kaldığım bir hafta boyunca,annemin, babamın dengesiz davranış biçimleri canımı çok sıkıyor,yinede kardeşlerimle bir arada olmak burukta olsa bana huzur veriyor,bir defasında annem:

               -Oğlum Mustafa,İsaya Tarlaya git dedim,gitmedi İsaya iki tokat çakıp tarlaya göndersene,annem tarlaya git deyince neden gitmiyorsun de.

              -Anne sana daha öncede söyledim ben Ceza evinden kardeşlerimi dövmek için gelmedim.

             -Ben birşey söyleyince yapmıyorlar,senin her söylediğini yapıyorlar,ben söyleyincede yapsınlar ben Atayım.

            -Anne şurada bir hafta kalıp Ceza evine geri döneceğim,bu süreyi sizinle kavga ederek geçirmek istemiyorum.

Köyden Karabüke gidince karşılaştığım eski Ülkücü arkadaşlar,hoş geldin geçmiş olsun diyorlar,sonra uzaklaşıyorlar;MHP İl Başkanı Metim,Ülkücü arkadaşlardan topladığı bir miktar parayı cebime koyuyor:

                 -Toker adedtendir,yanlış anlama bunu kabul et.

 Ben Ceza evindeyken çok şey değişmiş,insanların giyimlerinden davranış biçimlerine kadar yabancı bir dünyada gibiyim,ben yetmişli yıllarda kalmışım,dışarıda yaşayan insanlar doksanlı yılları yaşıyorlar, Ceza evine girdiğim zamanlar çocuk yaşta olanların çoğu evlenmiş,çocukları bile olmuş.

Bir haftalık izin süresi doluyor,Ceza evine geri dönerken,annemden,babamden gördüğüm davranış bozuklukları yüzünden,moralim bozuk,kardeşlerimin yanında kalıp onlarla doyasıya sohbet etmiş olmak tek tesellim oluyor.Konya yarı açık Ceza evine döner dönmez,Mecliste İnfaz Kanunu ile ilgili çalışmalar hızlandırılıyor,İhsandan Fatihteki adresine ve telefon numarasını istiyorum:

                  -Benim ablamda İstanbulda oturuyor,ablamlara geldiğimde görüşürüz İhsan.

           İhsan:

                       -Tabii sana adresi vereyimde,gel Parsayı sen topla.

                       -Tamam kalsın İhsan,sen Ülkücü oluşunu,Ceza evinde yatışını dışarıda paraya çevirmeyi düşünüyorsun.

Konya yarı açık Ceza evine izinden döndükten bir hafta sonra yeni İnfaz Kanunu Yasalaşıyor,İdam Mahkumları da dahil,  ağır Cezalara Mahkum olanlar,Ceza evlerinde 10 yıl kalmışlarsa,bırakılmalarını Tahliye olmalarını ön göran İnfaz Yasasıyla serbest bırakılıyorum.

       Tarih:13-Nisan-1991

 

             Ülkücülerin bir kısmı 12 Eylül 1980 Darbesinden önce,yaptığımız Silahlı Mücadele ile,Türkiyenin Koministlerin eline geçmesini engelledik,bu bizim başarımızdır diyorlar,aslında biz başaramadık,başarılı olanlar Darbeyi yapanlardı,Dokuz Işık Doktirininin her bir tane ışığı için darbeciler,bir Ülküdaşımızı Astılar İdam ettiler.Koministlerin 52 Franksiyonu olduğu söyleniyordu,Darbeyi yapanlar,her Franksiyon için bir Kominist Astılar,sonuçta,Dokuz Işığa Dokuz İdam,elli iki Franksiyona elli iki İdam Cezası,Darbeyi yapanlar tarafından İnfaz edildi.

     Biz Ülkücüler,başarsaydık şu anda Ülkemiz,tek Liderli tek Meclisli Dokuz Işık Doktirini ile Yönetiliyor olurdu.Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensupları,12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında 9 Ülküdaşımızı Asarlarken aslında kendi İplerini çektiklerini 30 yıl sonra hazin bir şekilde anlayacaklardı.

       Dünyada yaşayan bütün insanlar,bir insana kötülük yapmak hususunda birleşseler,o insana Allahın izin verdiğinden daha fazla kötülük yapamazlar,Anılarımı Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeşin sözleri ile sonlandırmak istiyorum:,

           Bizim Davamızda İslam Dinine aykırı hiç bir şey olamaz,Davadan döneni vurun,ben dönersem benide vurun.

                                    Alparslan Türkeş.

Her bir Işığı için, bir Ülküdaşımızın İdam Sehpalarında İnfaz edildiği,Dokuz Işık Doktirini ve İdam Sehpalarında Şehadet Şerbetini içen Ülküdaşlarımız.

1-MİLLİYETÇİLİK   7-10-1980 MUSTAFA PEHLİVANOĞLU

2-ÜLKÜCÜLÜK    2-6-1981  CEVDET KARATAŞ

3-AHLAKÇILIK  20-8-1981  İSMET ŞAHİN

4-İLİMCİLİK  27-3-1982  FİKRİ ARIKAN

5-TOPLUMCULUK  2-5-1982  CENGİZ PAKTEMUR

6-KÖYCÜLÜK   13-8-1983   ALİ BÜLENT ORKAN

7-HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK 30-1-1983 AHMET KERSE

8-GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK 5-6-1983 SELÇUK DURACIK

9-ENDÜSTİRİCİLİK VE TEKNİKÇİLİK 5-6-1983 HALİL ESENDAĞ

        Bütün Şehitlerimizin Ruhu Şad olsun

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

TOPLUMUN KARAKTERİ

23 Haz

Çocukları Üniversitede okuyan annelerin babaların çoğunluğu, memleketimizin yönetim kadrolarını oluşturan bu gençleri değerlendirirken, o artık Üniversiteli, kendi hayatıyla ilgili tercihlerini yapma noktasında ona müdahale etmek, yönlendirmeye çalışmak doğru olmaz, Üniversitede okuyan insanın hayatının her alanında kendi iradesiyle vereceği bütün kararlara, ve uygulamalara saygı duyarım, herhangi bir hususta bana danışırsa fikrimi söylerim, o benim söylediklerimi onaylar yada reddeder, ben işin bu kısmıyla ilgilenmem diyen, yaşamı böyle algılayanların farklı kültürlerden gelmeleri, Üniversiteli gençlere bakış açılarını değiştirmiyor. Okumanın önemini hiç kimse inkar edemez,küçümseyemez ancak aklı başında her insanın kendisine sorması gereken, ben nasıl yaşamalıyım? sorusunun Üniversitelerde gençlere verilen eğitimlerde, ve yaşam pratiklerinde cevaplarının çok çeşitli olduğu gerçeğini bilmeyen yoktur.Anne babaların Üniversiteli gençleri nefisleriyle baş başa bırakmaları, onların seçtikleri yaşam tarzlarına kayıtsız kalmaları doğru bir yaklaşım değildir.Büyükleri tarafından kontrol edilmeyen, milletimizin kabullendiği inaç ve değerlerin çerçevesinin içinde tutulamayan,yaşam tarzları çeşitlenen,zaman zaman birbirine karışan yaşam biçimleri, toplumumuzun karakterinin belirsizliğine yol açmıştır.

MUSTAFA TOKER

 

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

NE OLACAK GARİBANIN HALİ

14 Haz

Genel ve yerel seçimlerde,siyasi partilerin vatandaşlarımıza makarna,pirinç dağıtarak oy toplamasını eleştirenleri,bu işleri siyasete bulaştıranların küçümsenmesini,televizyon programlarında değerlendiren bir takım AKP li insanlar,seçimlerde makarna,pirinç dağıtmak halka hizmettir;hayatında pirinç pilavının nasıl bir şey olduğunu bilmeyen insanlarımız var,bu insanlar bu sayede pirinç pilavının tadını öğreniyorlar,seçimlerde siyasi partilerin dağıttığı paketleri alanlar,aldıkları paketlerin karşılığında

o partiye oy verebilirler,böyle yapmaları son derece doğal bir şeydir cümlesini utanmadan,sıkılmadan göğüslerini gere gere haykırıyorlar;halkımızın kendilerini bir kilo pirince muhtaç hale getirenlere,tek bir gün yiyeceği pilav karşılığında,iktidarda kalacakları 4 yıl boyunca el açıp dilenerek yaşamayı kabullenmesinin neresi doğal anlayamadım;diğer taraftan AKP in seçimlerde dağıttığı makarna,pirinç karşılığında oylarını satan insanların %50 oyla iktidara getirdiği,AKP hükümetinin karşısında yer alan muhalifler,bu memlekette AKP %50 oy aldığına göre,milletimiz halinden son derece memnun olmalı,anlaşılan herkesin tuzu kuru,bundan sonra hiç kimse geçinemiyorum diye ağlamasın,halinden dert yanmasın inanmayız derken,muhalefet kanadında yer alan bir kısım iş adamları,daha önce fakir fukaraya yaptıkları yiyecek,giyecek,yakacak yardımlarını,dahası çocuklarını okutamayan ailelerin çocuklarına yaptıkları eğitim yardımlarını,bundan sonra yapmayacaklarını öfkeli bir şekilde ifade ediyorlar ve ekliyorlar,her kes halinden memnun ise,halkımızın AKP hükümetinden şikayeti yoksa,bundan sonra bütün problemlerini AKP ile çözsünler,bize gelip ağlamasınlar diyorlar,bu tabloya bakınca,yine olan garibana olacak demeden edemiyor insan;unutmayın AKP ye oy vermeyen %50 nin içinde de garibanlar var.

MUSTAFA TOKER

 

 
2 Comments

Posted in Ekonomi

 

HUKUK

13 Haz

Bir ilimizin, Cumhuriyet Başsavcılığını başarıyla yürüten insanla sohbet ederken, söz Türk ceza kanununda hürriyeti bağlayıcı cezalar verilebilen, maddelerin sayısının çokluğu noktasında yoğunlaştı;Türk ceza kanununda bir insanın davranış biçimini, suç sayan bine yakın madde vardı, sayın Savcıya şu anda bir insanın hürriyeti bağlayıcı anlamda işleyebileceği kaç tane suç sayabilirsiniz? ezberinizden diye sordum-35 tane sayabilirim herhalde dedi, ceza hukukunda hürriyeti bağlayıcı suç kapsamına giren bütün fiiller, güvenlik birimleri tarafından değerlendirilerek, tutuklamalar yapılırsa dışarıda yaşayacak insan bulamazsınız, bu kadar çok hürriyeti bağlayıcı kanunu,gerekli gördüğünüzde istediğiniz her insanı tutuklayabilmek içinmi yürürlükte tutuyorsunuz?

Savcılar,Hakimler,Barolar bu durumu düzeltmek için hep birlikte neden çalışma yapmıyorsunuz?Savcı bey cevap veriyor-bu işler o kadar kolay değil, bir dönem savcılıklara Türkiye’de hırsızlık suçunu işleyenlerin, tamamına yakını yakalanmasına rağmen hırsızlık olaylarının her yıl artış göstermesinin sebebi nedir? Diye soran bir Tamim gönderdiler, ben cevaben siz grip hastasına da,kanser hastasına da,ülser hastasına da tedavi edici olarak gripin veriyorsunuz, halbuki gripin sadece grip hastalığının tedavisinde kullanılır yazıp gönderdim.Başıma gelmeyen kalmadı;sen bizim ceza hukukumuzu beğenmiyor musun dediler,sen koministmisin dediler neredeyse işimden oluyordum o yüzden bu meseleyi kapatalım, Türkiye’de bazı şeyleri değiştirmek çok zor dedi.Ben tekrar bütün Hukukçulara soruyorum;Türk ceza kanununda bulunan, hürriyeti bağlayıcı cezaların verile bildiği maddelerin bu kadar çok olması, sizleri hiç rahatsız etmiyor mu.?

MUSTAFA TOKER

 

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

PATLAYICILAR

07 Haz

Herhangi bir mekanı, gurubu hedef edinerek yapılan bombalama eylemlerinde, eylemi yapanlar, sadece seçtikleri hedefin zarar göreceği inancıyla hareket ediyorlar;boş bir mekana konulan patlayıcı, infilak edince patlamanın havada oluşturduğu yüksek basınç ve ses düzeyi, etrafta yaşayan bütün canlılarda hayati önem taşıyan rahatsızlıklara sebep oluyor;eylemciler genellikle hedeflerinin dışında, patlamanın hedefi olanların varlığını akıl edemezler, patlayıcı yerleştirenler o andaki pisikolejileri gereği, yerleştirdikleri bombanın patlama sesini duymadan, patlayıcıyı koydukları yerin yakınlarından ayrılamazlarmış, patlamayı duyduklarında “Yaşasın başardım”diyerek olay yerinden ayrılıyorlardır herhalde. Bombanın sadece hedefi vuranı bile, o alanda hedefin dışında kalan bütün canlılara çok büyük zararlar veriyor; bu tür eylemleri yapanlar, yakalanıp cezalandırılsalar bile cezalarını çekip toplumun içine geri döndüklerinde, sokaklarda, parklarda, kahvehanelerde hedeflemedikleri halde büyük zarar verdikleri insanlarla karşılaştıklarında, yıllar önce eylem yaparken, zarar verdiklerini akıl edemedikleri hedeflerinin dışındaki kurbanları, bombacıları yaşamları boyunca rahatsız edecektir;patlayıcıları icat edenlerde kullananlarda bu vebalden kurtulamazlar.

MUSTAFA TOKER

 

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

ZORUNLU PROJELER

05 Haz

1980 Yılında Dünya Kapitalistleri Neo Libaralizim adıyla liberal ekonomik sisteme geri döndüler;sistem Uluslar arası ticarette sınırları kaldırırken, devlet mekanizmasını küçültüyor, Dünyayı tek merkezden yönetmeyi öngörüyordu;Liberal sistemde Devlet, istihdam sorununu özel sektöre bırakıyor, elindeki işletmeleri de özelleştiriyordu,Devlet kar etmeyen bir işletmeyi, vatandaşları işsiz kalmasın diye ayakta tutmaya devam ederken, özel sektör kar etmeyen işletmeyi kapatıyordu;Devlet zarar eden bir işletmeyi, kar ettiği işletmelerden sübvanse ederek, vatandaşlarının işsiz kalmasının önüne geçiyordu;Özel sektör zarar eden işletmeyi bir gün bile açık tutmaz kapatırdı, özel sektörün elindeki yatırıma dönüştürülebilir sermaye oranı, devletin yatırım imkanlarıyla kıyaslanamayacak kadar azdı;İstihdam sorununu tamamıyla özel sektöre devreden Devlet, kamuya ait işletmeleri hızlı bir şekilde özelleştirdi;Dünyadaki Kapitalist devletlerin tümünde işsizlik çığ gibi büyüdü;Liberal sistemin daha önceki uygulamalarında çare bulamadığı, bundan sonrada çare bulamayacağına inandığı işsizlik problemi, liberal sistemin kronik hastalığıdır;hastalığı üretenler çareyi, işsizlere, ev hanımlarına, yoksullara para yardımlarıyla birlikte bu insanların sosyal güvenceye kavuşturulmaları şeklinde bulmuşlardır.Siyasi partilerimizin tamamının seçimlerde proje diye sundukları bu tür vaatlerin kaynağı, çıkmaza giren işsizlik probleminin çözümsüzlüğüdür.

MUSTAFA TOKER

 

 
2 Comments

Posted in Genel

 

TANRI KOMPLEKSİ

29 May

Kendilerini sosyal, kültürel alanda yeterince yetiştirememiş, kalabalıkların önünde kendisini ifade etmekte zorlanan, Ülkücü camiaya yeni adım atmış gençlere, Ülkü ocakları bünyesinde kendilerini aşmaları, ileride toplum içerisinde seçkin bireyler haline gelmeleri için, Ülkücü gençlere, sosyal, siyasal, ekonomik alanlarda branşlarında uzman insanlar tarafından seminerler verilirdi;seminerlerde anlatılanları anlamak, kavramak isteyen Ülkücü gençler seminerci ağabeylerini pür dikkat dinlerlerdi;katılımcı gençler seminer bitiminde, anladıkları kadarıyla öğrendiklerini aynı ortamda anlatmak zorunda olduklarını bilirlerdi.

Seminerlerde anlama, anlatma zorluğu çeken Ülkücü gençler tespit edilir, onlarında diğer kardeşleri gibi iyi yetiştirilebilmesi için özel çaba sarf edilirdi;kabiliyetli olan Ülkücü gençler, kabiliyeti zayıf olan kardeşlerini kendi seviyelerine çıkarabilmek için gayret sarf eder, bu işi yaparken onları motive etmeyi ihmal etmezlerdi.Ülkücü camiaya mensup insanlar arasında, hayatın her alanında güçlü bir dayanışma hakimdi;Ülkücülerin arasında, arkadaşa hasetlenmek, kabiliyetli Ülküdaşlarının önünü kesmek için entrikalar çevirmek, Ülküdaşlarının geleceğini kurgulamak gibi Tanrıyı oynama hastalığı yoktu.

Ülkemizde faaliyet gösteren diğer siyasi guruplara mensup insanların, doğal karşıladığı, Tanrıyı oynama hastalığını salgın bir virüs gibi Ülkücü camiaya sokanlara lanet olsun….

MUSTAFA TOKER

 

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

İNANÇTA LÜMPENLER

24 May

 

Televizyonda CNN Türk kanalında, Ahmet Hakanın hazırlayıp sunduğu programda katılımcı Orhan Bıçakcıoğlu, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra hükümlü olarak kaldığı Çanakkale E-Tipi cezaevinde, Ülkücü koğuşlarda kumar oynamak, alkol kullanmak yasak olduğu için ülkücü koğuştan ayrılmış,tarafsız koğuş denilen itirafçıların barındığı C-4 koğuşuna geçmiştir;kaçakçılık suçundan hükümlü hemşerisi, Necati Kolot uda C-4 koğuşuna yanına alan Bıçakcıoğlu, aradığı geniş ortamı C-4 koğuşunda bulamayınca hemşerisiyle birlikte E-1 adli mahkum koğuşuna geçmiş, cezasını bu koğuşta infaz etmiştir.Ahmet Hakanın programında Bağımsız Ülkücüler Federasyonunu temsilen konuştuğunu söyleyen Bıçakcıoğlu nun, Federasyon arkadaşı Adnan Baran da Çanakkale E-Tipi cezaevinde ülkücü koğuştan ayrılmış, kendisi gibi düşünen yaklaşık yirmi arkadaşıyla, D-7 koğuşuna geçmişlerdir.Çanakkale E-Tipi cezaevinde kendilerini şeriatçı ilan eden bu guruba mensup insanlar, Ülkücüleri İslami dergiler aracılığıyla Müslüman olmaya, hidayete ermeye davet etmişlerdir;kısa süre sonra kaldıkları E-Tipi ceza evlerinden, Gazi Antep E-Tipi cezaevine götürülüp, burada bir koğuşa toplanan gurubun insan sayısı yüze yakındı,kendilerine Lider olarak Mehmet Sümbülü seçmişlerdi;bu insanlara Ülkücülerden neden ayrıldınız? Sorusu sorulduğunda-Biz Müslüman olduk diyorlardı;Siz Ülkücüyken Müslüman değilmiydiniz sorusuna-Müslüman’dık ama cahildik,ceza evlerinde okuduk dinimizi öğrendik,geçmişte birçok insanın Ülkücü olmasına vesile olduk,bu yüzden vijdanen rahatsız oluyoruz,Allah katında vebal taşıyoruz,Ülkücüleri Müslüman olmaya ısrarla çağırmamızın sebebi budur diyorlardı.

 

Yukarıda anlattığım tür insanlar, şimdilerde Televizyon kanalları aracılığıyla Ülkücülüğün sınırlarını belirlemeye,Ülkücülere yön vermeye çalışıyorlar.

 

MUSTAFA TOKER

 

 
2 Comments

Posted in Siyaset

 

BOZKURTLARIN DİRİLİŞİ

13 May

Ülkücüler dava adamıdır;hiçbir ülkücü Bülent Didinmezin, İhsan Barutçunun, dahası Sayın Devlet Bahçelinin adamı değildir;insanlar gelip geçici, dava kalıcıdır.

Ülkemizde, Türk İslam Ülküsü davasının temellerinin atıldığı ilk günden buyana, nesiller değişmiştir;bu gün, Türk İslam ülküsüne inanan Boz kurtlar, aynı inaçla mücadelelerine devam ediyorlar.

Dünyada yaşam devam ettiği sürece, Türk İslam ülküsü davasına yürekten inanan, ülkücülerin davalarını, yeryüzüne hakim kılma mücadelesi devam edecektir.

Dünyadaki bütün devletlerin, halklarının inaçları çerçevesinde hukuk sistemleri vardır;Toplumun siyasi,sosyal,ekonomik, kültürel alanlarda, uyması gereken meşru ve meşru olmayan sınırları belirleyip, bu sınırların devlet otoritesiyle korunmasını sağlamaya çalışırlar.

İslam hukukunda da suç ve ceza vardır;İslam toplumunda suç işleyende, cezalandırılanda müslümandır;ilk insan ilk Peygamber Hz Adem (as)Allah (cc) tarafından cezalandırılarak yeryüzüne sürgüne gönderilmişlerdir.

Yeryüzüne adaletiyle ün salmış İslam halifesi Hz Ömer(ra)Müslüman cemaate hitaben-Ben İslami ölçülere riayet etmezsem ne yaparsınız? Sorusunu yöneltince Cemaatte bulunan Müslümanlar hep bir ağızdan,seni kılıçlarımızla doğrulturuz cevabını vermişlerdir;Cemaatte bulunan hiçbir Müslüman ben davamdan vazgeçerim dememiştir.

 

Ülkücü camiaya mensup olan, davaya yürekten inanan, samimi dava adamları;davalarına riayet etmeyenleri, ya kılıçlarıyla doğrultacaklardır, yada saf dışı bırakacaklardır.

Allah(cc)Camiamızı her türlü kötülükten korusun.

MUSTAFA TOKER


 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

TEŞHİRCİLİK

10 May

Meşru olmayan yollarla, insanların cinsel yaşamlarını bütün çıplaklığıyla dünyaya sergilemek, yatak odaları üzerinden siyaset yapmak tehlikeli bir iştir.

Sayın Başbakanımız R.Tayip Erdoğan yaptığı açıklamalarda Bu olayları hoş görüp desteklemiştir.

AKP milletvekili  adayımızda, bundan sonra millet vekillerimizin tamamı özel yaşamlarında çok dikkatli olmak zorundadır, teknoloji çok ilerledi cümlesini kurarak, gizli kamaralarla yapılan, siyasete rezalet karıştırma yanlışını hoş görüyle karşılamıştır.

Bizler şeriat toplumunda yaşamıyoruz, kaldı ki şeriat toplumunda da insanların ayıplarını araştırıp deşifre etmek, hoş karşılanmayan bir insan davranışıdır.İki taraf şikayet etmediği sürece, zina suç değildir diye kanun çıkaracaksınız, genel evlere meşru kadın satma ruhsatı vereceksiniz, genel evlerin kapılarına devletin bekçilerini koyacaksınız. Genelevlerde para karşılığında, hayvanların bile cinsel yaşamlarında sergilemediği, davranış biçimlerinin insan müsveddeleri tarafından oluşturulmasına musade edeceksiniz. Bir kadının odasının önünde arka arkaya dizilmiş onlarca erkek müsveddesi, kadının yanına biri girecek sonra sıradaki devam edecek, bu görüntüyü çekmek için gizli kameraya ihtiyacınız yok.Bu rezaletler Devletin sağladığı imkanlarla meşru olarak her Allah’ın günü icra ediliyor.

Genelev patronlarını vergi rekortmeni ilan edip ödüllendiren

Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızda var; bu anlamda eksiğimiz yok.

Gizli kamera rezaletini meşru hale getirirseniz, bu ülkede yaşayan insanlar eşleriyle bile yatak odaların da rahat edemezler

MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

GİZLİ KAMERA

04 May

Kamuoyunun sauna çetesi adıyla tanıdığı insanların, AKP Milletvekillerini saunalarda fuhuş yaparken, gizli kameralarla izleyip kayıt altına aldıklarını  bütün vatandaşlarımız hatırlayacaklardır.AKP li vekilleri saunalarda fuhuş yaparken görüntüleyenler, Ulusal basın organları tarafından, AKP hükümetini yıkmak isteyen, Ergene kon Terör örgütüne mensup insanlar olarak kamuoyuna tanıttılar.Bu işi yapan insanlarla ilgili soruşturmalar yapıldı.AKP nin bütün yöneticileri,saunalarda AKP milletvekillerinin kırmızı noktalı görüntülerini kaydedenlerden şikayetçiydi;o zamanlar şikayetçi oldukları,lanetledikleri bu olayların benzerini, MHP yi meclis dışında bırakma hayalleriyle kendileri icra etmeye başladılar.MHP li vekillerin fuhuş görüntülerini internette yayınlayanlar, ortaya çıkarılıp tutuklanmıyorlar.MHP yi bitirmek için faaliyet gösteren AKP yanlısı Neo Ergenekon culardan neden hesap sorulmuyor?

MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

AKP NİN KORKULU RÜYASI BOZKURTLAR

27 Nis

Sayın Başbakanımız R.Tayip  Erdoğan’ın lider kadrosunda yer aldığı Akıncı Gençlik Derneği mensupları, 12 Eylül 1980 Darbesi öncesinde, Marksist, Leninist, Komünist örgütlerin mensupları gibi MHP ülkücü kuruluşlar bünyesinde, siyasi çalışma yapan insanlara “Faşist”yakıştırması yapıyorlardı;Ülkücüler kendilerine “Faşist” yakıştırması yapan Marksist Leninist guruplara, kızıl Komünist;

Sayın Başbakanımız R.Tayip Erdoğan’ın lider kadrosunda bulunduğu Akıncı gençlere de, yeşil Komünist diyorlardı;Bir kısım Ülkücülerde Akıncı Gençlik Derneği üyelerine;bunlar karpuz gibi,  dışı yeşil içi kızıl diyorlardı.

Nedendir bilinmez, Akıncı Gençler sadece renkleri farklı olan Kızıl Komünist kardeşlerinin çoğunlukta olduğu mahallelerde,semtlerde barınamıyorlardı;Ülkücü Boz kurtların çoğunlukta olduğu mahallelerde,semtlerde, çadır kurup her fırsatta Ülkücülerin aleyhinde propaganda yapıyorlardı.

Ülkücüleri bilmedikleri Din için savaşan, İslami yaşantıdan uzak insanlar olarak tanımlıyorlardı;gerçek dindarlar onlardı,yakınlık kurabildikleri Ülkücüleri Akıncı olmaya davet ediyorlardı.

 

Akıncı Gençlik Derneği üyeleri yaşamları boyunca, Akıncı kelimesinin ifade ettiği yaşam tarzını hiçbir zaman sergileyemediler.

 

Ülkücü geçlerin, Akıncı gençlere renk değişikliğinden dolayı (yeşil komünist)gösterdiği hoşgörüyü, zaman zaman istismar ettiler;ortalığın sakin olduğu geceleri fırsat bilerek, sokaklara çıkan Akıncı gençler,MHP Ülkücü kuruluşların propagandasını yapan sloganların yazılı olduğu yerlerde, tahribat yapıyorlardı,en basit şekliyle boya, fırça, alıp MHP nin .H. sini karalayıp, yerine .S. yazıyor, MHP yi MSP ye dönüştürüyorlardı;bu şekilde yazı, Erbakan’ın Milli Selamet Partisinin oluyordu;Ülkücü Boz kurtlar bu işleri yapan Akıncı Gençleri suçüstü yakaladıkları zaman, önce sorguluyorlar, sonrada renkleri farklı (yeşil komünist)olduğu için bağışlayıp,ders alsınlar diye ellerindeki fırça ve boyalarla MHP ülkücü kuruluşların sloganlarını yazdırıp,sabah ezanıyla birlikte Akıncı Gençleri Camiye, Namaz kılmaya götürüyorlardı.

 

AKP nin çatısını yukarıda anlattığım insan tipleri oluşturdu.

MUSTAFA TOKER

 

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

SOKAKLAR

26 Nis

İstanbul’da yürüyüşe çıkıyorsunuz,tanımadığınız biri geliyor;

Abi ben Erzincan’dan çalışmaya geldim,çalışacağım iş yeri iflas etmiş, sokakta kaldım bana geri dönmem için bilet parası verirmisin.

Yalan söylediğini anlıyorsunuz, para vermiyorsunuz;aynı insan tekrar tekrar karşınıza çıkıp aynı istekleri tekrarlıyor,tersliyorsunuz o anda 5.6.kişi oluveriyorlar, sizi dövmeye kalkıyorlar,boş olmadığınızı anladıklarında, topuklayıp kaçıyorlar.

Bir başka zaman, metronun girişinde bekleyerek, önüne gelenden metroya binmek için bilet isteyen adam, bilet parası vermeyenlere sataşıyor;sokak aralarında, gece gündüz demeden esrar içen gençlerin içinden bazıları, bu işin ticaretini yapıyorlar; aşina oldukları insanlara esrar satmayı deniyorlar, amaçları, esrar kullanan insanların sayısını artırmak;isteklerine boyun eğmeyen insanlardan, gözlerine kestirdiklerini hırpalıyorlar,esrar içmeye zorluyorlar.Her sokak başında, işsiz,serseri kılıklı üç, beş kişi sabahtan akşama kadar dikiliyor,sokağa gireni çıkanı izliyor,hangi evde, hangi saatlerde insan olmadığını belirliyor,evlerde hiç kimsenin olmadığı saatlerde, evleri soyuyorlar;bütün olanı biten, polis otolarının cirit attığı caddelerde gerçekleştiriyorlar,sokak başlarından,sokak aralarından aynı serseriler eksilmiyor, son derece rahat işlerine devam ediyorlar.

Evinden işine giden vatandaşlardan biri, serserilere zarar verince soluğu karakolda alıyor;adama soruyorlar bu adamı niye dövdün?

Adamın burnuyla dişi kırılmış, doktordan rapor almış,Savcılığa ifade vereceksin, büyük ihtimalle tutuklanırsın;iyide bu ortamı onlar hazırlıyorlar,güvenlik birimleri önlem almadığı için, insanlar savunma yapmak zorunda kalıyorlar,evinden işine giden vatandaşın günahı ne?

MUSTAFA TOKER


 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

DARBELER AYIKLADI

19 Nis

Yetmişli yıllarda yetişen gençler; okuyan,araştıran,İnaçlı,aktif,neye,kime inanırlarsa inansınlar,inandığı gibi yaşamaya çalışan,anlatabilen,dinleyen,tartışabilen insanlardı.

Aynı zaman diliminde, beni sokmayan yılan bin yaşasın mantığıyla hareket eden,korkudan evinden sokağa çıkmayan,evlerde pinekleyen,sünepe,yalaka,ikiyüzlü insanlar,toplumun çoğunluğunu oluşturuyordu;karanlık güçler tarafından yapılan darbeler, kültür seviyesi yüksek,inandığı gibi yaşamaya çalışan,yürekli insanları ceza evlerine doldurdu.Toplumun dinamikleri olan bu insanları, uzun yıllar sosyal yaşamdan kopardılar,toplumdan tecrit ettiler;meydan, evlerde pinekleyen,korkudan sokağa çıkamayan,inaçsız,yalaka,ikiyüzlü insanlara kaldı.

Geride bıraktığımız 50 yılın,her alandaki yapılanmalarını,gidişatını, darbelerden zarar görmeyen, gençleri idam sehpalarında asan darbecileri alkışlayan,darbeciler sayesinde mevki makam sahibi olan, yalakalar belirledi.

Ben yetmişli yıllarda yaşanan insan ilişkilerini özlüyorum;

Ya siz ?

MUSTAFA TOKER

 

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

AKP NİN MHP Yİ BÖLME PLANLARI

15 Nis

MHP yi bölmek,küçültmek,meclis dışına itmek isteyen AKP zihniyetinin küçük hesapları;1980 12 Eylül darbesinde ceza evlerinde ülkücü hareketten ayrıldıktan sonra, bulundukları cezaevlerinden   Gazi Antep ceza evine götürülerek bir koğuşta toplanan insanlar, İslami dergiler aracılığıyla Kamuoyuna şeriatçı gurup olarak  tanıtıldılar;

Bu gurubun başında, Malki cinayetinin zanlılarından Mehmet Sümbül bulunuyordu.Haber programlarında, bağımsız ülkücüler platformunun temsilcisi olarak tanıtılan, Adnan Baran da Mehmet Sümbülün yardımcısıydı.

Gazi Antep E.tipi ceza evinde kaldıkları koğuşta İslam devleti kurduklarını,Mehmet sümbülün Halife olduğunu İslami dergilere açıklıyorlardı;bu dergilerde ayrıldıkları ülküdaşlarını;Müslümanlardan ülkücülere başlığı altında,Müslüman olmaya,hidayete ermeye çağırıyorlardı.

Kendilerine siz ülkücüyken Müslüman değilmiydiniz sorusu sorulunca cevap veremiyorlardı.

AKP bağımsız ülkücülerin temsilcisi olarak tanıttığı, Adnan Baranı MHP yi bölmek için acımasızca kullandı.

Bu günlerde Başbuğ Alparslan Türkeş in oğlunun, AKP listelerinden aday gösterilmesi, aynı mantıkla MHP ülkücü kuruluşları yıpratmak amacıyla kullanıyor.

Yetmişli yıllarda MHP ülkücü kuruluşların saflarında mücadele eden,bedel ödeyen bir kısım arkadaşlarımız AKP nin İl, İlçe yönetimlerinde, Belediye meclislerinde görev alarak AKP nin MHP yi Meclis dışında bırakma gayretlerine katkıda bulunuyorlar.

MHP ülkücü kuruluşların davaları uğruna ödediği bedeller hiçbir şekilde parasal değerlerle ölçülemez.

Allah(cc)hatasız, kusursuz insan yaratmamıştır;bütün siyasi gurupların içinde, ülkemizde yaşayan insan çeşitlerinden bulunmaktadır.birbirimizin açığını aramayı,darılmayı,kin tutmayı bir kenara bırakıp AKP ye karşı tek yürek olmalıyız.

İlk insan ilk Peygamber Hz Adem (as)Allah (cc)ın yasakladığı meyveden yedikleri için Allah (cc)tarafından Cennetten Dünyaya sürgüne gönderilmiştir;hal böyleyken ülküdaşlarımızın hatasız,kusursuz olmasını beklemeyeceğiz,onları oldukları gibi kabul edeceğiz.MHP ülkücü kuruluşlar mensuplarının birlik,beraberlik içerisinde, azimle, çalışarak ulaşamayacakları hiçbir hedef yoktur.

 

MUSTAFA TOKER

 

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

SİYASET

13 Nis


Eski Karabük Millet vekillerinden Sayın Şinasi Altın erin, Bakanlık, Başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunduğunu, Karabük’te bilmeyen yoktur.

Sayın Şinasi Altın erin, şimdiki adıyla Kar demirin kapatılmasından yana tercih kullandığını,Kar demiri kapatmayı başaramayınca,kapatmak istediği kardemire genel müdür olduğunu da bütün Karabüklüler hatırlayacaklardır.

AKP Milletvekili adayımız Sayın Mehmet Ali Şahin de, Bakanlık yapmış TBMM Başkanlığına seçilmiş bir Karabüklüdür;

Çok etkili ve yetkili siyasi yaşamı süresince, Karabük ovacık ilçesine kuş konmaz kervan geçmez bir alana, spor kompleksi yaptırmıştır.

Ankara’da makam mevki sahibi olan güçlü vekillerimiz, Karabük’e ilgisiz alakasız kalınca teşvik alamadık.

 

Buna bağlı olarak gelişen işsizlik oranının yükselişi, Karabüklüleri göçe zorladı; nüfusumuz azalınca seçimlerde Karabük ün çıkarttığı Milletvekili sayısı 3 ten 2 ye düştü.

Karabük ün insanı sabırlıdır ama bir yere kadar.

Bir dönem Karabüklülerin sabrının bittiği zaman dilimi, Sayın Şinasi Altın erinde siyasette bitişiyle sonuçlanmıştır

 

MUSTAFA TOKER

 

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

PERDE ARKASI

10 Nis

Bizim toplumumuzda yaşanan bütün ilişkilerde perde arkası olayı varmıdır bilinmez ama, zaman zaman köşe yazarları ve haber yorumcuları tarafından olayın perde arkası aslında ne oldu?Sorusuyla perde arkasını gündeme getirirler.Perdenin arkası varise mutlaka önüde vardır,perde arkası yorumcuları bütün çalışmalarında perdenin arkasında kötü şeylerin olduğunu anlatmaya çalışırlar,bu işi yaparken kendilerini perdenin önünde olan insanların içinde kabul ederler ve perde arkasını olumsuz bir şekilde eleştirirler.Perde arkası edebiyatı yapanların,, perde arkasında mutlaka arkadaşları olmalı veya kendileride perde arkasında bulunmalıdırlar ki orada olup bitenleri millete gerçekci bir şekilde anlatabilsinler.Kendilerini perdenin önünde kabul eden bu insanlar doğru bir perde arkası yorumu yapabilmek için dolaylı yada direkt olarak çok eleştirdikleri o perdenin arkasında kendileride olmak zorundadırlar.
Yukarıda anlattıklarımızla perde arkası edebiyatı yapanların alakası yok ise, perde arkası diye kendi hayallerini anlatıyorlardır.Bu durumun başka bir açıklaması olduğunu sanmıyorum.
MUSTAFA TOKER

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

PARA TANRIYA BOYUN EĞENLER

06 Nis

 

AİLE İÇİ ŞİDDET

03 Nis

Bazen ağabeyi ablası,bazende babası annesi çocuğun elinden tutup yanı sıra yürütürken, kendi adımlarıyla çocuğun adımları eşitmiş gibi normal adımlarla yürür;çocuğun onlara ayak uydurmak için koşmak zorunda kaldığının farkında olmadan yürümeye devam ederler.Çocuk yorulup yürüyemez olunca,büyükler bu durumun suçlusu sanki çocukmuş gibi en iyimser olasılıkla onu azarlarlar.Bir başka zaman sebebi ne olursa olsun büyükler çocukları döverlerken çocuğun dayanma gücünü göz ardı ederek, sanki kendi emsalleri bir insana vuruyorlarmış gibi şiddetle darbe vururlar küçücük çocuğa;çocuğun o darbe yüzünden çektiği ızdırabı hayal bile edemez o insanlar.Bazende büyükler tabak bardak kırınca suç sayılmaz,bu işi çocuklar yapınca adeta kıyameti koparır büyükler;halbuki   çocukların daha çok hoş görüyle karşılanması gereken bir durumdur bu.

Bazen kayınpederinin,kaynanasının,kocasının kendisine yaptığı eziyetler karşısında sahipsiz,çaresiz kalan 1 anne bütün bu ezilmişliklerin acısını çıkartırcasına döver kendisi gibi aciz masum yavrusunu.

Peygamber efendimiz(s.a.v)insanın kafa bölgesine darbe vurulmasını yasaklamışken, biz hemen hemen bütün kavgalarımızda karşımızdaki insanın kafa bölgesini hedef seçeriz her nedense;belkide bu kadar şiddetle iç içe yaşayan bir toplum olmaktır, bizi diğer toplumlardan geride bırakan ne dersiniz?

MUSTAFA TOKER

 

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

YANLIŞ BİLİNÇ

29 Mar

Toplumumuzun arasında Müslüman olmayan unsurlar tarafından yayılmış yanlış bilinç oluşturma faaliyetleri, son yıllarda olumsuz etkilerini, hiç okumamış insanlarımızın bile kolayca anlayabileceği şekilde, bozuk insan ilişkileri oluşturdu bizim ülkemizde.İş buldun sıvış aş buldun giriş sözünün, bende Müslüman’ım diyen insanlarla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.Bu söz halk arasında sanki doğruları anlatan bir cümle gibi konuşulur, ve konuşula,konuşula,farkında olmadan uygulanır hale gelmiştir.Peygamber efendimiz (S.A.V) üç insanı oturup hiç iş yapmazken görür, yanlarından selam vermeden geçer,dönüşte o insanlardan birinin elindeki çomakla yeri karıştırdığını görür ve selam verir.O üç insandan birinin elindeki çomakla yeri eşelemesini Peygamber efendimiz (S.A.V) bir uğraşı olarak görmüş, ve o insanları selam vermeye değer görmüştür.Müslüman insan iş bulunca sıvışmaz çalışır,İslam’ın düsturu budur.

Bir başka tehlikeli ve sanki doğruymuş gibi uygulanan söz; iyilikten maraz doğar sözüdür.İslam inanışında iyilik ; iyilik yapılan insanı minnet altına sokan bir davranış biçimi değildir.İyilik Allah (c.c) rızası için yapılır ve bunun sevabı iyilik yapan için yeterli bir karşılıktır.İyiliği yapan insanın, iyilik yaptığı insandan minnet borcu beklemek hakkı yoktur.Allah (C.C)Ali İmran suresi yüz dördüncü ayetinde sizden iyiye çağıran doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cemaat olsun,işte başarıya erişenler yalnız onlardır,buyurmuştur.İyilik yapma meselesine insanlarımız, İslam’ın öngördüğü şekilde bakabilirler ise, kötülükten iyiliğin doğmayacağını anlayacaklardır. Beni sokmayan yılan bin yaşasın sözüde bu tür sözlerdendir.Peygamber efendimiz(S.A.V) in meşhur hadisinde, Müslüman; bir kötülükle karşılaştığında o kötülüğe eliyle müdahale eder,eliyle müdahale edemezse diliyle müdahale eder bunuda yapamazsa kalbiyle buğz eder,bu, İmanın en düşük derecesidir der…

Müslüman; yapılan kötülüklere seyirci kalan insan değildir,kötülükleri iyiliklere çeviren insandır Müslüman.Yıllardır toplumumuzda bize öğretilen ve bizlerinde doğruluğunu araştırmadığımız, Atasözü gibi algılayıp gelecek nesillere aktarmak için uğraştığımız bir çok söz vardır,gerçekte bu tip yanlış sözler bizim toplum yapımızı çökertmek, geleceğimizi yanlış biçimlendirerek köreltmek için, bizden olmayan unsurların bizlere angaje etmeye çalıştığı sözlerdir.Güzel bir gelecek, iyi bir toplum oluşturmak için butip yanlış sözlerin gerçekliği araştırılıp, nekadar doğru olup olmadığı öğrenilmelidir.Böylelikle, doğru olan sözler toplumumuza anlatılıp, daha sağlıklı daha verimli bir gelecek oluşturmak, toplumumuzun doğru bilinçlendirilmesi için gereklidir.Allah(C.C)hepimizi hidayet üzere yaşatsın. AMİN

 

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

SOSYALLEŞME SANCILARI

27 Mar

 

İnsanlarımız toplum içerisinde hayatlarını sürdürürler iken, inandıklarını söyledikleri meşru sınırları, neden muhafaza edemezler?İnsanlara yapmayacakları şeyleri söylerler?Cami hocalarının cuma hutbelerinde,bu memlekette yaşayan insanların yediden yetmişe ezbere bildiği, zina,hırsızlık,faiz,iftira vs, nin kötülüğünü anlatmaktan öteye geçmeyen,toplumu ahlaklı hale getirme çabalarının, toplumumuzda etkili olmadığı,dini, geleneksel inançlardan kaynaklanan, ahlaki ölçülere, gerektiği gibi inanılmadığı,yaz aylarında sokaklardaki görüntülerden açıkça anlaşılmaktadır.İnsanlarımızın bir çoğu bir gün önce doğru dediği şeye, bir gün sonra yanlış diyebilecek kadar kuralsız yaşamaya alıştırılmışlardır.Bulundukları her ortamın doğrularını doğru, yanlışlarını yanlış kabul eden insanların çoğunlukta olduğu bir toplum,kimin ne işine yarar bilinmez ama,böyle olmaya zorlanan, boşluğa itilen insanların, problemlerini çözemedikleri, bunalımlarını aşamadıkları zaman, sonlarını “cinnet” “ailesini yok etti” “intihar etti”Başlıkları ile hepimiz görüyoruz.İnsanların dengeli, uyumlu,umutlu yaşayabilmelerinin olmazsa olmaz şartı, toplumun tümünün kabullenip, hayatlarına geçirebilecekleri bir hayat nizamının geçerli kılınması, dolayısı ile insanlarımız, inandıkları gibi yaşayabilecekleri ortama kavuşturulmalıdırlar.Her mahalleye semte göre, ayrı ayrı şekillenen ahlaklılık ölçüleri, bir o kadar çok çeşitlenmesine rağmen, kabullenilen ahlaklı olma ölçülerine, uyumlu hareket etmeyi, hep karşı taraftan beklemeye alışmışız.Belli bir ahlaki çizginin mensupları olan insanın, ahlaki boyutu, farklı bir gurubun içine girince onlarla benzeşmesi,bütünleşmesi, gittiği yere ayak uydurması gibi, neye inandığını, nasıl yaşaması gerektiğini bilememenin şaşkınlığı ile yaşamak, insanları bunalıma sürüklemiştir.Feodal,faşist,komünist,Musevi,Hıristiyan,Müslüman insanlar,hangisine inanırlarsa inansınlar,samimiyetle,gerektiği gibi inanan, ve inandığı gibi yaşayabileceği ortamı bulabilen, insanlardan oluşan toplumun bireyleri hem toplum ile, hemde kendileri ile barışık,huzurlu,mutlu bir hayat sürebilirler.

MUSTAFA TOKER

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

(DİŞİ KURTLAR) ASENALAR

22 Mar

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

FEODAL BEYLER

16 Mar

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

MİSTİK HEZEYAN

13 Mar

Peygamber efendimiz(s.a.v)her istediğinde Allah’tan (cc)haber alamaz Allahla (cc) görüşemezken, kendilerine şeyh diyen bir takım insanların Allahla (cc) konuştuklarını zannetmeleri, ve bir takım zavallı insanların buna inanmaları, kamu oyunda Kara ses olarak bilinen Cemalettin Kaptan ve oğlunun, Almanya’da yaşadığı yıllarda, kendilerini halife ilan ettikten sonra Almanya’nın sınırları içinde şeriat Devletleri kurduklarını zannetmeleri, bunu kamuoyuna açıklamaları, Kapitalist sistemle yönetilen Alman Devletinin egemenliğinde bu devletin hukukuna tabi olarak yaşayan insanın, kendisini halife zannedecek kadar hayal perest olduğunu idrak edemeyen, bu insanın peşinden giden insanları tanımlayacak kavramı bulmakta zorlanıyor insan.Seksenli yıllarda ceza evinde ülkücülerden ayrıldıktan sonra, İslami cemaat oluşturduğu söyleyen Malki
cinayetinin zanlılarından Mehmet Sümbül ün, 6.Antep E tipi ceza evinde kaldığı koğuşta, Şeriat Devletini kurduğunu, koğuşu paylaştığı arkadaşlarının arasında İslam adaleti üzere muamele yaptığını okuyucularına aktardı.Dört duvar arasında, sosyal yaşamdan tecrit edilmiş insanların halifesi olmuştu Sümbül.
Şimdi de İmralı da hükümlü olarak tutulan PKK liderinin, T.C sınırları içerisinde Kürt Devleti kurma hayalleri yetmiyormuş gibi, sanki böyle bir şey olacakmış izlenimi veren basın kuruluşları ve bazı politikacılar, komik duruma düşüyorlar. Bu probleme çözüm üretirken sap la samanı birbirine karıştırmayın.

 
Yorum yok

Posted in Din

 

İKTİDAR YOLUNDA M.H.P

07 Mar

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

MODERN ÇAĞIN HASTALIĞI İKİ YÜZLÜLÜK

03 Mar

 
Yorum yok

Posted in Genel

 

NASYONALİZİM FİTNESİ

02 Mar

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

Adını Koyamadım

02 Mar

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

TERÖR

28 Şub

Yetmişli yılların yaşı küçük yüreği büyük gençleri,kutsal bildikleri Din, Vatan, Millet kavramlarına hakaret eden, bu değerleri hiçe sayan Marksist,Leninist,Ateist guruplarla hem kültürel sahada, hemde fiili anlamda kıyasıya mücadele ettiler.Bindokuzyüz seksen, oniki Eylül darbesini yapanların yaptıkları en büyük yanlış, toplumun bütün manevi değerlerine sahip çıkan, bu değerleri öğrenmeye çalışan, öğrendiklerini imkanları çerçevesinde yaşamaya çalışan bu gençlerle,toplumun manevi değerleri ile çatışan, bu değerleri yok sayan gençleri aynı keteye koyup yargılamaları, cezalandırmaları, dolayısıyla pasifize etmeleriydi.Mısırlı bir yazarın Tagutlar hükmedince adlı kitabında, Mısırda yapılan bir darbe sonrasında, terör uzmanlarınca darbe yapanlar için hazırlanmış raporları okumuştum,rapordan birkaç bölümü aktarmak istiyorum.Örgüt elamanlarının elebaşlarının asılması, geriye kalan çok aktif gurubun ağır cezalara çarptırılması, ceza evlerinde sağlıklarının bozulmasının sağlanması.Bu gurup uzun süre ceza evinde tutulursa, dışarıda kalan yaşıtlarından ekonomik anlamda geride kalır,dışarıya bırakıldıklarında sağlık problemleri ile uğraşmaktan, ekonomik anlamda yaşıtlarına yetişmek için mücadele etmekten, tekrar örgüt faaliyetleri yapmaya fırsat bulamazlar.Bu gurubun afla salıverilmesi halinde, tekrar örgüt faaliyetlerine devam eden ve yakalananlar için afla salıverilmiş olmak,minnet borcu olarak kullanılıp onların konuşmasını kolaylaştırır.Örgüt elamanlarını itirafçı olmaya zorlayıp, aralarındaki güven bağını zayıflatmak,itirafçı olanları diğerlerinden ayrı bir bölüme yerleştirip, itirafçı olmayanlarla görüştürmemek, bunlar birbirleri ile görüştürüldüklerinde itirafçı olanların, tekrar örgüte geri döndükleri tespit edilmiştir.Örgütün halk tarafından onaylanan, sempati duyulan faaliyetlerinin, medya aracılığıyla ters yüz edilmesi, Halkın gözünde örgütle ilgili olumlu kabul edilen her şeyin olumsuz hale getirilmesi.Mısırlı yazarın anlattıkları ile, oniki Eylül darbecilerin uygulamaları birbirine çok benziyor.Bu gün PKK olaylarının tamamen bitirilmesi noktasında, başarı sağlanamamasının önemli sebeplerinden bir tanesi, oniki Eylül darbesiyle haksızlığa uğratılan, hak etmedikleri cezalara çarptılıran,  bir kısmı idam edilen velhasıl Devlete ve Orduya güveni sarsılan bu sivil inisiyatif  guruplarının, duyarsızlaşması hadisesidir.Polisin Bayrak yakma, yırtma olaylarında halka bu Bayrak sizinde bayrağınız, neden sahip çıkmıyorsunuz söyleminin geçerlilik kazanması için,  Dinine, Vatanına, Devletine, Milletine, Bayrağına sahip çıkan insanlarla, bu değerleri yok sayanları, devletin ayırması, olaylar geliştiğinde iki tarafı aynı kefeye koyup, teröristle mücadele polisin işi size polis kimliğimi verdilerde PKK’lıları dövdünüz, dememesi gerekir,eski yanlış tutumlar devam ettiği sürece, şimdi olduğu gibi güvenlik birimleri arkalarında yeterli halk desteğini bulamazlar,olaylara duyarsız, sessiz, pasif bir halk kitlesiyle baş başa kalırlar.Devlet bütün mekanizmalarıyla, halkla bütünleşmeli, teröre karşı gerçek gücünü kullanıp PKK terörünü bir daha hortlamayacak hale getirmeli, halkın ızdırabını dindirmelidir.

MUSTAFA TOKER

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

KURAN MUAMMA DEĞİLDİR

25 Şub

Kutsal kitabımız Kuranı kerimin sanıldığı gibi insan çarptığı hiç görülmemiştir.Kuran çarpsın cümlesini kullanıp yemin ettiklerini zannedenler, olsa olsa cinlerin çarptığı insanlardan esinlenerek bu cümleyi kuruyorlardır.Bu cümlenin toplum içerisinde sık kullanılmasından dolayı, Kuranı kerim çarpar korkusu ile Kurana el sürmeyen birçok insanımız var.İnsanlarımızın bir kısımı da Kuranı kerimi her okuyan anlayamaz Kuranı anlamak için derin hoca olmak lazım diyen, cahil insanlar yüzünden okusamda anlayamayacağım düşüncesi ile, kutsal kitabımız Kuranı kerimi duvara asarak yada rafa koyarak tozlanmaya terk ediyorlar.Bir kısım insanlarda sadece Arap harflerini öğrenip, Kuranın ne anlattığını anlamadan (Yüzünden)okuyorlar, kutsal kitabımız kuranın bize ne anlattığını öğrenmek istiyorsak Arapça’yı lisan olarak öğrenmeliyiz. Bunu yapamıyorsak Kuranı Türkçe mealinden okumalıyız.Kuran muamma değildir…Allah(c.c)kutsal kitabımız Kuranı kerimi nasıl anlamamız gerektiğini Ali İmran süresi yedinci ayetinde şöyle anlatıyor.

Sana kitabı indiren odur, onda kitabın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır.Diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar.Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar,oysa onların yorumunu ancak Allah bilir.İlimde derinleşmiş olanlar.Ona inandık hepsi Rabbimizin katındandır derler.Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.(Ali İmran süresi 7.ayet)

Dinimizi öğrenmek istiyorsak, Kuranı kerimi anlayarak okumalıyız Peygamber efendimin(s.a.v)in hayatını, hadislerini mutlaka okumalıyız.Yazımı Fatiha süresinin meali ile sonlandırmak istiyorum.

1-4 Hamd Alemlerin Rabbi,merhametli olan, merhamet eden,ve din gününün sahibi olan Allaha mahsustur.5-7(Allahım)Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin,gazaba uğramayanların sapmayanların yoluna eriştir.

Not:Ayet mealleri Diyanet işleri Dr-Hüseyin Atay Dr-Yaşar Kutlu ay tarafından hazırlanan Kuranı kerim ve Türkçe anlamı(Meal)adlı kitaptan aynen aktarılmıştır.

MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Din

 

AKP Siyasetin Neresinde

23 Şub

Ak Genç (Akıncı Gençlik Derneği)Yetmişli yıllarda sayın Başbakan R Tayip Erdoğan’ın da lider kadrosu içerisinde yer aldığı kuruluş.Ak gençliler o yıllarda uçak kaçırma, bombalama,adam öldürme, yaralama olaylarına karışmış radikal sol ve ülkücüler gibi akıncılarda on iki eylül 1980 darbesinden sonra tutuklanıp yargılanmış ve hüküm giymişlerdir.Darbenin arifesinde Ak Gençlilerin Konya da yaptıkları sarıklı cüppeli kalabalık mitinglerde, darbenin en önemli gerekçesi olarak tarihteki yerini almıştır.Akıncılar Konya mitinginde Devleti yıkmak anlamına gelen sloganlar atıyorlardı. O yıllarda ülkü ocakları mensubu ülkücü  Boz kurtlarda, Marksist, Leninist,Ateist guruplarla karşı karşıya mücadele ediyor, gençlerin bir kısmı şiddet olaylarına karışıyordu.o günlerde de bu günde ülkücü gençliğin Devleti yıkmak diye bir hedefleri, böyle bir hedefi ima edecek söylemleri olmamıştır.Yetmişli yılları yaşayan genç yaşlı her insan durumun böyle olduğunu hatırlayacaktır.O yıllarda faaliyet gösteren Ak Gençliler şiddete bulaşmış, kan akıtmış, bunlar yetmiyormuş gibi Devleti yıkmaya kalkışmış, o günün Akıncı liderlerinden Sayın R.Tayip Erdoğan ülkücüleri kandan şiddetten beslenen siyasi gurup olarak tanımlamıştır.Bu günün Ak partilileri Ak Gençli oldukları yıllarda, memleketimizde estirdikleri terör dalgasını unutulduğunu zannediyorlar. Sanının kötülüğünü unutmuşa benziyorlar.Herhangi bir yerde sosyolojik anlamda bir sistem kurulduğunda o ülkede yaşayan insanların arasında, üç çeşit insan tipi oluşur.Sistemin taraftarları olanlar,sisteme karşı mücadele eden, sisteme karşı çıkanlar, sistemin yanında da karşısında da olmayan işine geldiği gibi hareket eden, kah sistemin yanında kah sistemin karşısında olan lümpenler.Kurulan sistemin adı İslam olunca, İslami terminolojiye göre İslam Devletinde de toplum arasında üç çeşit insan tipi oluşur.İslami sistemi kabul edenler, Müslümanlar. İslami sisteme karşı çıkanlar, Kafirler. Müslüman olmayı kabul ettikleri halde kafirlere daha yakın olan, kendi menfaatleri doğrultusunda taraf değiştiren Münafıklar…Yukarıda anlattığımız her iki sistemde Ak Partiyi nereye koyacağınıza siz karar verin saygılarımla.

MUSTAF TOKER

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

Sorunlu Sorular

21 Şub

Camilerimiz de imam efendilerden vaazlar dinliyoruz, faizin, zinanın, sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu öğreniyoruz.İmamlarımız devletin bütçesinden, kendi kurumlarına ayrılan paydan, geçimlerini sağlayacakları maaşlarını alıyorlar.İnsanız düşünüyoruz. Devletin bütçesini oluşturan paraların bir bölümü, faizlerden elde ediliyor, başka bir bölümü yüksek fiyatlarla satılan, alkollü içeceklerden elde edilen paralardan oluşuyor, dahası memlekette devlet tarafından ruhsat verilerek işletilen, genel evlerden alınan vergilerde var bu paraların içinde.Müslüman Cumhurbaşkanımıza, Müslüman Başbakanımıza,imam efendiler bu durumun yanlışlığını anlatıp, bu işleri bırakmazsanız cehenneme gidersiniz maazallah diyebiliyorlar mı? Son derece demokrat olan ülkemizde soruyoruz. Boşanmış çocuklu insanlarla karşılaşıyoruz, çoğunlukla erkekler, çocukların bütün sorumluluğunu kadınlara yükleyip bu işten sıyrılmışlar.Bu Müslüman kardeşlerimiz, çocukların bakımının tümünü Allah(cc)ın eşinden ayrılan erkeğe yüklediğini bilmiyorlar mı?Birde bu beylerin içinde, boşandıktan sonra namus davası gerekçesi ile, ayrıldıkları kadınları döven,yaralayan, öldüren çeşitleri var, üstelik bunların sayısıda az değil.Siyasi çevrelerde dolaşıyoruz, siyasi partilerin yönetimlerinde koltuk kapanlar, kendi partilerinde yetkili insan konumuna getirecekleri bireyleri, ufku olmayan, bilgisiz, beceriksiz tiplerin içinden seçiyorlar.Bu durum, doğal olarak uyumlu çalışabileceğimiz insanları yönetime aldık, şeklinde ifade ediliyor.İktidar olanlar, önceden hazırladıkları projelerin bir çoğunu, oy kaybetme korkusu ile iptal ediyorlar.Ülkemizi siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yönden ileriye taşıyacak projelerden vaz geçip, yerine,partilerine oy kazandıracak beş para etmeyen projeleri uygulamaya koyuyorlar, bunun adına da halkın istekleri doğrultusunda, politika üretmek diyorlar.Oy kaygısı ile yanlış işler yapmaktan siyasi partilerimiz nasıl kurtulacaklar?

MUSTAFA TOKER

 
1 yorum

Posted in Siyaset

 

KARDELEN ÇİÇEKLERİ

20 Şub

KARDELEN ÇİÇEKLERİ

Turgut Özallı yıllarda halkı Hıristiyan olan İtalya’dan pişmanlık yasası ithal edildi.Bu yasa ile silahlı örgütlerin çözülme süreçleri hızlandırılacak,örgütler kısa sürede çökertilecekti.Yasanın olmazsa olmaz şartı yararlanmak isteyen insanların, örgütlerin bütün sırlarını anlatmaları, ve bunları ispat etmeleri idi.İtirafçı olmayı kabul edenler, namusları dışında her şeylerini paylaştığı arkadaşlarını satmaları karşılığında, cezaevlerinden salıverileceklerdi.O yıllarda cezaevinde tutulan siyasi suçlulara, gece yarısından sonra kapalı devre video sistemi ile porno filmleri izletiliyordu.

Gündüzleri basın aracılığı ile haber programlarında ispiyonculuk,jurnalcilik,dava arkadaşı satmak özendiriliyordu…O günlerde vatan satmayı,vatan bölmeyi bilmeyen, sadece farklı sistemlere inanan insanların bir kısmı bu meşru adam satma yasası sayesinde, uzun vadede satmanın her türlüsünü öğrenip icra etmeye başladılar.

Bu milletin kumaşı sağlamdı.Türk Milliyetçileri yıldırma böldürme taktiklerine rağmen, üzerlerine örtülmek istenen karanlık örtüyü “Kardelen çiçekleri”gibi, inaçları ile parçalayıp vatana,millete hizmet etmeye devam ettiler.Bozmanın yıkmanın kolaylığı yanında, onarmanın, yapmanın zorluklarını aşarak, iki binli yıllarda vatanına, milletine, maneviyatına bağlı gençleri yetiştirenlere şükran borçluyuz.

MUSTAFA TOKER

 

 
2 Comments

Posted in Siyaset

 

Paranın Gücü

19 Şub

Çok değil 30 yıl önce, okullarda öğretmenler öğrencilerini memleketimize faydalı bireyler olsunlar diye eğitir öğretirlerdi.Öğrencilere hayatın içinde yaşarlar iken, doğru bir şekilde uygulamaları gereken bütün davranış biçimlerinin eğitiminide verirlerdi.Yaygınlaşan paralı kolejler, pahalı dershaneler, öğrencileri ticaret yapılan bir iş yerinin müşterileri gibi değerlendirmeye başladılar.Öğrencilerden kazanılan paralar esas alınarak, öğrenci öğretmen ilişkileri yeniden düzenlendi.Paranın gücü eğitim kurumlarında bile bu denli belirleyici hale gelince, toplumun sosyal ilişkilerinin tamamına para tanrı gibi kurallar koymaya başladı.Siyasi arenada da toplumun manevi çürümüşlüğünden manevi çöküşünden söz edilmez oldu,refah toplumu olmanın biricik yolu insanların bol paraya kavuşturulmasından geçiyordu.Mutluluğunda,huzurunda,sihirli anahtarı para idi.Beyinlere şırınga edilen bu fikirler, lokantada yenilen yemeğe, toplu verilen ziyafete, bir çuval una, bir kilo pirince insanlarımızı oylarını satar hale getirdi.Hayatın bütün alanlarında yaşanan sosyal ilişkileri sadece para eksenli değerlendirme alışkanlığı, cinayetleri hırsızlığı, fuhuşu  tetikledi.Memleketimizde manevi değerleri tesis etme amacı güden, diyanet, cemaat, tarikat gibi oluşumlar bulunmasına rağmen, ilerleyen zamanın ibresi toplumun her geçen gün biraz daha manevi değerlerinden uzaklaştığını, hızlı bir şekilde dejenere olduğunu gösteriyor.Manevi dirilişimizi sağlamaya çalışan kurum ve kuruluşların,bu tabloyu daha fazla görmezden gelebileceklerini sanmıyorum.

 
2 Comments

Posted in Din

 

KAPİTALİZMİN KATI KURALLARI

18 Şub

KAPİTALİZMİN KATI KURALLARI 07.5.2010

Makineleşmenin, sanayileşmenin peşinden koşan ne pahasına olursa olsun sanayileşmeyi bir adım daha ileriye taşımak.Bu arada makineleşmenin oluşturduğu ekonomik,sosyal,siyasal ortamın sürekliliğini sağlamak, kendi egemenliklerini güçlendirecek projeler üretmek,dünya kapitalistlerinin önemli hedefi olmuştur.Kendi yüksek çıkarlarından başka hiç bir şey düşünmeyen kapitalist patronlar,sermaye sahiplerinin dışında kalan işçilerin iş gücünü de,diğer mallar gibi değerlendirerek,işçinin iş gücünü satın aldıklarına inanmaktadırlar.İş gücünün patrona maliyeti,çalışan işçilerin emekli olduktan sonra iş yerlerinde çalışacak yeni işçileri üretebilmeleri gayesi ile işçi sınıfının yaşamasını sürekliliğini sağlayacak, asgari geçim düzeninin aşmayacak şekilde kapitalist patronlar tarafından ayarlanmaktadır. Devamını oku. »

 
1 yorum

Posted in Ekonomi

 

PARASIZ KAPİTALİSTLER

18 Şub

PARASIZ KAPİTALİSTLER

04.6.2010

Yatları,villaları,fabrikaları olan insanları fert bazında kapitalist diye tanımlarız.Bu varlıklı zengin insanların çoğunluğu hayatın her alanında para gücünün mutlak belirleyici olduğuna inanırlar.Hayatın içinde gelişen olumlu, olumsuz bütün olayların sebep, sonuç ilişkilerini bu çerçevede anlamaya çalışan insanlar,ilişki kurdukları bütün insanlara maddi durumlarına göre değer vermeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Devamını oku. »

 
Yorum yok

Posted in Ekonomi

 

12 EYLÜLLER

18 Şub

12 EYLÜLLER

Memleketimizin gündeminde 12 Eylül 2010 tarihinde yapılmasına karar verilen, referandumda vatandaşlarımızın “Evetmi”mi “ Hayır”mı derse doğru olur,sorusunun siyasi alt yapı çalışmaları var.Karabük de en çok zarar görenler arasında ilk üçe girdiğim, çok iyi bildiğim 12 Eylül 1980 darbesi var ki bu 12 Eylüle evet demem mümkün değil….Yapılan darbe için Halk ozanımız, Devamını oku. »

 
Yorum yok

Posted in Siyaset

 

KONJÖKTÖR

18 Şub

KONJÖKTÖR

“1970 li yıllarda” CHP li Sosyal Demokratların çocuklarının bir çoğu, Radikal sol örgütlere mensuptu,Ülkücülere kurşun sıkıyor CHP yi de üs olarak kullanıyorlardı…İki binli yıllarda Sosyal Demokratlar la MHP nin koalisyon Hükümeti kurduğuna şahit olduk… “1970 li yıllarda”şimdiki AKP yöneticileri “Şeriatçı”sloganlar atarlardı,Sosyal Demokratlara ve radikal solculara Devrimci kardeşlerimiz, bizde yeşil devrimcileriz derlerdi…Şimdi MHP YE eskisinden daha fazla düşmanlar,eski dostları Sosyal Demokratlara da düşman oldular… Devamını oku. »

 
3 Comments

Posted in Siyaset